Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Karizma ne zaman değerlidir?

Siyasi haklarını Anayasa Mahkemesi kararıyla elde etmiş Tayyip Erdoğan, hiç kuşkusuz, 'karizmatik' bir lider; başına geçeceği yeni oluşum, biraz da onun sayesinde, daha şimdiden rüzgârı arkasına almış görünüyor. İstanbul belediye başkanlığı döneminde kazandığı güven 312'lik olduğu günlerdeki mağduriyetiyle birleşince, bu coğrafyada nâdir karşılaşılan bir 'efsane' haline dönüştü Erdoğan. Bu görüntüden, epeydir beklenen 'bölünmemiş iktidar' sinyalleri alan gözlemciler var.

"Allah vergisi" bir özellik olan 'karizma' siyasette önemli bir üstünlük; ona sahip olan lider, kendisinde varolan sınırlı hasletlerin muhatap kitleler tarafından fazlasıyla algılandığı mazhariyetini yaşar. Tarihte rastlanılan karizmatik liderler, şimdi bizde esene benzer rüzgârlarla iktidarı ele geçirmişlerdi. Bu konuyu ilk kez gündeme getiren Alman sosyolog Max Weber, 'karizma'yı, iktidarın önemli bir kaynağı olarak tanımlıyor.

Çağdaş toplumlar da karizmatik lider tiplerinin etkisinden kendilerini kurtaramıyorlar. Kitleler, "Aradığımız bu" dediği zaman, dünyanın en akıllı adamları en etkili araçları kullanarak "Yanlış" diye bağırsalar bile bekledikleri sonucu alamıyorlar. Toplumlar, eğer bunu bir fırsat olarak görürlerse, öyle bir lider döneminde büyük fedakârlıklara katlanabiliyor, sorunlarını daha kolay çözebiliyorlar. Tayyip Erdoğan'ın şahsına yönelik 'kabuller', bu bakımdan, Türkiye için de bir şans...

Daha kurulmadan böylesine bir rüzgâr estirmeyi başarmış olan 'yenilikçi hareket', bu durumun rehavetine kapılmamalı ve her şeyi kitlelerin lidere yönelttikleri iyi duyguların eline bırakmamalı. Tayyip Erdoğan'ın kitleleri arkasına takıp sürüklerken göstereceği başarı, eğer çok yönlü bir hazırlık desteğine sahip değilse, büyük sorunlarla baş etmek zorunda olan bir ülke zemininde, iktidarı gerçek anlamda bir 'ateşten gömlek' haline dönüştürebilir. Rasyonel temellere dayandırılmamış 'karizmatik' lider ürünü iktidarlar fazla uzun ömürlü de olmuyor zaten...

'Yenilikçiler', tam da bu noktada, dikkatli görünüyorlar. İhtisas gerektiren ekonomi, finans alanı, dış politika ve savunma konularında, harekete zenginlik katacak bir çeşitlilik peşinde oldukları anlaşılıyor. Sadece politikacılardan oluşan bir parti olmamalı yeni oluşum; daha ilân edildiği gün, kadrosunda, parlak diplomatlar, adı duyulmuş ekonomistler, kendini ispatlamış işadamları, uluslararası üne sahip stratejistler bulunmalı. Bürokraside pişmiş, idarecilikte deneyimli insanlar... Hak ve özgürlükler savunucusu sivil toplum liderleri... Birinci sınıf beyinler, üniversite profesörleri... Yargı dünyasından göz dolduran isimler... Karizmatik bir liderin yanına yakışacak, ihtiyatlı yaklaşımları, yakışıksız soruları geçersiz kılacak tertemiz bir kadro...

Dünyada ideolojik farklılıklar azalıyor; sol-sağ arasındaki o keskinlik artık söz konusu değil. Hukuk evrenselleşiyor, ekonomi global ekonomiye bağlanıyor, görüşler arasındaki mesafe çok kısaldı. Toplumların özlem ve beklentileri bile birbirine benziyor: Aş, iş, güvenlik, özgürlük, refah, insanca bir hayat... Bu sebeple, şaşaalı cümlelere, değişik fantezilere, göz boyamaya yönelik propaganda malzemelerine siyasette de yer yok. Süsten, tasannudan arınmış, ne dediğini yalın ve doğrudan söyleyen, temel ihtiyaçlara cevap vermeyi hedefleyen bir program yeterli.

Kendisine faaliyet alanı olarak Türkiye'yi seçmiş bir siyasi hareketin 'millici' temellere oturması doğal; ancak dünya ile buluşmayı ve eklemlendiği evrensel değerleri renklendirip zenginleştirmeyi amaçlayan bir 'millilik' olmak zorunda bu... Hassas dengeler üzerine oturan dünyadaki yeni gelişmelerin, varsılla yoksul arasındaki uçurumu derinleştirmemesini, zayıfı güçlüye ezdirmemesini, ekonomik sömürünün bir norm haline dönüşmemesini sağlamayı hedefleyen bir büyük buluşmayı gerçekleştirmeye tâlip olmalı yeni oluşum...

Türkiye sert dönüşlerin yaşandığı, toplumsal altüst oluşlara çok müsait bir ülke; bunun son iki örneği 28 Şubat'ın toplum mühendisliği zorlaması ve ekonomik krizlerdir. Türkiye'yi çağdaş bir demokrasi yapmanın yolu onu sağlam bir ekonomiye kavuşturmaktan geçiyor. Yeni oluşum, ekonomik krizin ülkeyi getirdiği dip noktayı, sonunda herkesin cebine para koyacak ve her yurttaşı hak ve özgürlüklerden yararlandıracak bir çağdaş düzene ulaşmak için kalkış noktası haline getirmeli. Başındaki yöneticinin çabaladığını ve fedakârlığa önce kendisinin katlandığını gören toplum büyük hedefler için küçük zorluklara tahammül edecektir.

'Karizma', bunu gerçekleştirmeye yarıyorsa değerlidir...


23 Temmuz 2001
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED