Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Tüketime kızmak, akıl ve çağ-dışıdır!..

Üçlü koalisyonun sözde liderlerinin beceriksizliği sonucu üretilmiş ekonomik krizler, en aklı başında kişilerin bile kafasını karıştırabilir..

Bunun belirtilerini, basında, ekonomi dünyasında ve siyasette açıklanan görüşlerden sezebiliyoruz..

Kimi "dalgalı kur"a kızıp "sabit kur ne güzeldi" diyor.

Kimse, 1980'lerde Özal'ın T.L'yi serbestleştirmesi ve hatta konvertibilite bağlamasıyla, "kronik döviz krizleri"nin, hayatımızdan çıkmasını hatırlamıyor.

Bazıları ise, daha köktenci..

Kimi yerde, krizi, "döviz spekülatörleri"ne bağlayanlara rastlıyorsunuz.

Gerek dış-satım gelirleri, gerekse İMF yardımları ile döviz darboğazı olmaması gereken bir ülkede, spekülasyon, ancak "yönetime veya ülkeye" duyulan "güvensizlik"ten ötürü yapılabilir..

Bunu pekaz kişi, ön plana çıkartıyor.

En dramatik yanlışlardan biri de, şöyle ifade ediliyor:

-Altında Porsche otomobili olan zenginler Laila'da çılgınca eğlenirken, krizin yoksullaştırdığı, işsiz bıraktığı kesimler, nasıl darboğazdan çıkabilir?

Mümkün olsa, harcama yapabilen son Türkler de, bunların eğlendiği mekanlar da, kapatılacak..

Böylece, herkes hiç olmazsa "tüketimde ve harcamada" eşitlenecek..

Söyledik ya.. Bu "sözde yönetim"in ürettiği krizler, en akıllı ve bilinçli insanların bile, kafasını karıştırabilir..

Hiç unutmamalıyız..

Dünyanın en yoksul ülkelerinde bile, büyük zenginler ve astronomik kazançlar vardır..

Ama gerçek zengin ülkelerin farkı, paranın kazanılabilmesinden öteye, rahatça, korkusuzca harcanabilmesidir.

Nitekim Suudi Arabistan'ın, Bangladeş'in veya benzer ülkelerin varlıklıları, kendi vatanlarında kazandıkları parayı, Batı Avrupa'da veya Kuzey Amerika'da harcarlar.

Bu ülkelerdeki yerli ve yabancı varlıklıların harcadığı her dolar, o ülkelerin ulusal gelirini ve refahını artırır.

Ve o rahatça harcama yapılan gelişmiş ülkelerde, "kara-para" veya "vergi-dışı kazanç", pek hayat hakkı bulamaz..

O gelişmiş ülkelerde, "servet düşmanlığı" yoktur.. Buna karşı yasa-dışı servet sahibi olanlara da, hukuk ve adalet, nefes aldırmaz..

Türkiye bu kriterleri ıskaladığı için, krizden krize sürükleniyor.. Kızılması gerekenler yerine, gözetilmesi gerekenlere öfke duyuluyor..

Türkiye'nin krizinin nedenlerinden biri, Laila'ya Porsche ile gelenler değil, Kartal Cezaevi'ne zırhlı araçlarla gidip-gelen banka hortumcularıdır..

Laila veya benzer tüm eğlence yerlerini dolduran herkesin harcadığı parayı, bütün lüks araçları toplasanız, bunların bedeli ile bir F-16 uçağı alamazsınız..

Ya da, bakanların ve yüksek bürokratların altındaki lüks araçları aynı mekanda toplayıp, bunları diskoların kapısındaki araçlarla karşılaştırsanız, devletin ne kadar çok tükettiğini ve vatandaşın ne kadar az varlıklı olduğunu anlarsınız..

İşsiz ve yoksul yurttaşların dikkatini servet düşmanlığı yerine, "Büyük Bütçeli ve Küçük Hukuklu" devlete çekmemiz gerekiyor..

Bırakalım, "meşru kazançlar"ın sahipleri, Türkiye'de de rahatça harcasınlar, yatlar, lüks otomobiller alsınlar, saray yavrusu evler yaptırsınlar..

Bunları burada yaptırmazsak, Fransa, İngiltere, İsviçre, Amerika'da yapılır bunlar. Paranın, milliyeti, bayrağı yoktur..

Parayı bir ülkeye bağlayan şey, güvendir, istikrardır, hukuktur ve akıldır.

ŞAKA

Ben döverim!.

Bir adam, randevuevine gitmiş.. Karşısına çıkan fahişeye sormuş..

-Ne kadar para istiyorsunuz?

Fahişe "Ücretim 200 dolar" demiş..

Bunun üzerine adam, 2 bin dolar çıkartmış, vermiş kadına.. Fahişe şaşırıp, sormuş..

-Neden bu kadar fazla veriyorsunuz? Özel bir isteğiniz mi var?

Adam "evet" demiş.. Devam etmiş..

-Ben beraber olduğum kadını döverim..

Fahişe, "neden döversiniz" diye sormuş..

-Verdiğim 2000 doları geri almak için döverim, demiş adam..

KISSADAN HİSSE- Bu hikayenin, verdiği krediyi geri almak için, yerel hükûmetleri döven İMF ile, ilgisi yoktur..

AYDIN DOĞAN

Yalçın Bayer ve telefonları..

Aydın Doğan'ın telefonla Yalçın Bayer'e içini boşaltması, bana eski günleri hatırlattı..

Yıl 1964'tü.. Yalçın Bayer de, ben de Cumhuriyet'in yenilikçileriydik.. Ben "Dış Haberler"de çalışıyor, yazıyordum.. Yalçın Bayer de "Haber Merkezi"nde, inanılmaz hızlı daktilosuyla, haber alıp, yazıyordu.. Meslekte ilerleyeceği belli olan, heyecanlı, dost ve temiz bir çocuktu..

1964'ün 10 Ekim günü, babam Cemil Sait Barlas'ın, Hendek'te bir trafik kazası geçirdiği haberi geldi.. Yanıma doktorları alıp, otomobille Adapazarı Devlet Hastanesi'ne gittim..

Hastanenin kapısından girdim.. Bir yetkili "Başınız sağolsun.. Babanız vefat etti" dedi..

Bu şoku yaşarken, beni telefona çağırdılar..

Telefonda Yalçın Bayer vardı..

-Mehmet Ağabey.. Baban ölmüş.. Başın sağolsun.. Kaza haberini yazdır.. Daktilo başındayım, dedi.

Aydın Doğan, telefon başındaki Yalçın'a, benim 1964'ün 10 Ekim'indeki duygularıma benzer bir içtenlikle dökmüş içini.

Ve Yalçın Bayer de, sorulabilecek her soruyu sormuş.. Belli ki bu sorular, Hürriyet çalışanlarının da zihinlerini işgal ediyor.

En azından, 28 Şubat'ta "susturulması istenilen gazeteciler" olayını doğruladığı için, Aydın Doğan'a teşekkür etmeliyiz..

Dileriz, Hürriyet'te bir daha "28 Şubat ne güzeldi" diye şarkılar söylenmez..


23 Temmuz 2001
Pazartesi
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED