T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kim haklı: Sezer mi yoksa Erdoğan mı?

Bir siyasi sistemde, ilişkiler temelde gergin olunca geleneklerin hakemlik yapma gücü azalır. Hatta yasaların yorumunda bile siyasi doz artar.

Seçim sonrası için endişe duyduğumuzu belirten ve gerekçelendiren yazılarda, bu konunun üzerinde özellikle durmuştuk. Erdoğan'ın milletvekili olmasının engellenmesine karşılık genel başkanlığı korumaya devam etmesinin seçim sonrası ilk gerginlik aracı haline getirilebileceği ihtimalinden söz etmiştik.

Zira AKP'nin çoğunluk sağlaması ya da onsuz hükümet kurulamaz sayıda milletvekiline sahip olması halinde, Cumhurbaşkanı'nın karşısına yeni bir hareket alanı çıkacak ve AKP'ye yönelik bir meşruiyet krizi, teammülleri devre dışı bırakma gücü taşıyabilecekti. Sezer, Anayasa'daki Başbakan tayin etme yetkisini kendi belirlediği herhangi bir AKP'liyi seçerek kullandığı takdirde, bu durumun kendi başına bir kriz üretmesi, AKP'ye yönelik bir iktidarsızlaştırma girişimini ifade etmesi kaçınılmaz hale gelecekti.

Bu krizin ipuçları seçimden 4 gün önce ortaya çıktı.

Önceki gece Sezer, "milletvekili olması yasaklı bir genel başkanın işaret edeceği bir kişiyi Başbakanlık'la görevlendirmesinin söz konusu olmadığını" söylerken, Tayyip Erdoğan "geleneklere göre Başbakan'ı Cumhurbaşkanı seçer ama kim olacağını biz belirleriz" diyordu.

Evet, siyasete ilişkin gizli bir gerginlik yaşanıyor olmasa, ortada büyük bir sorun yok...

Parlamenter sistem, başbakan atama yetkisi Cumhurbaşkanı'na verir. Ancak Cumhurbaşkanı'nın güvenoyu alamayacak bir Başbakan ataması ya da bir siyasi partide hiyerarşi ve yetki karmaşası yaratacak bir atama yapması, yani yetkili kurulların işaret ettiği Başbakan adayı dışında bir kişiyi hükümeti kurmakla görevlendirmesi, Anayasa'nın ve parlamenter sistemin ruhuna aykırıdır. Üstelik mevcut Anayasa'ya göre parti genel başkanı ile Başbakan'ın ayrı kişilerden oluşmasına hiçbir engel yoktur.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı'nın sarfettiği sözlere yerleşik uygulamalar açısından bir anlam vermek mümkün değildir. Ayrıca seçime birkaç gün kala Cumhurbaşkanı'nın böyle bir konuda bir açıklamada bulunarak iklimi sertleştirmesi tümüyle yanlıştır

Ancak bu durum madalyonun sadece bir yüzü...

Diğer yüzde hem siyasi dengeler var; hem AKP'nin izlediği yöntemden doğan karmaşa var.

Tayyip Erdoğan haksızca da olsa yargı tarafından milletvekili olma ve siyaset yapma yasaklısı ilan edilmişse, yine haklı ya da haksız genel başkanlığı sürdürmesinden dolayı AKP'ye kapatma davası açılmışsa; Cumhurbaşkanı'nın Başbakan belirlerken durumu kolay, alacağı tavır sıradan olamaz...

Başka bir deyişle Cumhurbaşkanı'nın koşulların oluşması halinde Başbakanlık görevini yasaklı Erdoğan'ın işaret edeceği bir kişiye vermesi ya da bir başkasını seçmesi doğrudan siyasi bir eylemdir.

Kaldı ki, seçim sonuçlarının çıkaracağı tabloya göre Cumhurbaşkanı'nın devlet çerçevesinde tek başına kadar verecek, telkin, talep ve beklentilere kapalı bir makam olacağını varsaymak safdillik olur.

İşte bu noktada devreye giren diğer faktör AKP'nin izlediği yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.

AKP birçok konuda olduğu gibi bu meselede de yanlış adımlar atmakta, kendisini ve kendisi üzerinden tüm Türkiye'yi kuşatacak sıkıntılı durumlara zemin hazırlamaktadır.

AKP'nin hukuki açıdan mağdurluğu ya da siyaset haklılığı bu noktada bir anlam taşımaz...

Bu siyasi parti mevcut konumunu, sistemin kendisine bakışını ve merkez sağ parti olma iddiasını dikkate alarak davranmak zorundadır. Koşulları zorlama yöntemi yerine, akıllı adımlarla önündeki mayınları ortadan kaldırma politikası izlemelidir.

Ama böyle yapmıyor...

Yapılması gereken Erdoğan'ın çekilmesi ve bir genel başkanın atanmasıydı; yapılmadı. Hadi bu olmadı parti tüzüğünde bir değişikliğe gidilerek, "Genel başkanlık ve Başbakanlık ayrı kişilerce yürütülür" hükmü getirilmeliydi; o zamanında yapılmadı.

Kaldı ki, bir partinin seçmenden oy isterken kimin Başbakan adayı olduğunu belirtmemesi, şeffaflık iddiasına uyan bir durum değildir. Ve bu durum, AKP'nin genel başkanlık-Başbakanlık meselesindeki görece haklılığına halel getirecektir.

Nitekim Kanadoğlu'nun genel başkanlık konusunda tedbir talebini Anayasa Mahkemesi 1 Kasım'da görüşeceğini açıkladı. Seçimlere iki gün kala yargı siyasete bir kez daha müdahele edecek hale getirildi.

Umarız taraflar en kısa zamanda doğru adımlar atarlar; aksi halde "büyük gerginliğin" ilk adımları şimdiden ortaya çıkmış sayılır...



31 Ekim 2002
Perşembe
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED