|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yeni Şafak'ta böyle...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 3 Kasım seçimi sonuçlarının, başbakanlığı Adalet ve Kalkınma Partisi'nden (AK Parti) birine vermesini gerektirmesi durumunda izleyeceği yola açıklık getirdi. Sezer, Köşk'te verdiği Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda, gazetecilerin sorusu üzerine aynen şöyle dedi: "Başbakan adayını Cumhurbaşkanı değil de milletvekili olmayan bir genel başkan mı seçecek?" Tayyip Erdoğan, bu sözlere karşılık kendince olması gerekeni şöyle özetledi aynı resepsiyonda: "Bizim yetkili organlarımız bir isim belirleyecek. Şık olan, Sayın Cumhurbaşkanı'nın Başbakanlık görevini bu kişiye vermesidir... Bu konuyu Sayın Cumhurbaşkanı ile oturup konuşuruz, müzakere ederiz... Doğrusu kendisinin bizi davet edip konuşmasıdır." Peki, bu haberi gazetelerimiz hangi başlıklarla ve hangi boyutlarla verdi? Önce tümünü aktaralım, sonra da Yeni Şafak'ın tercihine ilişkin bir şeyler söyleyelim: (manşet): "BAŞBAKANI O DEĞİL BEN TAYİN EDERİM... Cumhurbaşkanı Sezer'den, AKP Lideri Erdoğan'a sürpriz çıkış: Başbakan adayını, milletvekili olmayan genel başkan değil, Cumhurbaşkanı belirler..." (manşet): "BAŞBAKANI BEN ATARIM... Sezer'den şok çıkış: Başbakan adayını Cumhurbaşkanı değil de milletvekili olmayan bir genel başkan mı seçecek?" (sürmanşet): "KÖŞKTE DÜELLO... Sezer: Başbakanı ben tayin ederim... Erdoğan: Başbakanı benim seçmem şık olur..." (sürmanşet): "KÖŞK'TE ATIŞMA... 29 Ekim Resepsiyonu'nda Sezer'le Erdoğan arasında 'Başbakan'ı kim belirleyecek?' tartışması yaşandı..." (manşet): "SEZER: BAŞBAKANI BEN BELİRLERİM, BAŞKASI DEĞİL..." (manşet): "AKP'NİN ADAYI BENİ BAĞLAMAZ... Erdoğan'ın seçeceği bir adaya hükümeti kurma görevi vermek zorunda olmadığını söyleyen Sezer, 'Görev verilecek kişiyi Cumhurbaşkanı mı seçecek yoksa milletvekili olmayan bir genel başkan mı?' diye konuştu..." (manşet): "SEZER NOKTAYI KOYDU: BAŞBAKANI BEN SEÇERİM... Sezer'den Erdoğan'a 4 Kasım mesajı: 'Başbakanı ben değil milletvekili olmayan genel başkan mı seçecek?'" (manşet): "SEZER BOMBASI... Cumhurbaşkanı, AK Parti'nin birinciliği halinde Tayyip Erdoğan'ın Başbakan adayı dışında bir isme görev verebileceğini ima etti..." (birinci sayfa, dört sütun): "BAŞBAKANI BEN BELİRLERİM..." (birinci sayfa, çift sütun): "SEZER: HUKUKUN GEREĞİNİ YAPARIM..." İşte böyle... Çıkardığımız tam dökümden de anlaşılabileceği gibi, gelişmeyi manşet ya da sürmanşetten görmeme konusunda Yeni Şafak'a katılan tek gazete Cumhuriyet... Bu konuda fazla bir şey söylemeyeceğiz, ama belli ki önümüzdeki günlerin ve seçim sonrasının en hararetli tartışmasını başlatan bir haberin manşet ya da sürmanşetten verilmesi tercihi bize daha doğru geliyor. (Ayrıca eminiz, Cumhuriyet'in, bu haberin yerine "Çeçen terörü"nü manşete taşımasına Yeni Şafak'taki meslektaşlarımız bile şaşırmışlardır. Gene eminiz, Cumhuriyet'in okurları da hiç mi hiç memnun kalmamışlardır gazetelerinin bu tercihinden...) Şimdi gelelim "içerik" sorununa... Bir günlük gazetede başlığın görevi, haberi en kestirme yoldan ve mümkün olduğu kadar geniş bir şekilde iletmek değil midir? Bu kriteri Yeni Şafak'ın ve öteki dokuz gazetenin başlıklarına uyguladığımızda gördüğümüz şey şu: Dokuz gazetenin başlıkları -"Sezer bombası" gibi atraksiyonlu olanları bile- meseleyi okura açık bir şekilde ve doğrudan doğruya iletmek amacıyla tasarlanmış. Buna karşılık Yeni Şafak'ın "Sezer: Hukukun gereğini yaparım" başlığı okura bir şey söylemiyor; söylese de yanıltıcı bir şey söylüyor. Öte yandan, Sezer'in, bütün gazetelerdeki "Başbakan adayını Cumhurbaşkanı değil de milletvekili olmayan bir genel başkan mı seçecek?" biçimindeki sözlerinin, Yeni Şafak'ın versiyonunda "Başbakan adayını Cumhurbaşkanı değil de bir genel başkan mı seçecek" biçimine bürünmesi sorunu var... Bu da, Yeni Şafak'ın başlık tercihini anlamlandırmaya hizmet edebilecek bir başka tercih... Son sözümüz "diğer" gazetelere ve gazetecilere olacak: Biliyorsunuz, cumhurbaşkanının bu çıkışına kadar, gazeteciler Tayyip Erdoğan'ı sürekli olarak "Başbakanı belirlemesi" yönünde sıkıştırıyordu. Yani, bunu zımnen onun meşru hakkı sayıyor, cumhurbaşkanının da bu "tayin"e uymasını gene zımnen makul ve normal buluyordu. Merakımız şu: Bakalım meslektaşlarımız eski "duruş"ları konusunu deşecekler mi, yoksa durumdan memnuniyet çıkartıp "Sezer bombası"nın tadını mı çıkaracaklar? Takip edip, size aktaracağız. (A.G.) Manşet açısından bereketli bir resepsiyon!
Bu ülke gazetecilerinin "resepsiyon"lardan manşet üretme yetenekleri sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Bir bayram ya da önemli bir gün için düzenlenen resmi bir resepsiyon yok ki, ayaküstü çalışan haberciler buradan gazetelerine manşet yetiştirmesin! Tuhaf bir manzara doğrusu; bu "gelenek" belki de resmi açıklamaları çoğu zaman "tatsız" olan önemli kişilerin "mesai dışı" konuşmalarının çok daha samimi ve bereketli olmasından kaynaklanıyordur. Yani özetle, yüksek kamusal görev üstlenmiş kişilerden "ayaküstü"nde, yani bir bakıma "özel alan"da mülakat alma alışkanlığı... Dünkü gazeteler bu "gelenek"in en taze ve iyi örnekleriyle doluydu. "Merkez medya"nın hemen bütün manşetleri Cumhurbaşkanı Sezer'in Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu'nda yaptığı iki cümlelik açıklamayla süslenmişti. Tahmin ettiğiniz gibi Sezer sözü edilen açıklamayı kendiliğinden yapmamıştı. Açıklama, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ve Sezer arasında mekik dokuyan habercilerin gayreti sonucu ortaya çıkmıştı. Bu "mekik dokuma" meselesi bakın Sabah gazetesinde nasıl anlatılıyor: "....Tayyip Erdoğan, gazetecilerin 'AKP seçimde birinci parti çıkarsa başbakan adayınız kim olacak?' sorusuna 'Bu konuda kararı ben değil, partimin yetkili kurulları verecektir. Seçimden sonra MYK'yı toplarız, arkadaşlarla durumu değerlendiririz, istikamet hangi arkadaşımıza doğru olursa, hükümeti kurma görevinin ona verilmesini isteriz' dedi. Erdoğan'ın bu yanıtını, daha sonra Cumhurbaşkanı Sezer'e ileten gazeteciler, 'Sayın Erdoğan başbakan adayını seçimden sonra partinin yetkili kurullarını toplayıp kararlaştıracaklarını söylüyor, bu konuda sizin tavrınız ne olacak' diye sordu. Sezer'in yanıtı (...) Gazeteciler bu kez, Sezer'in yanıtını Erdoğan'a aktardı. Erdoğan'ın yanıtı da şöyle oldu..."(!) Görüyorsunuz, resepsiyon habercileri için gazetelerine "manşet" üretmek ne meşakkatli bir iş! Önce Erdoğan'a, oradan aldığını doğru Sezer'e, Cumhurbaşkanı'nın cevabını yine doğru Erdoğan'a.... Ve sonunda nihayet dört dörtlük bir manşet hazır! Peki Cumhurbaşkanı'nın hepsi hepsi iki cümlelik açıklamasını manşete taşıyan gazetelerin gizli-açık niyeti, amacı ne? Tabii ki herşeydan önce, muhtemel bir AKP iktidarına ilişkin olarak ortaya bir de "Başbakanlık krizi" meselesi atmak. Gazetelerde temaşa ettiğimiz "Köşkte atışma"(Vatan), "Sezer bombası" (Akşam), "Başbakanı ben seçerim" (Sabah), "Başbakanı ben atarım" (Milliyet), "Başbakanı o değil ben tayin ederim" (Hürriyet), "AKP'nin adayı beni bağlamaz" (Radikal) gibi manşetler besbelli ki, yolundan bir türlü şaşmayan seçmeni bu kez de yeni bir "kriz" tehdidiyle yıldırmaya yönelik. Peki Cumhurbaşkanı'nın açıklamasını bu manşetlere kayıtsız kalarak nasıl yorumlamak gerekiyor? Bir kere Cumhurbaşkanı'nın sözlerinin manşetlerin iddia ettiği gibi "sürpriz" hiçbir yanı yok. Cumhurbaşkanı, tabii ki, Anayasa'nın 104. maddesi gereğince "Başbakan"ı kendisi atayacaktır. Yine bilindiği gibi, Anayasa, Cumhurbaşkanı'nın hükümeti kurma görevini en çok oy alan partinin genel başkanına vermesini şart koşan bir hüküm de içermiyor. Ama Cumhurbaşkanı, hükümetin göreve başlaması için gerekli olan "güven oyu"nu toparlaması en muhtemel adayı düşünerek hükümeti kurma görevini en çok oy alan partinin genel başkanına veriyor. Yani sıkça tekrarlanan "teamüle göre" ifadesi, dünkü gazete manşetlerinin ima etmeye çalıştığı gibi, Cumhurbaşkanı'nın hükümeti kurma görevini "canının istediği"ne vermesi "teamülü"ne işaret etmiyor! Bu durumda, 3 Kasım sonrası oluşacak Meclis'ten kimin başbakan olarak çıkacağına da yine aynı "teamül" gereği karar verilecek. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı'nın resepsiyonda başbakanın nasıl seçileceğine ilişkin olarak gazetecilere yaptığı "Cumhurbaşkanı mı seçecek yoksa milletvekili olmayan bir genel başkan mı?" şeklindeki açıklamanın hiçbir özelliği yok. Bu açıklama herhalde uzun süre ayakta durmanın verdiği "yorgunluk"un bir sonucu olsa gerek, çünkü Anayasa'ya göre "genel başkan"ın milletvekili olup olmamasının başbakanın belirlenmesi sürecinde hiçbir rolü yok. Yani Erdoğan 3 Kasım'dan milletvekili olarak çıksaydı bile, "formel" olarak başbakanın belirlenmesi sürecinde söz sahibi olmayacaktı. Ama biliyorsunuz, hayat, hele de siyasi hayat sadece "şekilci" bir biçimde yürümüyor ki; "teamüller" var....Eğer 3 Kasım seçimleri AKP'yi birinci parti yaparsa, Cumhurbaşkanı pek tabii ki kimi başbakan olarak atayacağını AKP Genel Başkanı'nı ile yapacağı "müzakere" sonucunda belirleyecek. Cumhurbaşkanı'nın AKP içinden "canının istediği" bir milletvekiline bu görevi vermesi düşünülebilir mi? Olacak şey mi? Son olarak (olacak iş değil ama) şu soruyu da soralım: "Merkez medya"nın dünkü gerçekten anlamsız manşetleri acaba bir zamandır yine kendileri tarafından pişirilmeye çalışılan "AKP-CHP koalisyon, Deniz Baykal başbakan!" projesine yönelik bir arayışın işareti mi? (K.B) Ama Sezer'in üzerindeki smokin!
Milliyet'te (30 Ekim) bir fotoğraf ve resimaltı. Önce resimaltını okuyalım: "Sezer tavrını değiştirmedi / Cumhurbaşkanı Sezer, Çankaya Köşkü'nde verdiği resepsiyonda, kendisinden önceki Cumhurbaşkanlarının aksine smokin yerine, tarzını değiştirmeyerek yine takım elbise giydi..." Sonra fotoğrafa bakalım: "Smokin" giymiş olan Cumhurbaşkanı Sezer, "takım elbise" içindeki AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'a elini sıkarak "Hoşgeldiniz" diyor! Anlaşılan o ki, Milliyet adına resepsiyonu izleyen gazeteci (ler), kendilerini "Kim Başbakan olacak?" meselesine o derece kaptırmışlar ki, Erdoğan'ın üzerindeki "takım elbise"yi Sezer'e, Cumhurbaşkanı'nın üzerindeki "smokin"i de Erdoğan'a giydirmişler! Sonuç olarak durum hiç de Milliyet'in dediği gibi değil; "Sezer tavrını bayağı değiştirmiş!" (K.B.) "Derin", tamam da "haber" mi?
Star'ın "Derin haber" sayfaları, seçimler yaklaştıkça "rakip parti"lere vurma, "bizim parti"yi yüceltme ihtiyacı doğrultusunda iyice çığrından çıkmış bir görünüm kazanıyor... "Derin haber", mealen "bir partinin açıkça desteklenemeyeceği, partilere karşı hasmane tutum alınamayacağı" yönündeki Yüksek Seçim Kurulu kararının yürürlüğe girdiği 28 Ekim pazertesi gününden önceki son gün bu açıdan "tavan yaptı..." 27 Ekim Pazar tarihli "Derin haber" sayfalarından biri her zamanki gibi "bizim parti"ye ayrılmıştı. Üç Cem Uzan mitinginin fotoğraflarının eşlik ettiği sayfanın manşeti şöyleydi: "Türkiye'yi düşünün..." "Derin haber"in öbür sayfası ise "rakip parti"lere ayrılmış. Buradaki üç haberden, maksadı apaçık olsa da habere biraz olsun benzeyeni şu: "OKUDUĞU ŞİİR TAYYİP'İN BAŞINI DAHA ÇOK AĞRITACAK... Tayyip, siyasi hayatını bitiren şiir için 'Ziya Gökalp'in' demişti. Gökalp'in yeğeni çıktı. 'Şiiri çarpıtan Tayyip'e dava açacağım' dedi..." Sayfadaki öteki "Tayyip haberi"nin başlığı "Ne dediğini bilmiyor..." Alt başlıkta da şöyle deniyor: "Tayyip Erdoğan, laiklik ve Avrupa Birliği başta olmak üzere pek çok konuda ne dediğini bilmiyor. 1994'te 'Avrupa Topluluğu'na girmemek için geliyoruz' derken bugün, 'AB'ye girmekte fayda görüyorum' diyor..." Biliyorsunuz, Tayyip Erdoğan çıktığı bütün TV programlarında 1990'ların başında Avrupa Topluluğu'na karşı olduğunu, sonra bu düşüncesini değiştirdiğini anlatıyor. Yani ortada bir ne dediğini bilmeme durumu yok. Gazetenin gizli kalmış, gözlerden kaçan bir şeyi ortaya çıkardığı falan da yok. Ama bütün mesele başlıktan "Ne dediğini bilmiyor" diye çakmak olunca, artık onun altında tutarlılık aramaya gerek kalmıyor. "Derin haber"in formatı böyle... Nihayet üçüncü "haber" de CHP'ye ve Deniz Baykal'a yükleniliyor (yoksa Tayyip Erdoğan'a mı?)... Bu "haber" de şöyle düzenlenmiş: "AKLI BAŞINA GELDİ... Ekranda Tayyip Erdoğan'la her konu-da anlaştığı görülen CHP lideri Baykal, kamuoyundan eleştiri gelince çark etti. Konya'da Tayyip için 'karnın ağrıyorsa hastaneye yat... Mahkemeye saygılı ol' dedi." İşte böyle... Söyleyin, bu "derin" şeylerin habere benzeyen bir yanı var mı? (A.G.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |