|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Amerikalılar, Türkiye'yi 'çantada keklik' mi görüyorlar? Niye öyle görüyorlar? Öyle görenler, doğru mu görüyorlar? Bunlar sorulması gerekli sorular ve cevapları ise olumlu da, olumsuz da olsa, kolay ve kestirilip atılacak cinsten değiller. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 79. yıldönümünde, 29 Ekim günü, Türkiye'ye 'müzahir durması'yla ve düşük tirajıyla tanınan sağcı Washington Times gazetesinde Frank Gaffney imzalı bir yazı yayınlandı. Frank Gaffney, Pentagon'un eski yetkililerinden. Bir dönem, Türkiye'nin resmi, paralı 'lobicisi' idi. Şimdi de 'neocons' diye nitelenen 'yeni muhafazarlar' yani Irak konusundaki nam-ı diğer 'şahinler'le aynı safta. Gaffney, 'Lining Up against the U.S.' (ABD karşısında safa dizilmek) başlıklı yazısında BM Güvenlik Konseyi'nde Amerika'nın Irak'a karşı eli kolu serbest ve 'BM onay belgeli' bir askeri operasyonuna itiraz eden herkese, başta Fransa, Rusya ve Çin'e ve bir dizi ülkeye ateş püskürdükten sonra kendisini ve 'Amerikan kamuoyu'nu şöyle rahatlatıyor: "İyi ki, Amerika'nın, teröre karşı savaşta gerçekten 'bizimle' olan dostları var. Bunlar, İngiltere, İsrail, Avustralya, Hindistan ve Türkiye. Temel düzeyde, herbiri, bizim değerlerimizi paylaşıyorlar. Hepsi, bizim gibi, değişen ölçüler içinde, terörist düşmanların saldırısı altındalar. Amerika gibi, tümü, onu (Irak'ı savaşla) karşısına almaktan ziyade duruma uydurmaktan yana çıkan iç baskılarla yüzyüzeler. Buna rağmen, böyle ülkeler, Bush'un Saddam ve dostları gibi teröristlerin tehditlerine karşı koymak için seferber etmeye kararlı olduğu koalisyonun çekirdeğini oluşturuyorlar. Bunu gerçekleştirmenin zamanı gelmiştir ve, kim gerçekten bizimle, kim bizimle olmaya hazırlanıyor ve kim, böyle davranmanın yerine, düşmanlarımızla; bunu, bir süreç içinde, açığa çıkarmanın zamanı gelmiştir." Amerikan 'şahinleri'nin, 'şahin Amerikan dış politikası' izlemek için güvendiği 'şahinler koalisyonu'nun 'çekirdeği'ne bakınız: İngiltere, Avustralya, Hindistan, İsrail ve Türkiye... Türkiye açısından bakıldığında, bu 'çekirdek'in içinde yer almak için heveslenmenin, 'uluslararası politikada yalnızlığa düşmek için deklarasyon' yayınlamaktan bir farkı olabilir mi? Gaffney'den bir gün önce, bu kez, etkili bir gazetede The New York Times'da William Safire'ın Gaffney'inkiyle aynı dalgaboyunda bir yazısı yer aldı. Safire da, Amerika'nın muhtemel Irak operasyonunun 'BM Güvenlik Konseyi', bir başka deyimle 'uluslararası kamuoyu' engellerinde tıknefes edilmesinden kaygılı. İzleyelim: "... Eğer Başkan Bush, Amerikan-İngiliz karar tasarısının daha da sulandırılmasını kabul edecekse, yönetimini kahkaha malzemesi haline getirir. Dahası, dünyada nükleer şantajı önlemenin imkanı kalmaz. Eğer Vladimir Putin ve Jacques Chirac, Güvenlik Konseyi'ni (Saddam'ın) sırtını sıvazlama yoluna sokarlarsa, Bush, Irak halkının kurtuluşunu gerçek müttefiklerin ad hoc (geçici, belirli bir işlev için oluşan) koalisyonuyla sağlayacaktır. Ve işte size bir uzman gözlemcinin muhtemel sonuçlara ilişkin değerlendirmesi: İkinci körfez savaşından sonraki zaferimizin ardından, İngiltere, Irak petrol ve teçhizatı konusunda baş Avrupalı ortak olarak Fransa'nın yerini alacaktır. Saddam'ın siyah altınının karaborsa kanallarını sağlayan Güvenlik Konseyi üyesi Suriye dondurulacaktır. Muzaffer koalisyonun ilk dönemde elinin altında ve denetiminde bulunacak olan Yeni Irak hükümeti, koca ordunun ve yolsuzluğa batmış Baas Partisi'nin yükünden kurtarıldıktan sonra refahı yakalayacak ve ABD ve İngiltere'nin savaş maliyetlerini ve gelecek petrol gelirleri ve kontratlarıyla geçici hükümetin giderlerini karşılayacaktır. Eğer Türkiye'nin Irak sınırındaki güçlü ordusu savaşın süresini önemli ölçüde kısaltırsa, Kerkük petrol havzalarına ilişkin uzun zamandan beri süregelen talepleri en sonunda karşılanacaktır. Bu, körfez savaşlarının yol açtığı Türkiye'nin on yıllık ekonomik sıkıntısını gidermiş olacak ve Saddam'a karşı kendi yanlarında savaşacak demokrasi yanlısı Irak Kürtleriyle ilişkilerini düzeltmek konusunda bir dürtü oluşturacaktır..." William Safire'ın Türkiye'den beklediği, ordusunu savaşa sürerek; savaşın süresini kısaltmak. Ödülü ise Kerkük petrolleri... William Safire, Amerikan politikası demek değil. Ancak, İsrail Başbakanı Ariel Sharon'un Washington'daki en ateşli sözcüsü gibi. Cumhuriyetçi Parti'nin sağ kanadında ve Yahudi lobisinin de sağ kanadında belirli bir ağırlığı elbette var. Frank Gaffney ise, CPS (Center for Security Policy-Güvenlik Politikası Merkezi) adlı, JINSA (Jewish Institute for Security Affairs-Güvenlik İşleri Yahudi Enstitüsü; emekli General Çevik Bir'i Türkiye'de Cumhurbaşkanı yaptırmak isteyen İsrail yanlısı fraksiyon) adlı sağcı kuruluş ile işbirliği halindeki bir think-tank'in başı. Bu tür kişiler, Türkiye'ye pek düşkünler. Türkiye'nin içinde, devlet bürokrasisi içinde de elleri kolları epey uzun. Şu sırada savundukları ve Türkiye için uygun gördükleri 'rol', bazılarımıza 'hayal ürünü' gelebilir; ama, 3 Kasım'dan sonra hükümeti kurmaya kalkışacak olanların, bunların kim olduklarını iyi bilmeleri ve ona göre hesap-kitap yapmalarında fayda var. Çünkü... Amerika, Türkiye'yi tüm İslam Dünyası'na 'örnek ülke' olarak göstermek istiyor. Ama, gerçekten demokratik, dolayısıyla 'örnek ülke' olmak ile, 'şahinler koalisyonunda müslüman keklik' olmak arasında ciddi bir fark var...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |