T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Şık davranış'

Tayyip Erdoğan'ın TCK 312. maddeden 'siyasi yasaklı' olmasının ve 'erteleme yasası'na rağmen yasağının kaldırılmamasının fiili sonuçları siyasi hayatı geriyor. Çankaya Köşkü, önceki akşam, iki farklı yaklaşımın sergilenmesine sahne oldu. Ak Parti genel başkanı Tayyip Erdoğan, seçimden birinci parti olarak çıktıklarında, cumhurbaşkanının kendisiyle istişare ederek başbakan ataması gerektiğini savunurken, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Tayyip Erdoğan'ın 'hukuki durumu'nu kast ederek, "Kimin başbakan olacağını milletvekili yeterliliği bulunmayan biriyle istişare etmem" dedi.

İşte size yeni bir ihtilâf.

Böyle bir ihtilâf söz konusu olduğunda ortalık spekülasyondan geçilmez. Nitekim, epeydir, Ak Parti'ye yakın ve uzak çevrelerde "Başbakan kim olacak?" sorusu yüksek sesle sorulup değişik isimler telâffuz ediliyor. 'Hukuki ihtilâf' yüzünden seçim sonuçlarının iptal edileceği gibi saçma sapan ve kasıtlı görüşleri dile getirenler de var. Suret-i haktan görünen bazıları ise, işi, Ak Parti ezici bir çoğunlukla Meclis'e girse bile, Sezer'in hükümeti kurma görevini bir başka partinin genel başkanına vereceğini iddiaya kadar vardırdılar.

Benzer bir durumun bundan elli yıl önce de yaşandığı nedense unutuluyor.

Türk siyasi tarihiyle ilgili eserler, Demokrat Parti'nin (DP), 1950 seçimlerine, 'kimin başbakan' olacağı bilinmeden girdiğini kaydediyorlar. İsmet İnönü'den boşalan Çankaya Köşkü'ne, ağır tarihi bir kişilik olan Celal Bayar'ı yerleştiren 'dört kurucu', geri kalan önemli makamları aralarında paylaştı: Adnan Menderes başbakan, Refik Koraltan Meclis başkanı, Fuat Köprülü de dışişleri bakanı oldu. Seçimden sonra yapılan görev bölüşümünün son ânına kadar "Başbakan Fuat Köprülü olur" diye bekleyenler olduğu biliniyor. Köprülü'nün, yıllar sonra (1957) DP'den ayrılmaya kadar varan ihtilâflara taraf hale gelmesinde, bir ihtimal, 'başbakan olabilecekken olamama' hissi yatıyor olabilir.

Türkiye, bugünküne benzer ilk ve tek örneği, görüldüğü gibi, bundan elli yıl önce yaşadı. O dönemde cumhurbaşkanın görev süresine bağlı olan milletvekili yenileme seçimlerini kazanan DP, liderini Çankaya'ya çıkarınca, yeni cumhurbaşkanı, kendisinin de aralarında bulunduğu parti liderlerinin görev bölüşümünü atamaya dönüştürmekte hiç zorlanmadı.

Konuyu seçim öncesi 'ciddi bir tartışma konusu' haline getiren, seçimden sonra görevlendirme yapacak cumhurbaşkanının partili kimliği bulunmaması... 'Hukukçu' cumhurbaşkanı, seçimlerden ezici çoğunlukla çıkacak partinin içinden birini başbakan atamak yerine, görevi bir başka partinin liderine sunmayacaktır elbette; hukuk nosyonu kendisini öyle bir davranıştan uzak tutacaktır. Sandıktan tek başına iktidar çıkan parti yönetiminin tespit edeceği başbakan adayı cumhurbaşkanını da bağlayacaktır; ancak, Sezer'de sezilen "Görevi kime vereyim?" tereddüdünü de yadırgamamak gerekiyor...

Doğru ve 'şık' olan iki farklı davranıştan söz edilebilir.

İlk 'şık' davranışı Ak Parti sergileyebilir: Başbakanın kim olacağıyla ilgili kararı seçimden sonraya bırakmak yerine şu günlerde açıklayabilir... Bu davranışın 'şık' yönü, o da çok önemli olmakla birlikte, oy kullanmaya hazırlanan seçmeni belirsizlikten kurtarmaya yaraması yanında, başbakan olacağı belirlenen kişiye şimdiden sorumluluk yüklemesidir... Seçmen açık zihinle oy kullanır, partisi tek başına iktidar olma imkânı yakaladığı taktirde başbakan olacak Ak Partili de hükümet kurma çabaları içine erkenden girer...

İkinci 'şık' davranış Cumhurbaşkanı Sezer'den gelebilir: Ak Parti başbakan adayı ilânını seçim sonrasına bırakmakta ısrarlıysa, Cumhurbaşkanı Sezer, 'genel başkan' unvanı sebebiyle Tayyip Erdoğan'ı 3 Kasım'dan sonra Çankaya Köşkü'ne çağırıp kimin başbakan olacağını onunla istişare edebilir.

'Şık davranış' konusunda sorun şu: Ak Parti lider kadrosundan Abdullah Gül, önceki gün, kendi aralarında vardıkları mutabakatın başbakanlıkla ilgili kararı seçim sonuna bırakmak olduğunu açıkladı; buna karşılık, Cumhurbaşkanı Sezer de, Ak Parti lideri Erdoğan'la istişareyi düşünmediğini ilân etti. Bu durum seçim öncesi belirsizliği koyulaştırdığı gibi, ihtilâfın seçimden sonra da devam edebileceği anlamını taşıyor...

Şimdi ne olacak? Bu soruya sağlıklı cevabı ancak Ak Parti önderleri verebilir. Seçim şansını biraz daha artırma ihtimali de taşıyan 'şık davranma' fırsatı galiba onlarda.


31 Ekim 2002
Perşembe
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED