|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Beş gün kaldı; beş gün sonra kurtuluyoruz inşaallah yazılı basına getirilen bu "anlamsız" yasaktan... "Yazılı basın" diye özellikle altını çizmemiz, öteki basınla ilgili yasağı tasvip ettiğimiz anlamına gelmiyor tabii. Ama onların RTÜK'ü var. Çizmeyi aştıklarında ekran karartma ve daha da kötüsü "faaliyetten men" cezası alıyorlar. Fakat bizi (yazılı basını) sınırlayan (bağlayan) bir yasa, bir yönetmelik, bir talimat, bir "üst kurul" kararı yok. Bazı okurlarımızın sandığı ve ileri sürdüğü gibi, bu sözler "bana getirme, onlara getir" anlamı taşımıyor. Altını çizmek istediğim husus şu: Yüksek Seçim Kurulu, 4756 sayılı RTÜK Yasası'ndaki muğlaklığa yaslanarak, "kendi kendine" bir yasak üretiyor. RTÜK Yasası'na göre, "Seçimlerde oy verme gününden önceki yedinci günden itibaren her türlü haber, röportaj gibi programlar veya reklamlar yoluyla vatandaşın oyunu etkileyecek yayınlarda bulunulmasına izin verilmez. Bu yasaklara uymayanlar yayın ilkelerini ihlal etmiş sayılırlar..." YSK, "yasak" kararını bu hükme dayandırıyor. İyi de, benim uymak zorunda olduğum "yayın ilkeleri" hangileridir? Kim koymuş bu ilkeleri? Hangi kanunla düzenlenmiş? Ayrıca, bu muhayyel ilkeleri ihlal ettiğimde alacağım ceza nedir? Hapse mi atacaklar? Para cezası mı verecekler? Köşemi mi kapatacaklar? RTÜK'ün benim ne yazdığıma, hangi adayı desteklediğime karışma hakkı olmadığı gibi, RTÜK Yasası'ndaki muğlaklıktan vazife çıkaran herhangi bir kurulun da benim ne yazdığıma, hangi adayı desteklediğime, hangi parti lehinde ya da aleyhinde "durum" yarattığıma karışma hakkı bulunmuyor. YSK Başkanı Tufan Algan, eleştiriler üzerine önceki gün bir açıklama yaptı. Yazılı basın konusunda daha esnek (toleranslı) davrandıklarını filan söyledi. Hassasiyetine teşekkür ederim. Ama açıklaması tatmin etmedi beni. Algan, önce "yasak koyma" yetkisini nereden aldıklarını, sonra da yasağı ihlal edenlere nasıl bir "müeyyide" uygulayacaklarını açıklamalıdır. Bilmiyorum, gazeteleri tarama imkanı bulabiliyor mu Sayın Algan. Hadi televizyon izleyemiyor; Star'ın Cem Uzan'lı, Ulusal TV'nin Doğu Perinçek'li, Kanal D'nin Deniz Baykal'lı haberlerini göremiyor diyelim... Gazetelere de mi bakmıyor hiç? Bütün çok satışlı gazeteler, "siyasi bir partinin veya adayın lehinde veya aleyhinde vatandaşın oyunu etkileyecek" türden haber ve köşe yazılarıyla dolu. Bunu nasıl engellemeyi düşünüyorlar? Düşünmüyorlar mı? Niye? Yoksa yayınlarda ceza gerektirecek bir ihlal görmüyorlar mı? Belki de aldıkları kararın hukuka uygun olmadığını kendi kendilerine ve kamuoyuna itiraf edemedikleri için, bu esneklik... Olabilir mi? Hangi yayın organını nasıl, hangi mekanizmaları devreye sokarak, ne tür müeyyidelerle caydıracaksın ve bunu hukuki kılıfa nasıl sokacaksın? Zor iş... Madem öyle, niçin bunu baştan belirtmiyorlar. Dört gündür saç baş yoluyoruz burada, yazdığımız yazı "siyasi bir partinin lehinde ya da aleyhinde vatandaşın oyunu etkiler mahiyette" bulunmasın da, bir de YSK yaptırımlarıyla uğraşmayalım diye...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |