|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
El sıkma faslı bittikten hemen sonra salona girdiğinde ilk karşılaştığı gazeteci olarak, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ağzından, "Bu akşam siyasi konularda konuşmayacağım; bütün arzum, vatandaşlarımın pazar günü barış içinde oy kullanması" cümlesinin çıktığını duyunca rahatladım. Bir "İyi olan kazansın" demediği kaldı Cumhurbaşkanı Sezer'in... Onu bile, "Ülkeye, millete ne hayırlısıysa o olsun" biçiminde ifade etti. İleriye doğru yürürken, "Önümüzdeki hafta bana çok iş düşeceğini biliyorum, ama hukuktan ayrılmayacağım" da dedi Ahmet Necdet Sezer... "Nasıl olsa cumhurbaşkanı konuşmamaya niyetli" rahatlığıyla büyük salonu dolduran konuklar arasında dolaşmayı yeğledim. Bedri Koraman'dan Metin Akpınar'a sanatçılar, Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı Sabih Kanadoğlu'ndan Yargıtay 8. daire başkanı Naci Ünver'e hukukçular, TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'ndan TESK başkanı Refik Baydur'a iş dünyası liderleri ile ayak üzeri sohbet etmeyi yeğledim. Bu yılki Cumhuriyet bayramı resepsiyonuna politikacılar rağbet etmemişti. Ak Parti lideri Tayyip Erdoğan, geceye, Vecdi Gönül ve eşiyle geldi. Saadet Partisi lideri Recai Kutan tek başınaydı. Başbakan Bülent Ecevit her zamankinden daha kırılgan göründü gözüme. Cemil Çiçek... Murat Karayalçın... MHP milletvekili Melek Karaca, eşi eski bakanlardan Gıyasettin Karaca'yla gelmişti. Herkesi görebilmem mümkün değil elbette, ama politikacılar galiba bu kadardı. Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli, Deniz Baykal Cumhuriyet bayramı resepsiyonuna gelmemişlerdi. Uzaktan baktığımda, İngiltere'nin Ankara büyükelçisi Peter John Westmacott'un Ak Parti heyetiyle sohbeti koyulaştırdığını fark ettim. Önce Tayyip Erdoğan'la konuştu büyükelçi, sonra da Vecdi Gönül'le. Dakikalarca... Büyükelçi Westmacott, Vecdi Bey'den koptuğunda yanında beni buldu. "Öğrendiğiniz ismi benim kulağıma da fısıldayabilir misiniz?" soruma çok güldük. Geçen hafta, Tayyip Erdoğan, AB üyesi ülkelerin büyükelçileriyle bir yemek ortamında biraraya geldiğinde, "Başbakan kim olacak?" sorusunu ısrarla soran İngiliz büyükelçisi olmuş. Medyada böyle geçti. Hatta, bir ara, "Kimse duymasın istiyorsanız kulağıma da fısıldayabilirsiniz" de demiş büyükelçi Westmacott... Resepsiyonda, Vecdi Gönül'le dakikalarca konuşması, bana, o 'kulağa fısıldama' esprisini hatırlattı... Büyükelçinin, "Bizim ülkede, bu tür düşünceleri dile getirenlere 'komplo teorisyeni' denir" demesi üzerine şu cevabı verdim: "İngiltere'nin Ankara büyükelçisi, seçimden birinci parti çıkacağı söylenen Ak Parti'nin başbakan adayları arasında ismi geçenlerden biriyle dakikalarca konuşursa, benim sorum 'komplo' değil çok 'masum' kalır..." Takılmama, büyükelçiden önce eşi Susan Nemazee güldü. Tayyip Erdoğan bunu hedef şaşırtmak için yapıyor olmalı. Sabah, Anıtkabir'deki törene, yanına Abdullah Gül'ü alarak gitmişti; akşama kadar, "Gönlünde yatan halef Abdullah Gül" spekülasyonuyla geçti. Akşam, Çankaya'ya Vecdi Gönül'le geldi, herkes tabloyu birbirine gösterdi. Bir gün önce, İstanbul'da, partisinin düzenlediği 'Cumhuriyet ve kadın' şöleninde hemen yanında yer alan kişi Abdülkadir Aksu'ymuş; dün, Milliyet'te, Serpil Yılmaz, o görüntüyü, "Salonda başbakan adayının kim olabileceğinin işareti de veriliyordu: Abdülkadir Aksu!" biçiminde yorumladı. Cumhurbaşkanı Sezer'in, "Bu akşam konuşmayacağım, seçmen sandıkta konuşacak zaten" tavrını Tayyip Erdoğan'a ulaştırsaydım, 3 Kasım sonrasıyla ilgili spekülasyonlar konusunda suskun kalır mıydı acaba? Bu sorunun cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Çünkü, muhabir arkadaşlar, önce Tayyip Erdoğan'ı konuşturdular, sonra da suskun kalmaya kararlı Cumhurbaşkanı Sezer'den tepki almayı başardılar... Dünkü gazete manşetleri o sayede kotarıldı. Diplomasi muhabirlerinin duayeni Seva Ülman, biraz önce Tayyip Erdoğan konuşurken aldığı notları bana aktarırken hafif şaşırmış gibiydi. Tayyip Bey, "Şık olan davranış, cumhurbaşkanının, kimi başbakanlığa atayacağını benimle müzakere etmesidir" demiş... Bu sözlere cevap, az sonra, Sezer'den, "Anayasaya göre, cumhurbaşkanı, milletvekilleri arasından birini başbakanlığa atar; başbakanı ben değil de milletvekili olmayan parti başkanı mı atayacak?" biçiminde gelmiş... Biliyorum, dünkü gazetelerde, bu karşılıklı atışmayı, Cumhurbaşkanı Sezer'in sözlerine Ak Parti lideri Tayyip Erdoğan'ın cevap vermesi biçiminde okudunuz. Gözümün önünde cereyan eden bu olayın benim aktardığım sırayla olduğunun tanığıyım. Ancak, yine de, "Kim, hangi sözü, kimden önce söyledi?" sorusuna cevap vermenin o kadar kolay olmadığının da farkındayım. Atışma her iki sırayla da olmuş olabilir... Star gazetesi yönetmeni Fatih Çekirge'yi müthiş zayıflamış buldum. "Evet, tam 16 kg verdim" dedi. Karbonhidrat yasağı üzerine oturan bir rejim yapıyormuş... Kilo vermek için gösterdiği metanet sebebiyle kendisini tebrik ettim. Ülkemizin 'ilk kadın ulusal gazete yönetmeni' Akşam'ın başındaki Nurcan Akad'ı tebrik etme fırsatı da buldum. Salonda genelkurmay başkanı başta olmak üzere üst düzey subaylar da vardı. Kendi alanlarına girmeyen konularda konuşmadılar... Suskun geçeceğini sandığım resepsiyondan konuşulacak bir mevzu çıktı ya, bravo bize...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |