|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İlk zamanlar, Afganistan'daki uluslararası güce komutanlık misyonu paylaşılamıyordu. Hatta uluslararası patronlar tarafından el altından Karzai'ye "Türkiye olmasın" mesajları verdiriliyordu. Şimdi ABD ve İngiltere'nin başını çektiği motor güç, komutanlık sorumluluğunu Türkiye'ye yüklemek için zorlamaya başladılar. Niye? Çünkü Afganistan'da batak var. Barışa ulaşmak savaş kadar kolay değil. Bunu Afganlılar bile başaramamıştı. Sovyetler'i savaşta yendiler, kendi aralarında barışı gerçekleştiremediler. Şimdi Afganistan'da uluslararası iradenin istediği bir yapıyı kurmak söz konusu ve bu o kadar kolay değil. Din meselesi bir yandan, etnik farklılaşma bir yandan ve uluslararası çıkar hesapları bir yandan... bunun içinden nasıl çıkılacak? Türkiye yapsın! Türkiye de bir ara istiyordu. Hatta İngiltere veya Almanya'nın oyun bozanlığı ile komutanlık sırasının hiç gelmeyeceği endişesi bile taşıyordu. Şimdi görev önüne konuyor. İlginç bir durum. Acaba dün esirgeyip de bugün altın tasta sunanların hesabı ne? Onlar neyi aradılar da bulamadılar ve Türkiye'nin neyi çözmesi lâzım? Türkiye, gerekli şartlar hazırlanırsa komutanlığa istekli. Gerekli şartları hatırlatan Ecevit, işin içine bir heyecan boyutu da katıyor: "Eğer komutanlık bize verilirse, yalnız Afganistan'da değil, Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetleri'nde de huzur sağlanacak, tüm bölge terörizm belasından da irtica tehlikesinden de kurtulacaktır." Böyle bir misyonla Afganistan'da komutanlık üstlenmek! Acaba ne kadar sağlıklı? Ya da acaba böyle bir misyon, Türkiye'nin Afganistan batağında boğulması sonucunu doğurmaz mı? Aslında şu çerçeve, "Türkiye modeli" üzerine yapılan güzellemelerin Afgan toprağında sınanması anlamına geliyor. Acaba ne kadar başarılı olur? Ben, bu perspektifin Türkiye'nin imajını Asya topraklarına gömmekle sonuçlanacağı inancındayım. Türkiye, şayet böyle bir sorumluluk üstlenirse, iki şeyi yapmamalı: 1. Orada etnik bir yan tutuculuk sergilememeli. 2. Türkiye şablonunu Afganistan'a taşımak gibi bir hayalin peşine düşmemeli. Birinci hususla ilgili olarak akılda tutulması gereken husus "Raşid Dostum sancısı"dır. Orada Raşid Dostum'a oynayan bir Türkiye, daha ilk adımlarında çetin bir direnişle karşılaşacaktır. Ve ikinci husus, din ve toplum tanzimine yönelmek... Bunu Türkiye'de sancısız gerçekleştiremeyen (hâlâ aynı sancıları İHL önlerinde yaşıyoruz) bir iradenin Afganistan'da operasyona girişmesi, Türkiye için sadece bir intihar olacaktır. Pakistan'ın uluslararası irade ile uyumlu askeri lideri Pervez Müşerref bile, "Türkiye modeli bizde yürümez, çünkü Pakistan halkı daha dindardır" deyivermişti. "Daha dindar olmak" şüphesiz tartışılabilir. Ama "Türkiye modeli" denen şeyin Türkiye'de bile ne kadar kabul edildiği tartışmalı iken, Afganistan gibi, Pakistan'dan bile daha gelenekli bir çizgideki ülkede, hele 28 Şubat mantığının tazeliği içinde operasyona girişmek, ateşle oynamaktır. Türk askerlerini Afgan halkı ile çatışır gösteren fotoğrafların, Türkiye'nin Orta Asya misyonunu katledeceğinden şüphe duyulmamalıdır. Burada çok önemli bir hesap hatası yapıldığını düşünüyorum. Afganistan'da, bombardıman sonrasında "burka"sını çıkaran kimi Afgan kadınları ya da sinemalara hücum, "Afgan toplumundaki değişme özlemi"nin göstergesi olarak çok abartıldı. Türkiye'de, son yüz-yüzelli yılı halkta böyle bir "Batılılaşma, modernleşme çizgisi" üretmek için çaba sarfeden çevreler, Afganistan'da da bombaların böyle bir "değişme iradesi" ürettiğini hayal ediverdiler. Neden bir Afgan ÇYDD'si de bulunmasındı?.. Neden o ÇYDD, Türkiye'nin inisiyatifinde bir 28 Şubat süreci başlatmasındı?.. Oysa bunların hepsi kendi kendimize kurduğumuz tuzak. Türkiye'de bile 28 Şubat'ın arkasında bir halk iradesi yok. Türkiye'de bile halk sadece pusmuş durumda, "Bu kara günler ne zaman bitecek" diye bekliyor... Kimse Türkiye'yi tuzağa düşürmesin Afganistan'da... Bir şey daha hatırlatmak istiyorum: Türkiye, askerini göndererek Kosova'da bir misyon üstlendi. Başlangıçtaki karambol ortamı hariç, şimdilerde daha sağlıklı bir konsept içinde hareket ediliyor. Ne demek daha sağlıklı konsept: Balkanların farklı etnik yapıdaki Müslüman toplumlarıyla nasıl bir ilişki kurulabilirse öyle... Bir tür Osmanlı konsepti... Her etnik grubu eşit ölçüde ve İslâm'ın sıcak kültür ikliminde kucaklayan bir çizgi... Bu, sonucu muhabbet üreten, tarihi duyguları canlandıran önemli bir tecrübe... Kaldı ki Afganistan'da İslâm duyarlılığı çok daha belirgindir. Ve o belirginliğin gerektirdiği hassasiyet çok daha diri olmak zorundadır. Şunu hemen ifade edebiliriz ki, diyelim "dinde reform" sözcüğü, oradaki misyonu sıfırlamak için yeterlidir. Uluslararası irade 11 Eylül'den sonra Türkiye'den Afganistan'da tam da Ecevit'in seslendirdiği çerçevede bir misyon bekleyebilir. Ancak Türkiye orada, asla böyle bir uluslararası iradenin uzantısı - komiseri rolünde gözükemez. Böyle bir görüntü, Türkiye'nin bölge ile sağlıklı iletişim kurmasını dolayısıyla misyonunu ifa etmesini de engelleyecektir. Türkiye, bu gerçeği, Amerika'ya da, başkalarına da anlatmak zorundadır. Bir şey daha, Türkiye Afganistan' asla, bir çocuğu terbiye etme psikolojisi ile gitmemelidir. Hiçbir ülke ve toplum, böyle aşağılayıcı bir statüye razı olmaz. Bu peşin bir psikolojik gerilim doğuracaktır. Kaldı ki Afganistan bir kardeş medeniyet beşiğidir. O yapıya saygı, Türk-Afgan iletişiminin odağı olmalıdır. Türkiye, yaralı bir Müslüman ülkeye yardım için gidecek ve yarınlardaki köklü dostluğu besleyecek neticeler alacaktır. Bunu başaracaksak, Afganistan'a gidilmelidir. Açık gerçek şu ki: Asya Türkiyesiz, Türkiye Asyasız olamaz. Tek şart, doğru zemini inşa ederek...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |