T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Soyut kavramlar'a savaş açan 'somut' bir şövalye...

Gözden geçireceğimiz ruh halini "faşist", hatta bu sözcükten türettiğimiz "faşizan" gibi bir sıfatla adlandırmayacağım. Gözden geçireceğimiz ruh halinin fazlasıyla patolojik bir manzara arzettiği muhakkaksa da, bu tür sıfatların kullanılabilmesi için pek çok unsurun biraraya gelmesi gerektiğinde ısrar edenlere ben de katılıyorum. Bu ruh halinin otoriter, hatta totaliter unsurlar barındırdığı açıksa da, biz yine bu sözcükleri kullanmaktan geri duralım ve bu hali adını koymadan betimlemeye çalışalım.

Dünyada olup biteni gözden geçirirken dönüp dolaşıp "aydın düşmanlığı"nda, ya da "aydın" sözcüğünün sırasında "despotizm"le olan akrabalığından dolayı daha doğru olarak "Entellektüel düşmanlığı"nda karar kılmak bu ruh halini, tutumu, bakışı, görüşü vs. epeyce tarif eden bir tarzdır. Bunun niçin böyle olduğunu uzun uzadıya açıklamaya çalışmak gereksiz sanırım. Çünkü herşeyden önce, bu ruh hali açısından entellektüeller can sıkıcı, rahatsız edici, işleri ve ortalığı karıştırıcıdır ve olmasalar sanki daha iyidir... Dünyada olup biteni daha da "karmaşık" bir hale getirmeye çalışan bu grup karşısında "sadelik" ve "basitlik"in suyu mu çıkmıştır?.. Dünyada olup biteni anlamayacak ne vardır? İşte, apaçık bir şekilde "ABD iyi, Avrupa yaramaz"dır; herkes gibi bizim de üzerine titrememiz gereken bir devletimiz, ülkemiz, milletimiz, rejimimiz ve rejimimizin öznitelikleri vardır... "Düzen" ortada dururken "demokrasi"nin sırası mıdır? "Devlet" ortada dururken "Hukuk" bahsini tartışmanın ne âlemi vardır? "Duygu ve heyecanlar"la güzel bir ömür geçirmek elimizdeyken "akıl"a ne gerek vardır? Hep birlikte "marş" dinleyip "Biz" duygusunu kana kana içmek varken, bizi Biz'den uzaklaştıran türler üzerinde ısrarın anlamı nedir? Bak, evrenin oluşumunu "Bilim" ne güzel anlatıyor... Bak, Biz'in doğuş hikayesi ne kadar akla yatkın.... Hayat güzel, hayat sade, hayat basit; entellektüeller farkında değil ama hayat aslında "klişeler"de yatmaktadır... Ve herşey bir yana, ille de başımızın belası şu "soyut kavramlar"! Karşımızda gidip kafamızı vurabileceğimiz taş gibi "somut kavramlar" dururken, Avrupa'da ve bu arada Türkiye'de terör estiren "soyut kavramlar"a mı özeneceğiz?

"Entellektüeller" derken, bizde kimilerinin ısrarla kafamıza sokmaya çalıştığı gibi, farklı tonlardaki "liberaller"den söz ettiğim sanılmasın. Ben daireyi tabii olarak çok daha geniş tutuyor ve bu çerçevede "entellektüeller" derken, evreni, dünyayı, toplumu ve insanı daha da derinden anlamaya ilişkin "derdi olanlar"dan söz ediyorum... Çünkü bu "dert", her zaman sadeleşmeden yana olan betimlemeye çalıştığımız ruh halinin tam da canını sıkan bir derttir.

Şimdi size geçen gün yayımlanmış bir köşeyazısından birkaç satır aktaracağım:

"'Zengin Beyaz Avrupalı Süprüntü' sol-liberal gözlüklerle bakar dünyaya. Onun için soyut kavramlar vardır; bu soyut kavramları arkadaşlarıyla uzun saatler boyunca oturup tartıştığı kafelerde düşünmüştür. Kendisine bu soyut kavramlar doğrultusunda misyonlar oluşturmuştur."

"Türkiye'yi bölmek için savaşmaya hazır bir terörist sürüsünün var olması, radikal dincilerin hazırda beklemeleri, komşularımızın Türkiye'den nefret eder durumda olmaları, radikal dincilere kucak açmaya hazır bir partinin fakirlik ve işsizlik nedeniyle en fazla oy almaya aday halde olması, Avrupalı süprüntüyü hiç alakadar etmez. Soyut fikirler ve kavramlara inananlar böyle detay meseleleri sevmez, bu detay meseleler teorinin güzelliğini bozduğu için onları düşünmek bile istemezler."

"Ben Avrupalıya kızmıyorum; o en azından kendi dışındaki bir ülkeyle ilgili laf söylüyor, işini yapıyor, maaşını hak ediyor. Ancak bu ülkede düşünen insan olarak ortaya çıkan insanlar yıllardır, hiç yorulmadan kendi yaşam biçimlerini koruma altına almış olan kurumları yıpratıp durdular. Soyut fikirler uğruna, düzeni zor bela koruyan kurumlara vurdular da vurdular ve hâlâ vurmaya devam ediyorlar. (...) İşte ben Avrupalı süprüntüye değil de bu bizimkilere kızmaya başladım son zamanlarda. Ve eğer bazı şeyleri korumak için Avrupa Birliği'ne üye olunmaktan vazgeçilecekse geçilecek. Ne yani, demokratlar üzülecek diye Türkiye'yi mi riske atalım?"(!)

İşte size "soyut kavramlar" ve "soyut düşünce"ye karşı savaş açmış bir "somut kavram" ve "somut fikir" şövalyesi! "Şövalye" farkında değil ki, tam gününde (28 Şubat) patlattığı bu yazısı da "soyut kavramlar"la kaleme alınmış... "Bu bizimkilere kızmaya başladım son zamanlarda" diyor. Bana kalırsa, başkalarına kızmayı bırakıp, bu fazlasıyla "somut kavramlar"ınden dolayı bir an önce kendisine kızmaya başlasın... Hakkında yazdığım 5-10 yazıyı düşünerek ben de kendime kızmıyor değilim ama, neyse...


2 Mart 2002
Cumartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED