T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bizim deprem masalımız da bu!

Yine oldu... Yine İstanbul sallanır sallanmaz, derin dondurucuda bekletilen bir adet 'Ahmet Mete Işıkara' tableti, "fix menü"nün içine katılıverdi, tatlandırıcı sos niyetine. Gayretkeş TV çocuklarının, ev ödevi çoktan hazırdı anlayacağınız...

Gölgeli, hafiften silik görünümlü bu mütekait memur tiplemesine can havliyle sarılarak, ihtiyarlığın dinginliğiyle bakan gözleri, yavaşlamış mimikleri, susmaya yaklaşmış sözleri, laboratuvar adamlarına analiz ettirilerek, ortaya bir adet "deprem olmaz" ferahlığı çıkarma temrinleri bu kez, biraz daha hızlı düştü ekrana. Gecikilmeden...

Ferahlatıcı sözlerinin kapsama alanına sığışılmaya çalışılarak ekranın başköşesi ikram edilen kutsal kurtarıcı, can kulağıyla dinleniyor yine.

O damarlı, ihtiyarlığın çili düşmüş elleriyle, küçük bir "abra kadabra" hareketi yapsa, "tamamdır, bundan sonra deprem meprem yok" dese, herkes derinden bir nefes alacak gibi.

Öyledir ya...

Ya, ne diye her sallantının ertesinde, sayınlarla başlayıp, irtifası "bu gece pijamanızı giyip yatağınızda mı uyuyacaksınız?"a kadar düşen sorular sorulur adamcağıza...

Kimse kapmasın diye çekiştire çekiştire kanalına götürmek marifet telakki edilir de, böbürlene böbürlene anahaber bültenine çıkarılır mı? Önceki gün ATV'nin yaptığı gibi...

"Depremden Sakınmanın Yolları" başlıklı bildirimlerin "Deprem Dede"nin ağzından çıkacak tek bir lakırdıya endekslenmesi, depremin kendisi kadar korkutucu değil midir aslında?

Biçare müridlerine "huzur" dağıtan bir din adamı rolü -uysa da uymasa da- yama edilen Işıkara'nın şıklatacağı tek parmağa, ağzı bir karış açık bakakalmak, bu yoktan 'kutsal güven ülkesi' var etme çabaları, nasıl bir psikozun göstergesidir?

Olmazlar ancak masallarda oldurulur, bilirsiniz. Ve geleneğin belleğine göre, umutsuzluk da, ancak masallarda evrilir umuda.

Nefesini ensemizden hiç eksik etmeyen depremi hayattan izole etmek arzusu da, ancak böyle bir hayalle mümkün zaten.

Nedensiz yere sinirlenip gözünü kan bürümüş bir öfkeyle, ne varsa yıkıp döken bir acayip devi, 'deprem dede'yle ıslah etme çabasıdır bu olsa olsa...

Oysa bilmezler ki, gün gelir bu öfkeli deve en çok yaklaşan ölümlü de, tıpkı diğerleri gibi, bir öfke nöbeti altında canından olabilecektir vakti geldiğinde...

Masallar değil ama, gerçekler böyle biter...


2 Mart 2002
Cumartesi
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED