|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kemal Derviş'in ODTÜ'lü gençler tarafından protesto edilmesine verilen "hoşgörülü" tepkiler, protestoları bastıran, ezen, yok etmeye çalışan veya susturan klasik tavırdan daha tehlikeli bir tutumun varlığını bir kere daha çıplaklaştırdı. Derviş ekonomiye dair konuşurken gençler ayağa kalkıyor ve protesto ediyor, protestonun içinde "sosyalizm", "yurtseverlik", "ABD emperyalizmi", "dolara uşaklık etmeme" gibi bir dizi pozisyon ve politika belli eden ifade var. Derviş protestoları dinliyor ve sonra sözlerine özgürlüklerin önemine değinen cümlelerle devam ediyor. Bu konuyu ele alan gazetelerin ve televizyonların haberi veriş biçimleri yoğun bir yorum yüküyle dolu. Derviş'in gençlere karşı nasıl "hoşgörülü" davrandığından bahsediliş biçiminde, ekonomik programa karşı protestonun, serbest piyasanın artık mağlup ettiği sanılan düşüncelerle yapıldığı için önemsenmemesi gerektiği gizli. Bir bakıma ortaya çıkan hoşgörü, aslında bir hor görüden kaynaklanıyor. "Dünyanın geldiği noktayı anlayamayan, düşünsel ve siyasal olarak geri kalmış, kafaları sosyalizmin katı ideolojik şablonlarıyla bulanmış gençler" şeklinde "gizli" bir iddia, hatta iddiayı aşan ideolojik dayatma var ortada. Kişisel olarak, "tartışılmazlık" atfedilen her şeyin ciddi bir baskı unsuru taşıdığını düşünürüm. Kısıtlamaların tartışılmazlığı kadar, herhangi bir özgürlük biçimini tartışılmaz kılmak da bir çeşit dayatmadır. Bu nedenle bir kimsenin susturulmasının, söylediği hakaret içermiyorsa, asla meşru olacağını düşünmem. Fakat birini susturmaktan daha tehlikeli bir şey var: Belli bir fikre dönük olarak, o fikrin, önemsiz, modası geçmiş ve artık ciddiye alınmaması gereken bir fikir olduğuna dair bir kanaat oluşturduktan ve bu kanaati medya desteğiyle yaygınlaştırdıktan, hatta belli bir enformasyon ağı ile dayattıktan sonra, "istediğin kadar konuş, bu özgürlüğe sahipsin, çünkü sen özgürsün" demek, en ciddi tehlikedir. Çünkü, böylesi bir tavır, insan yaşamına dair hakikatin tekeline sahip olunduğuna dönük gizli bir iddia barındırır. Bu gizli iddia adına en başta mahkum edilen bir fikre verilen özgürlüğün bir değeri olabilir mi? İşte ODTÜ'lü gençlere verilen "özgürlük" ve serbest piyasa mantığına karşı yükselen protestoya yönelen "hoşgörü", böyle bir şey. İnsanlığın en temel birikimlerinden birini oluşturan sosyalizm adına dillendirilen her itirazın, zaten dikkate alınmaması gereken bir anakronizm olduğu her yolla ve araçla dayatılıyor. Bunun dışında başka bir argümanla bile olsa, serbest piyasaya yönelen her itiraz, modası geçmişlikle etiketleniyor. Asıl faşizm budur; özgürlük soslu faşizmdir bu… Oysa "serbest piyasa"nın tüm ideolojilerin ve siyasetlerin üstünde bir gerçek olduğu sadece bir "masal". Bugün NAFTA, AB ya da Asya blokları arasındaki siyasi çatışma eksenlerine göre şekillenen bir küresel piyasa var ortada. Serbest piyasanın varolma şartları ve işleme kuralları adına söylenenlerin hepsi, bu çerçeve içinde "eriyip" gidiyor. Üstelik serbest piyasanın kendi dinamikleriyle, yani ciddi bir siyasal yön olmaksızın, yoksullar lehine bir çözüm üretmesi ve eşitsizlik üretmeyen, üstelik eşitsizliği kurumsal güvencelere almayan bir yönelime girmesi mümkün değil. Bu nedenle, statükoya karşı en ciddi itirazların yükselmesine her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Çünkü baskıyla "susturulsa" da, "aşağılayan hoşgörü" ile önemsizleştirilse de, insanlığın problemleri giderek büyüyor. Cevapları olmasa bile, sosyalizmin ve dinlerin bu gidişe dönük temel itirazları ve soruları geçerliliğini koruyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |