|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gazeteci meraksız olur mu? Olmaz, olmaması lâzım, ama bizde oluyor işte. Hergün, usanmadan, bıkmadan aynı konuları benzer açılardan yazan sütunları okumak ömür törpüsü. O tür bıktırıcı haber ve usandırıcı yazıları yazmak yazan için de çiledir, eminim. Adam muhabir, eline dünyayı yerinden oynatacak bir manivela geçirmiş, bir soru daha sorsa ödül alacak bir habere imza atabilir, orada duruyor... Kendisinin bir süre önce yazdığı haberi hatırlamayan muhabirden, arşivi olmayan yazardan geçilmiyor Türk basınında. Buna karşılık, aslında müthiş birer gazeteci olabilecekken, kaderin itmesiyle, bambaşka mesleklerde ömür tüketen kabiliyetler de var. Beğendiği yazıları kesip arşivleyen, haberler arasında kurduğu ilintilerle başkalarının aklına gelmeyen gerçekleri aydınlatabilen epey insan tanıdım. 'Gazeteci' sıfatı taşıyan meraksızlar ile gazeteci ruhlu ama başka işlerde ömür tüketen kişilerin yerlerini değiştiriversek, Türk basını bugünkü durumundan çok farklı bir yerde olurdu. Bu girişi bana yaptıran, öğretmenlikten emekli Salman Yüksel'in yeni bir araştırmayla kamuoyu karşısına çıkması. İki yıl önce 'Ankara Çetesinin Vatan Kurtarma Operasyonları' adlı ilk kitabıyla karşılaştığımda, medyada çıkan belli konulardaki haber ve yorumlara hâkimiyeti bana parmak ısırtmıştı. Ankara'nın bir semtinde 'yerel' bir çeteyle karşılaştığında bunun daha geniş bir şebekenin küçük bir parçası olduğunu keşfetmiş, araştırmaya başlayınca akıl almaz ilişkilere ulaşmıştı... Keşfettiği, Türkiye'nin son 50 yılına bilinenden farklı bir gözle bakmasını getiren bir ilişkiler ağıydı... Elinde kalem olan herkes zaman zaman bedel öder; Türk basın tarihi aynı zamanda ödenen bedellerin de tarihidir... Salman Yüksel ise daha ilk kitabı çıkmadan rahat ve huzurunu kaçıran gelişmelerle karşılaşmaya başlamış... Öğretmenlik yaptığı okulda birbiri ardına soruşturmalar geçirmiş, evi basılmış, gözaltına alınmış, deli olduğu iddiasıyla hastaneye kapatılmış... Sonunda, aklının başında olduğu raporu ve kitabını aklayan mahkeme kararıyla yeniden araştırmalarına dönebildi. Bazı konular tehlikelidir. Salman Yüksel'in araştırdığı konular, sadece karanlık ilişkileri gündeme getirdiği için değil, o ilişkiler ağının ortasında bulunan kişilerin kimlikleri sebebiyle de tehlikeli. 'Çetenin Kimliği' başlıklı yeni kitabında da, üzerine gittiği konularda karşısına çıkan kişileri ad ve sanlarıyla, görev yerleri ve dostluk ilişkileriyle gözler önüne seriyor. Bunları yaparken de, kendisini ilk fark ettiğimde bana parmak ısırtmış ustalıkla kaynakları birbiri ardına sıralıyor. Kitaba önce göz gezdirir, sonra da okurken, "Bakalım bu defa ne zorluklarla karşılaşacak?" diye düşünmeden edemedim. Korkulanın başına geldiği, yeniden zorluklar ve tâcizlerle karşılaştığı ortaya çıktı. Bizim gazetede önceki gün yayımlanan "Çeteyi ifşa eden yazar kayıp" başlıklı haberi okumuş olmalısınız. Mücadeleci kişiliği iki kitapla bilenmiş araştırmacı, göreceksiniz, bu yeni gelişmelerden de yılmayacaktır. Kitaba şöylesine bir göz gezdiren bile, başlıkların güncel konularla ilgili olduğunu, yazarın konularla ilgili kendi spekülasyonlarını aktarmak yerine daha önce gazete ve dergilerde yayımlanmış, devletin resmi raporlarına girmiş veya mahkeme kararlarına geçmiş bilgileri aktarmakla yetindiğini fark edecektir. Benim gibi arşiv düşkünleri için, kitap, esas bu bakımdan önemli. Kenarda köşede kalmış, yayımlandığında dikkat çekmemiş haber ve bilgileri birarada görünce, aralarındaki irtibatları daha kolay kurabiliyor insan.
İlk kitabını konu ettiğimde çok sayıda kişi "Nereden bulacağım?" diye benim kapımı çalmıştı. Bu defa da aynı cevabı vereceğim: Postadan gelip masamın üzerine konan 'Çetenin Kimliği' kitabının içinde yazışma adresi veya telefon numarası bulunmuyor. Emeklilik sonrası, biraz da olayların zorlamasıyla araştırmacılığa başlamış amatör bir yazarın fazla profesyonel sayılamayacak biçimde basılmış bir kitabı bu. Umarım, yayıncısı, kitabı sizin kitapçınıza kadar ulaştırabilmiştir. Bugünün teknolojisi, düne kadar nerede olduğu bile bilinmeyen bilgileri, herkesin ulaşabileceği yakınlığa, neredeyse elinizin altına getiriyor. Günümüzün sorunu bilgiye ulaşamamak değil, ulaşılan bilgileri ne yapacağını bilememek... Ancak, bizde, 'gazeteci' veya 'araştırmacı' sıfatını taşıyanlar bile, hâlâ bilgiye ulaşmakta zorlanıyorlar. Galiba en önemli eksikliğimiz 'merak'. Merak duygusundan yoksun kalemler okurlarda da daha fazlasını isteme güdüsünü törpülemiş oluyorlar. 'Televole' anlayışı haberleri ve yorumları da tekdüze hale getirdi. Birine "Ne kadar da meraksızsınız" deyin bakalım, "Daha fazlasını isteyen yok" cevabını almayacak mısınız? Salman Yüksel'i okurken, 1990'ların başından itibaren, aralarında ortak nokta bulunan nice karanlık veya kanlı olayın ülkemizde yaşandığı dikkatimi çekti: Savaşlar... Kuşkulu ölümler, suikastlar, cinayetler... Kitlesel kalkışmalar... Madımak Oteli olayı... Hizbullah... 28 Şubat... Parti kapatmalar... Şimdilerde yaşananlar: AB-ABD çekişmesi... 11 Eylül'ün bize yansımaları... Irak'a saldırı senaryoları... Ve yarın yaşanacaklar... Biraz merak, meraklı insanlara da biraz anlayış lütfen...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |