AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Terörün referansını terörist mi tayin eder?

11 Eylül saldırılarının hemen ardından, İslam dünyasına yönelik katı ve toleranssız bir entellektüel baskı hissedilmeye başladı. Saldırıların ilk andan itibaren Usame Bin Ladin'e mal edilmesi; aracıların Ortadoğu kökenli oldukları iddiası, İslam coğrafyasının doğal terör rezervi olarak yaftalanmasına yol açtı. Bu tanım ve tasniflere karşı siyasi reddiye hor görüldüğü gibi, polisiye itirazlarda da art niyet arandı. Tüm reddediş ve itirazlar, acımasız bir şekilde "İslam dünyasının terörü sahiplendiği" suçlamasına malzeme yapıldı.

İslam dünyası ile Batı arasında; iki kesimin politikacıları ve aydınlarını karşı karşıya getiren bu çatışma, Türkiye'de de aynı eksende ama farkı unsurlar arasında cereyan etti. İslam'ın terör doğurduğu ve İslam dünyasının teröre yataklık ettiği bir kampanya burada da yapıldı ama rüzgarın estirilmesi için Batılı aydınların çaba göstermesi gerekmedi. "Kanaat önderleri" kendilerini bu role kolaylıkla ısındırdılar ve zaman zaman Kemalizm ve resmi ideolojiyle de tahkim edilen bol materyalli bir tartışma pazarı oluşturmayı başardılar. Bununla da kalmayıp her kritik olayda bu tartışmaya bırakıldığı yerden devam etme refleksini de korudular.

İstanbul saldırıları sonrasında, tıpkı 11 Eylül'ün hemen ardından olduğu gibi yeniden alevlenen İslam-terör tartışması bu hazırlıklılığın en bariz örneğidir. Saldırıların hemen ardından; "kim yaptı, niye yaptı, hedef kimdi, bundan sonra ne olabilir…" gibi sorular ya yüzeyden temasla, ya da tümden pas geçilerek toplumun dikkati İslam'ın terör yarattığı kanaatine odaklanmaya çalışıldı.

Yine de toplum nezdinde başarılı olunduğu söylenemez. Zira, "sokaktaki insan" denilen unsur sonuçta teröre yataklık yaptığı iddia edilen İslam dininin mensubudur. Ayrıca o insanlar, üzerinde yoğunlaşılmayan soruları kendi kendilerine soracak kadar da dünya gerçeklerinden haberdardırlar. Toplumun asla küçümsenmemesi gereken bir algılaması vardır. İnsanlar, El Kaide adına yapılan ve saldırıları üstlenen açıklamayı da, dün olduğu gibi yine bu örgüt adına yapılan ve 11 Eylül dahil bütün saldırıları reddeden duyuruyu da ihtiyatla değerlendirebilmektedirler. "Kanaat önderi" pozisyonundaki insanların, kendi analizlerine dayanak yaptıkları bilgi ve haberleri dahi sansürlemeleri gözden kaçmamaktadır.

Ne var ki bu enletelektüel terörün amacı sokaktaki insanı etkilemekten çok tepedeki iktidar dengelerini deforme etmektir. Siyasi istikamette ve düşünce planında ideolojik bir blokaj yaratıp, sonuçta büyük ölçüde Amerika ve müttefiklerinin işine yarayacak bir türbülans yaratmaktır.

Bu durum Türk aydını için her açıdan dramatiktir. Özellikle de, "İslami terör var mı, yok mu?" sorusunun sürekli olarak dindar, muhafazakar yazar ve gazetecilere sorulması da mantık dışı bir alışkanlıktır.

Eğer böyle bir problem varsa bu "İslamcı yazar"lar kadar "laikçi yazar"ların da problemi olmalıdır. Çünkü, bu gruptaki kalem ve fikir erbabının kahir çoğunluğu da Müslüman'dır ve istatistiklere İslam kelimesiyle kayıtlı olan ülkenin yazar, çizerleridirler. Eğer gerçekten, "İslami terör!" varsa bu hepimizi kadar onların da sorunu olmalıdır.

Şu halde soruyu önce onlar cevaplamalıdırlar. Sonra da bunu kendilerinin ve temsil ettikleri kesimlerin inancıyla, hassasiyetleriyle telif etmelidirler. Bunu açık yüreklilikle yapmalıdırlar ki bu saçma tartışma da bitiversin.

Değişmez gerçek şu ki, teröristler eylemlerini din ve vatan gibi yüksek değerler adına yaptıklarını iddia ederler. Elbette insanlığın başka yüksek değerleri de vardır ama hiçbir örgüt "iyilik" adına, "ahlak" adına, "yardımseverlik" adına eylem koyduğunu söyleyemez.

Din ve vatan sevgisi kolay pazarlanabilir, kolay taraftar kitlesi yaratılabilecek değerlerdir. Terörizm fikri ve zemini de büyük ölçüde bu iki kavram etrafında odaklanır.

Çünkü, konuşan terörist de olsa bu ölçüsüz ve orantısız şiddeti açıklayabilmek için başka kavramlara müracaat edebilmek mümkün değildir. Bomba koyarken, insanları öldürürken, panik ve endişe yaratırken bu yüksek değerlere referans yapmak zorundadır.

Ancak, toplum adına söz söyleyenler, kanaat sahipleri bu referansı veri kabul etmek zorunda değildirler! Hatta, teröristin kurduğu bu mantık örgüsünü bozmakla yükümlüdürler.


5 Aralık 2003
Cuma
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED