|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
WASHINGTON- Amerikan yönetiminde yer alan isimlerle karşılaşıldığında mutlaka dikkat edilmesi gereken bir kural var: "Irak başarısızlığından asla söz etmeyeceksin..." Amerikalı şahinler ve destekçileri, 'Irak' ile 'başarı' sözcüklerini yanyana görmek istemiyorlar. Özellikle, Türkiye'den gelen birinden "ABD Irak'ta başarısız" cümlesini duymak tahammül edilmez bir şey onlar için... Oysa, her şey dünyanın gözü önünde cereyan ediyor. ABD başkanı George W. Bush'un "Savaş zaferle bitti" ilânı üzerinden geçen bunca zamanda, Washington, savaş sonrası planlarını iki kez elden geçirdi; o planları uygulamak üzere atadığı ekibi değiştirdi. Önceki günkü gazeteler, Bush'un, yeni bir uzmanlar heyetini Bağdat'a gönderdiğini duyuruyordu. Beyaz Saray, savaş sonrası için herhalde kapsamlı planlar hazırlatmıştır; ancak o planların herhangi bir işe yaradığını söylemek çok zor. Irak'ın hemen bütün kentlerinde sular akmıyor... Gece elektrikler genellikle kesik... Çöpler yığılıyor, toplayan yok... Dünyanın en zengin petrol yataklarının üstüne kurulu ülkede taşıtlar için benzin bulunmuyor... Temel ihtiyaç maddeleri ortadan kaybolmuş... En komiği de, alışverişte geçerli paranın üzerinde hâlâ Saddam Hüseyin'in resmi var; Irak Banknot Matbaası aynı parayı çoğaltıp duruyor... Ordu yok, polis gücü oluşturulamadı... Halk da, devriye gezen Amerikan-İngiliz askerleri de güvende değil; ABD ve İngiltere savaşta vermediği zâyiatı savaş sonrasında veriyor... ABD'nin savaş için ileri sürdüğü neredeyse bütün bahanelerin aslı esası olmadığı anlaşıldı; tek mâkul gerekçe gibi görünen "Irak'a demokrasi götürmek" iddiasını hatırlayan bile yok... Ne yerel yönetimler çalışıyor, ne de kalıcı olacağı umulabilecek bir siyasî yapı yolunda adım atılabildiği var. İşgal gücü orada ve sadece petrolle ilgileniyor. Petrol boru hatlarına yönelik sabotajların artmasına bakılırsa, o konuda da bir başarıdan söz etmek zor...
Bütün bunlar eksiği var fazlası yok gerçekler... Ancak, yine de, Washington'da konuşulmak istenmeyen, yönetime yakın isimlerin savaş konulu toplantılarda, ikili temaslarda duymaya tahammül etmediği gerçekler... Özellikle, Türkiye'den gelenlerden... Türkiye'nin özelliği şu: Türkiye, yakın bir dost ve müttefiği sıfatıyla, ABD'yi, bugün karşı karşıya bulunduğu olumsuz gelişmeler konusunda uyarmıştı. Körü körüne girişilecek bir askerî harekâtın meydana getireceği otorite boşluğunun sıkıntıları sürekli hatırlatıldı Amerikalı diplomatlara... Kimsenin ABD'nin askerî gücünün ezici hâkimiyetinden bir kuşkusu yoktu; fakat, aklı başında herkes, savaş sonrası Irak'ının 'yönetilemez' hale gelme ihtimalini görebiliyordu. Irak'a savaşın, kötülüklerin etrafı sarmasını anlatmak için kullanılan Yunan mitolojisine ait "Pandora'nın kutusu" deyimi ile benzerliğini ilk kuran, 2002 Ocak ayında, biz olmuştuk. TBMM, savaşta ABD'nin yanında bütünüyle yer almanın önüne set çekerken, 'bencil' davranmamış, aslında, Washington'a, "Pandora'nın kutusunu açma" mesajını vermek istemişti. Gerçek bir dost ve müttefiğin yapması gerekenin, ortalığı karıştıracak ve herkese zarar verecek çapta bir yanlışlık ihtimalini önlemek olduğu bilinciyle... O dönemde Ankara'nın kendisine iletmeye çalıştığı mesajları işitmezden gelen Washington, kimsenin gözünden kaçmayacak başarısızlık tablosunun Türkiye tarafından hatırlatılmasını da duymak istemiyor. İstemezse istemesin; uyarıları işitmezden gelmesinin zararını bugüne kadar gördü, şimdiki vurdumduymazlığı zararı daha da büyütecektir... Ne çare ki, onun sebep olduğu zarar bize de dokunuyor... ABD, Türkiye'yi gerçek bir dost ve müttefik gibi görmeye başlasa, yanlışta da peşine takılmaya zorlamak yerine iyiniyetli görüş alışverişinde bulunma sürecinin önünü açsa daha doğru bir davranışta bulunmuş olur. Belki de içine düştüğü darboğazı Türkiye sayesinde aşabilir ABD... "Gücün gözü kördür" derler ya, süpergücün gözü galiba süper kör...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |