|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
sürmanşette savaş güzellemesi Diyeceksiniz ki "ne var bunda?.." Bir gazetenin köşe yazarlarından birinin, gazetesi sürmanşetten hem de coşkuyla "savaşa evet" derken, köşesinde "savaşa isyan" etmesinde ne gibi tuhaf bir durum var? Haklısınız. Ama sözünü ettiğimiz köşe yazarı aynı zamanda gazetenin yazıişleri müdürüyse iş değişir, değil mi?
Hürriyet'in yazı işleri müdürlerinden Tufan Türenç'in "Savaş yanlılarına bir sessiz sesleniş" (24 Şubat) başlıklı yazısıyla, gazetenin, Kronik Medya'da eleştiri konusu yaptığımız "Irak doğumlu Mehmetçik: Irak üç günlük iş" sürmanşetini karşılaştıracağız... O tuhaf sürmanşetle Tufan Türenç'in yazısını karşılaştırmamızın birkaç nedeni var... Her şeyden önce: O sürmanşet Hürriyet'te çıkan "savaş güzellemesi" içerikli haberlerin en "gözü dönmüş"ü... Buna karşılık Türenç'in yazısı gene Hürriyet'te çıkan sınırlı sayıdaki savaş karşıtı yorumların en güçlü ve içten olanı... İkincisi: Tufan Türenç gazetenin hem köşe yazarı hem de yazıişleri müdürü, yani gazetenin haberlerinden de sorumlu... Tufan Türenç'in yazısının son bölümünü alıyoruz buraya:
"Hüseyin Avuç benim gazeteci arkadaşım. Yıllarca birlikte de çalıştık. Onun oğlu Murat da meslektaşımızdı. Babasının mesleğini seçmiş, onun gibi mesleğin çileli basamaklarını tırmanmaya başlamıştı. Günü geldi askere gitti. Van Başkale'ye... Tezkeresine iki aydan daha kısa bir zaman kala savaş belası geldi onu orada buldu. Irak Savaşı nedeniyle sınıra asker kaydırılıyordu. Murat da arkadaşlarıyla birlikte sınıra gönderildi. Tezkeresine 52 gün kalmıştı. Murat'ın 12 arkadaşıyla birlikte bindiği araç yoğun kar ve buz nedeniyle kaydı ve şarampole yuvarlandı. İki er şehit olmuş, on er yaralanmıştı. Şehitlerden biri Murat'tı. Elimize doğan Murat. Topu topu 21 yaşındaydı. Lanet olsun... Ben savaşa isyan ediyorum." GELELİM 'IRAK ÜÇ GÜNLÜK İŞ'E
Bu güzel yazı burada dursun, şimdi de Hürriyet'in sözünü ettiğimiz sürmanşetini hatırlayalım… İsterseniz, Kronik Medya'daki eleştiriden sonra Radikal İki'de Hürriyet'i topa tutan Yıldırım Türker'den aktararak hatırlayalım: "19 Şubat'ta, hem de sürmanşetten, 'Irak doğumlu Mehmetçik: Irak Üç Günlük İş' ibaresini görünce şaşırmasam da gözlerim bir sure fotoğrafa takılı kaldı. (…) Bu ön sayfanın tepesine layık bulunan haberin kahramanını özel, sözlerini ciddiye alınası kılan nedir, diye sorarsanız, büyük gazetenin gözü dönmüş savaş severliği dışında bir cevap derleyecek bilgiye ulaşamadım. Doğan Samur, babasının işi nedeniyle altı yaşına kadar Irak'ta yaşamış. Dolayısıyla coğrafya konusunda ayrıcalıklı bir uzmanlığa sahip değil. Yalnız Irak-İran Savaşı sırasında camların deriyle kaplandığını hatırlıyor. Sonrası muhabirin şiirli kaleminden: 'Gözleri pırıl pırıl. Kendine güveni sorsuz. Geride aklında kalan hiçbir şey yok belli ki. Bir tek annesinin mağrurluğu. Gerçi onu da teselli etmiş, Türk askeri kayıp vermez anna, üç günlük iş diye…' Yıldırım Türker, "Mehmetçik"in, Osmaniye Mekanize'yi çeken , dolayısıyla "sınıra gideceğini bilen" bir arkadaşınının sözlerini ("Ne yapalım, ben de vururum birkaç Iraklı, dedi, gitti…") aktardıktan sonra şöyle yazıyor: "Ben de Büyük Gazete'nin manşet üstüne taşıyıp gözümüze soktuğu haberi herhangi bir dile çevirmekten utanç duyarım. Her şeyden once bir gazetede yazı yazan biri olarak gazetecilik adına büyük utanç duyarım. Bütün dünyayı rehin almış olan savaş beklentisi karşısında Türk halkına, en çok satan gazetenin önerdiği dil, her türlü ahlak anlayışını zorluyor…" Tufan Türenç, "Bir gazetede yazı yazan bir gazeteci" değil, bu sürmanşetin yayımlandığı gazetenin yazıişleri müdürü… Bilemiyoruz, belki o gün gazetede değildi Türenç; olsaydı belki o sürmanşet öyle yayımlanmayacaktı. Ama öyle de olsa durum çok tuhaf değil mi? Gazetenin yazıişleri müdürü "savaşa isyan eden", içtenliğinden kuşku duyulamayacak bir yazı kaleme alıyor, fakat gazetesinde "her türlü ahlak anlayışını zorlayan" bir savaş güzellemesi yayımlanabiliyor. Yok yok, "çok seslilik"in bu kadarı da çok fazla artık! (A.G.) 'Federasyona da karşıyız' siyasetine ilk eleştiriler Dün bu sayfada, Ertuğrul Özkök'ün dört ay önce kendi kendisine sorduğu "Kuzey Irak'ta Türkiye'nin kontrolünde ona dost bir Kürt devletinin kurulması, bizim için daha iyi olmaz mı?" sorusuna "Olur" cevabı verdiğini aktarmıştık... Özkök, böyle bir gelişmenin neden "savaş nedeni" sayıldığını anlayamadığını da yazmıştı o yazıda... İşte o günler geldi: Kuzey Irak'ta bırakın "Bağımsız Kürt devleti"ni, "federasyon"u bile engellemek üzere savaş kararı verdi bu ülke. Şimdi, dört ay önce bunları yazan bir gazetecinin, bugünlerde bu "milli siyaset"i daha fazla sorgulaması gerekmez mi? Gerekir ama, bunun olmadığını, olamayacağını hepimiz biliyoruz... Neyse ki, basında herkesin "aklını tutan" bu siyaset üzerine nihayet bir şeyler yazılmaya başladı. Radikal'den İsmet Berkan (27 Şubat), kendi düşüncesini açıklamaksızın, konunun tartışılmamasının bir problem olduğunu saptıyor: "(...) Neden Türkiye, Kuzey Irak'ın ve dolayısıyla Irak'ın geleceğinde etkili olmak istiyor? "Sebebi belli: Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtlerin bir bağımsız devlet kurmasını ya da gevşek bir Irak federasyonunda o bölgede Kürt topraklarını çizer tarzda bir federatif yapı kurulmasını engellemek istiyor Türkiye. "Türkiye'nin bu temel arzusu, hem muhalefet hem de iktidar tarafından paylaşılan bir 'milli politika' olmalı ki, parlamento çatısı altında hiç tartışılmadı. "Birinci sormamız gereken soru bu o zaman... Türkiye'de halkın yüzde 94'ü savaşa karşı. Peki soru böyle sorulduğunda, yani 'Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulmaması için savaşa karşı mısınız' diye sorulsa acaba ne cevap alınır?.. "Gerçekten de Türkiye, bu 'milli politika'yı paylaşıyor mu acaba? Birkaç kişi dışında kimse bu Kürt devletine karşı olma politikasını tartışmaya açmadı, bu politikayı eleştirmedi." Dünden Bugüne Tercüman yazarı Gülay Göktürk de "federasyona da" karşı olma siyasetini şöyle eleştiriyor ("bağımsız devlet"in bölgedeki bütün devletlerin itirazı nedeniyle zaten mümkün olmadığını belirttikten sonra): "Peki bunun neresi bizim için tehlikeli? Kuzey Irak'taki Kürt grupların karar alma mekanizmalarında daha etkili olmasını sağlayacak ve rejimi demokratikleştirecek bir yapının, neden Türkiye'nin güvenliği açısından bir tehdit oluşturduğunu ben anlayamıyorum. Ve günlerdir ABD'yle birlikte savaşmamız gerektiği üzerine yazıp çizen stratejistlerimizin bu konuda tatmin edici bir şeyler söylediğini de hatırlamıyorum." "Ayrıca, yarın Türk ordusu Kuzey Irak'ta Kürt gruplarla savaşmaya başladığında olup bitecek olanlarla ilgili 'projeksiyonlarını' da hatırlamıyorum ve doğrusu çok merak ediyorum." (A.G.) 'Atatürkoloji'den sonra sıra 'Bayeroloji'de!
Yalçın Bayer'in köşesinden (Hürriyet, 26 Şubat): "Milli Eğitim Bakanlığı, 'devlet adamı' niteliği taşımayan ve devletin elindeki okulların kalitesiz duruma düşmesine ve dolayısıyla özel okul ve üniversitelerin yaygınlaşmasına neden olan kimselerin yönetmesi yerine, cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkabilecek, eğitim ve öğretim birliğine gerekli önemi verecek ve cumhurbaşkanı tarafından atanacak bir tarafsız 'Ulusal Eğitim ve Öğretim Kurulu'nun yönetmesi çok daha doğru olacaktır."(!) Bayer'in köşesine öylece aldığı bu "öneri"nin kimden geldiğini de söyleyelim. Öneri sahibi, Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu Başkanı Dursun Atılgan. ("Yakışır!" dediğinizi duyar gibiyiz!) Dursun Atılgan'ın yukarıdakine ek olarak ciddi bir başka önerisi daha var: "Bu kurulun en önemli görevlerinden birisi de Atatürk'ün 'Söylev'ini başyapıt olarak müfredat programına almak, Atatürk devrim ve ilkeleriyle birlikte bir 'Atatürkoloji Dersleri' çerçevesinde okutmak olmalıdır."(!) Unutmadan hatırlatalım: Atılgan bu önerilerini, Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu'nun "Atatürk Devrim ve İlkeleri" dersinin üniversitelerin programından çıkarılması yönünde (bizce çok haklı) açıkladığı görüşünü eleştirmek için getiriyor. Şimdi de gelelim işin Yalçın Bayer'i ilgilendiren yönüne: Bayer, Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu Başkanı'ndan gelen bu önerileri köşesinin başköşesine "Atatürkoloji dersleri okutulmalı" başlığıyla yerleştirmiş. Tamam, Bayer köşesini (arada bir "giden" mektuplara yer verse de) genellikle kendisine "gelen" mektuplara ayırdığından, Dursun Atılgan'ın bu "münasebetsiz" önerilerinden doğrudan sorumlu tutulamaz... Ama bu durum, Bayer'in "dolaylı" sorumluluğunu da ortadan kaldırır mı? Yani belli ki, Atılgan'ın önerileri Bayer tarafından da bayağı "akılcı" öneriler olarak değerlendirilmiş; yoksa bu "deli saçmaları"nı başköşeye taşımanın ne âlemi var? Düşünebiliyor musunuz; ülkenin "Milli Eğitim"i cumhurbaşkanı tarafından atanacak bir "Kurul"a emanet! Düşünebiliyor musunuz; ülkenin okullarında "Atatürkoloji Dersleri" adlı dünyayı üzerimize güldürecek bir ders müfredat programında! Madem yeri geldi hatırlatmadan olmaz: Dursun Atılgan'ın önerdiği ve Bayer'in belli ki beğenerek başköşeye yerleştirdiği "Atatürkoloji" denilen bu "ders" ya da "bilim dalı" tarihte ilk kez, epeyce yıl önce bu "loji" üzerine epeyce başyapıt vermiş olan bir öğretim üyemiz tarafından teklif edilmiş ve tartışılmıştı.... "Atatürkoloji" adı verilen bu "loji"yi eleştirenlerin dayandıkları bilimsel kanıt da şuydu: Bu dünyada "tekil"in bilimi olmaz, ancak "tümel"in bilimi, yani "loji"si olabilir. Dolayısıyla "Atatürkoloji" önerisi eğer Yalçın Bayer'in çok hoşuna gittiyse, hiç çekinmeden Atılgan'dan şöyle bir "loji" daha talep edebilir: "Bayeroloji" (Ayrıca bakın bu "loji" farmakoloji alanından bir ismi çağrıştırdığı için kulağa daha hoş geliyor!) (K.B.)
Hadi hayırlısı!
Star'dan Ömer Çelik'in "Merkez sağ ve uluslararası dinamikler" başlıklı yazısından: "Bugün AB'den Kıbrıs'a kadar, Türk siyasetenin en nitelikli ve tartışmalı konuları merkez sağ siyasetin omurgasını oluşturuyor. Uluslararası dinamikler, merkez sağın iç mimarisinin önemli parçaları haline gelmiş halde. Böylece merkez sağ, 'siyasal genetiği' haline gelmiş tutuculuktan uzaklaşmaya mecbur oluyor. Merkez sağın uluslararası siyaset dinamikleriyle sıcak teması, iç siyasetin de değişimini zorlamaktadır. Böylece hem merkez sağ, hem de topkeyun siyasal alan yenilenmektedir."(!) Güzel satırlar doğrusu... Tabii özellikle de işin "sıcak temas" faslı... Hadi hayırlısı! (K.B.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |