|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de değişmesini umduğumuz en kötü alışkanlıklardan biri, politikacıların muhalefette söylediklerini iktidarda unutmalarıdır. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 'tipik' bir politikacı değil, ancak onun da, özellikle son zamanlarda, eski söylemlerini terk etmekte zorlanmadığı fark ediliyor. Avrupa Birliği (AB) uyum paketindeki bazı yasa maddelerini yeniden görüşülmek üzere Meclis'e geri göndermesi bunun son örneği. Ahmet Necdet Sezer'in Anayasa Mahkemesi başkanıyken, başında bulunduğu kurumun kuruluş yıldönümlerinde yaptığı konuşmalar birer 'demokrasi manifestosu' mâhiyetindeydi. Türkiye'ye biçtiği rolün 'AB üyeliği' olduğu da biliniyor. Cumhurbaşkanlığı için adının gündeme gelmesi, beş parti tarafından aday gösterilmesi, bilinen fikirlerinin hayata geçirilmesini devletin en tepe noktasından izleyeceği umuduyla yakından irtibatlıydı. Türkiye'de Avrupa'nın niyetleri konusunda kuşku duyan bir grup insan var; Cumhurbaşkanı Sezer'in onlarla aynı görüşleri paylaştığını bugüne kadar duymadık. AB üyesi olmanın ülkenin birlik ve bütünlüğünü tehdit edeceğine inanıyor o grup; AB'nin Türkiye'yi içine almak istemesini bir tür 'komplo' olarak görüyor. O grubun son zamanlarda en fazla üzerinde durduğu konu, AB uyum paketi içerisinde yer alan Terörle Mücadele Yasası'nın (TMY) 8. maddesiydi. Yasanın o maddesi propagandayla ilgili ve fikir özgürlüğüne engel unsurlar içeriyor. AB üyesi olma hakkı kazanmış Türkiye'nin hiçbir fikirden korkması, çekinmesi için sebep yok; bu bakımdan demokratik hak ve özgürlükler genişletilirken TMY 8. maddenin yerinde bırakılması düşünülemezdi. Hükümet, esasen, veto edilen maddeleri yeniden Meclis'ten geçirmeye kararlı görünüyor... Sorun, Sezer'in bilinen fikirlerinin Çankaya'da değişmesiyle sınırlı kalsaydı üzerinde durmak gerekmeyebilirdi; ancak iç ve dışta, Cumhurbaşkanı Sezer'in askerlerin görüşünü yansıttığı yolunda yorumlar yapılıyor. Bir iddia da, vetonun Çankaya ile Genelkurmay arasındaki mutabakatın eseri olduğu... Konunun vahim yönü, bu iddianın, ülkede bir iktidar kırılması yaşandığını akla getirmesi... Buna göre, Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay bir yanda, hükümet ise başka bir yanda yer alıyor... Bir olaya bakarak yapılan genellemeler dikkat ister. Diyelim, Cumhurbaşkanı Sezer, askerlerin hassasiyetine uygun olarak veto yetkisini kullandı; bu onun 'Çankaya-Genelkurmay ekseni' içerisinde yer aldığını göstermediği gibi böyle bir eksenin varolduğuna kanıt da teşkil etmez. Ahmet Necdet Sezer, 'asker-sivil' ilişkilerinin demokratik ülkelerde belirlenmiş çerçeve içerisinde yürümesini isteyen, Yüksek Askeri Şura kararlarının da 'yargı denetimi' altına alınmasını defalarca dile getirmiş 'hukuk adamı' kimliğini bütünüyle terk etmiş olamaz... Aslında sorun, askerin AB'ye bakışında düğümleniyor. Bir yanda 'eve dönüş' adıyla devreye sokulan 'teröristi dağdan indirme' devlet projesi, bir yanda TMY 8. madde... Bu ikisi birbiriyle kıyaslandığında önemsiz kalan TMY 8. maddesi üzerindeki hassasiyet gerçekten de sırıtıyor. Cumhurbaşkanının vetosunu askerin rahatsızlığıyla açıklayanlar, bu rahatsızlığın altında 'AB karşıtlığı' görme eğilimindelerse, bu, daha çok bazı üniformalı kişilerin ağzından çıkan 'aykırı' sözler yüzünden... Genelkurmay adına konuşmaya yetkili kişilerin "Türk Silâhlı Kuvvetleri AB'ye karşı değil" açıklamaları bile tedirginliği gidermeye yetmiyorsa, bundandır... Bu durumda, Ahmet Sezer'in, devletin en tepe temsilcisi olarak, hızla yol alınan AB hedefi konusunda -varsa- tedirginlikleri kamuoyuyla şimdi paylaşmasında yarar var. MGK'da itiraz etmiş olmak, 200 yıllık projenin akamete uğratılması biçiminde yorumlanan davranışlara dayanak yapılamaz. Cumhurbaşkanı Sezer neden görüş değiştirdiğini açıklamalı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |