AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Suriçi

Kültür ve Turizm Bakanımız İstanbul'da tarihi yarımada olarak bilinen Suriçi bölgesinin eski şehir yapısına uygun olarak düzenleneceğini açıklamış. (Binlerce tahsin) Bakan bu çerçevede "Trafiği yeniden düzenlemek, tarihi yerleri restore etmek, çevreyi bozan binaları yenilemek planımız. Süleymaniye'yi kaybettik mi bir daha ne yaparsak yapalım geri getirmemiz mümkün değil" demiş. Sayın Bakan "turizm" işi ile de çok uğraştığı için korktum. Neyse ki bu bölgeyi "turizme açacağız" dememiş.

Malum bir yeri veya bir şeyi "turizme açtınız mı" oranın rahunu sattınız demektir. Misal: Mevlevi semanın "gösteri"ye dönüşmesi.

Gözünü kan bürümüş ekonomistlerin dilinde "satmak" fiilinin apayrı bir mânası var. Ne bu mânayı deşmek, ne de sırlı bir kavram olan "ruh" konusunda tartışmak istiyorum.

Bakanın iyi niyetine, çalışkanlığına inanıyorum. Suriçi'nin düzenlenmesi konusunda umarım şehirci-mimar-düşünür hocamız Turgut Cansever'den "tatbiki gayr-ı mümkün" dahi olsa bir fikir almışlardır.

Suriçi'nin bir baştan bir başa elden geçirilmesi, eski eserlerin restorasyonu ve çevre düzenleri ile fonksiyoner hale getirilmesi uzun süre alacak devasa bir meseledir.

Ben burada daha önce dile getirdiğim, (başkalarının da çok çok zikrettiği) iki unsura değineceğim. Biri Haliç kenarında, Değirmen Hanı ile Zindan Hanı'nın komşusu Ahi Çelebi Camii. Bu tek kubbeli cami 1523'te ölen Ahi Çelebi lakaplı Mehmet Kemal adlı biri tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan'ın eserleri arasında adına rastlandığı için ayrı bir önemi vardır. Evliya Çelebi'nin gördüğü (söylenen) meşhur rüya bu camide gerçekleşmiştir. Çelebi rüyasında Hz. Peygamber'e "Şefaat Yâ Resulullah" diyecek yerde "Seyahat Yâ Resulullah" demiş.

Camii yıllardır harap. Denize doğru kaydığı söyleniyor.

Ben bir vakitler, yıllardan bir yılı Evliya Çelebi Yılı ilan etmeyi, Çelebi'yi bütün yönleri ile dünyaya tanıtacak etkinliklerde bulunmayı, dolaştığı memleketleri izine basa basa takip eden bir belgesel filim hazırlamayı, Uluslararası Evliya Çelebi Kongresi düzenleyerek ünlü Seyahatnâmesi'ni yayımlamayı içine alacak bir tasarı sunmuştum.

Bu etkinlik işte bu camiden başlayabilir. Haliyle cami de o haraplıktan kurtarılır, restore edilir. Unutmayalım ki kültürümüzün dünya çapındaki temsilcilerinden biri de Marco Polo'dan aşağı kalmayan Evliya'dır.

İkinci mesele her ne kadar Suriçi'nde bulunmasa da Topkapı dışında kendi kaderini yaşayan Yenikapı Mevlihanesi'dir. Bu Mimar Kemalettin yapısı koca bina pekçok kuruluş ve kişi tarafından ele geçirilmek istenmiştir. (Belki de bu arada birilerine mesela 99 yıllığına verildi, kimbilir.)

Biz Ekrem Işın ile Kanal 7 için "İstanbul Tekkeleri" belgeselini yaparken bu mekana geniş yer verdik, dört saat boyunca konuştuk. Mevleviliğin en önemli merkezlerinden biri olan bu ocaktan Klasik Türk Musıkîsi'nin en büyük ustaları yetişmiştir.

Geçmişine ve şanına uygun bir restorasyondan sonra burası klasik sanatlar için uluslararası bir merkez-akademi yapılabilir. Ve elbette ki bunlar içinde musıkî hakim unsur olur.

Sayın Bakan sadece şu iki projeye hayata geçirsin bu ona yeter. Turizm gelirlerini ve yatak sayısını şuradan şuraya taşımış olmasının elbette bir mânası vardır. Ancak bu mânanın 1500'lerden bu yana ayakta kalabilmiş şu iki müessese yanında kıymet-i harbiyesi nedir ki?

İmza ile marka'nın farkını farkedemeyenler ruhtan bîhaberdir.

Üstelik eskiler eserlerini imza atmaktan bile imtina etmişlerdir.


2 Temmuz 2003
Çarşamba
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED