AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Önden gidenlere Alâeddin Özdenören de katıldı

Mavera'nın Shakespeare, Dostoyevski ve Faulkner okuyan, Mevlana, İbn Haldun ve Şeyh Galip tutkunu "Yedi Güzel Adam"ından biri daha önden gidenlere katıldı. Geçen Cuma günü Balıkesir'de Alâeddin Özdenören'i toprağa verdik. Cahit Zarifoğlu ve Akif İnan'dan sonra Özdenören de bir daha ölmemek için öldü. Erdem Bayazıt'ın dizeleriyle: "Onlar gittiler", öyle ki, "Giderken bir muştu" ve "Gelen zamandan bir haber" gibiydiler.

Balıkesir'e İsmail Kıllıoğlu, Kamil Eşfak Berki ve Ali Haydar'la birlikte Osman Bayraktar Bursa yolundan götürdü. Ben Bandırma'dan deniz otobüsüyle dönüşte, Ahmet Bayazıt'a arkadaş oldum. Özdenören'i son yolculuğuna Eskişehir, Ankara, Konya, Bursa ve İstanbul'dan gelen dostları, arkadaşları ve öğrencileri Balıkesir Bahçelievler'de kılınan namazla, hayatına uygun bir biçimde sessiz sedasız, duygu ve gözyaşlarını içine dökerek uğurladı.

Şair Özdenören duyguya düşünce, düşünceye duygu yüklemenin ustasıydı. O özveriye düşman, acıma duygusunu öldüren ve insanı eşyaya tutsak eden dünyaya karşı, herkesi, erdemi, adaleti ve özgürlüğü bayrak edinen "Ateşten damlalar"dan "Yağmur yağıyor üstüme" dediği, acı ve hüzün dolu bir dünyaya çağırdı. Özdenören derin felsefe birikimiyle, dünyaya hiçbir zaman metafiziğe kapalı bir evrenin penceresinden bakmadı.

Sezai Karakoç'un "Balkon" şiirini her fırsatta, dostlarına okurdu. Onun gözünde balkon, kutsala düşman, seküler dünyanın simgesiydi. O şiiri ele aldığı bir yazısında "Çocuk düşerse ölür çünkü balkon/Ölümün cesur körfezidir evlerde" dizelerini çok çarpıcı bir biçimde yorumlamıştı.

Dış dünyaya açık, iç dünyaya kapalı balkonlu eve karşı, dış dünyaya kapalı, iç dünyaya açık balkonsuz evi karşılaştırması uzun süre Mavera'daki şiir sohbetlerinin ana konusu olmuştu. Akif İnan'ın Batı'yı Anadolu insanının sırtına saplanmış "paslı bıçak" olarak gördüğü gibi, Özdenören de balkona Batı Medeniyeti'nin Anadolu insanının evine düşmüş bir gölgesi, bir uzantısı olarak bakıyordu.

Karakoç "Bana sormayın böyle nereye/Koşa koşa gidiyorum/Alnından öpmeye gidiyorum/Evleri balkonsuz yapan mimarların" diyerek, Türk toplumuna, dünyayı algılama, tarihi yorumlama ve geleceği okumada, yeni bir medeniyet perspektifi getirmiştir. Karakoç, Zarifoğlu, İnan, Bayazıt gibi, Özdenören de dünyaya kutsal gelenekten iz taşıyan herşeye düşman dünyanın penceresinden bakmaz. Onlar sürekli Anadolu insanını iç dünyasında kopan fırtınaları dış dünyaya taşıma ve kalıcı eyleme dönüştürmeye çağırdı.

Anadolu insanı onların çağrısını benimserse, inceliklerini özümser, ufuk ötesini görür ve o doğrultuda örgütlenir. Özdenören'in felsefi boyutu ağır basan yazılarında durmadan vurguladığı gibi: "Devlet medeniyetin sebebi değil, sonucudur." Bir toplum ekonomik, siyasal ve kültürel alanda gösterdiği başarıyı, insanını örgütlemede de göstererek, kendine özgü örgütsel yapıyı da oluşturur.

Devlet bir medeniyetin merkezi yönetime dönük yüzüdür. Medeniyet demek, devlet demek değildir. Bir medeniyeti, medeniyet yapan dayandığı kutsal değerlerdir.

Kutsal değerlere açılan kapının anahtarları da şairlerin elindedir.

O şairlerden biri de Özdenören'di.

Kendisine rahmet diliyorum.


2 Temmuz 2003
Çarşamba
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED