|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gazetelerden okudunuz. Televizyonlardan dinlediniz. Mutlaka dikkatinizden kaçmamıştır. Çünkü haber gümbür gümbür verildi. "Müjdeler olsun"a kadar vardı iş. Futbolda dünya üçüncülüğünden sonra bir başka alanda da dünya ikincisi olduk. Artık Çin'den sonra dünyada en hızlı büyüyen ülkeyiz. Uzun lafın kısası bu yılın ilk 3 ayında kalkınma hızımız yüzde 7.4' olarak gerçekleşti. Gürültünün, sevincin nedeni bu. Şimdi ekonomiyi rakamlarla izlemeyen çoğu kimse soruyordur: -Türkiye tarihinde ilk kez mi bu kadar hızlı büyüdü?
Pişmiş aşa su katmak istemem ama, bu büyüme ülkemizde ilk kez görülen bir oran değil. Uzaklara gitmeye ne hacet. Daha 2002 yılının son çeyreğini biz yüzde 11,50 büyüme oranı ile kapattık. Ondan önceki dönemde bu oran yüzde 7.90'dı. Ondan önce de 10.40. "Eee, öyleyse nedir bu patırdı?" diyeceksiniz. Birincisi topluma moral vermek. İkincisi de gerçekten bu bir başarıdır. Çünkü yüzde 7.4 lük büyüme oranı son derece olumsuz koşullara rağmen gerçekleşti. Hatırlayın... Bu dönemde, Irak savaşı Türk ekonomisini adeta cendereye almıştı. Bir ara iç piyasada yaprak kımıldamaz oldu. Buna rağmen ihracat hızlandı. Sanayi üretimiz arttı. Eğer insaat sektöründe yüzde 17.4 oranında küçülme olmasaydı, büyüme oranı çok daha yukarılara çıkacaktı. Özellikle, dar ve sabit gelirli kesimden soranlar olacaktır: -Büyümenin bana ne faydası var?. Benim ücretim yine aynı. Oğlum hâlâ iş bulamadı. Pasta büyüyor ama, bu pastadan herkesi birer dilim fazla düşmesi zaman alacak. Türkiye son bir yıldır yeniden büyüme sürecine girmiş olsa da, hâlâ milli gelir açısından 10 yıl öncesiden fakir. 1993 yılında 3000 dolar düzeyinde olan kişi başı milli gelir, bugün ancak 2600 dolar civarında. Rahat bir nefes alınması için yeniden 3000'li rakamların aşılması gerekiyor. 3 yıl ard arda büyüme hızını yüzde 5'in üzerinde tutabilirsek bunu başarabiliriz. İstikrar şart.
Paranız ne kadar güvencede?
Batık durumda olduğu gerekçesiyle birçok bankaya el konuldu. Ama kimsenin parası batmadı. Çünkü batan bankalar, faaliyetlerine devam etti. Ya da mevduatları başka bankalara aktarıldı. Aslında küçük tasarruflar için bir risk yok. Onların tümü devlet gücencesinde. Ancak 50 milyar liranın üzerindeki mevduatlara güvence yok. Yani batabilir. Tabii eğer, bu paralar 2001 yılı başından sonra bankaya yatırılmışsa. Bu tarihten sonra açılan hesapların 50 milyar liraya kadar olanları Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kapsamında. Bunun üzerindeki miktara sigorta yok. Diyelim bir kişinin iki ayrı bankada 50'şer milyarı var... Bu durumda ne olacak diye soruyorsanız... Cevap: Her iki bankadaki hesap da ayrı ayrı sigorta kapsamını giriyor. Mevduat garantisi Türkiye'deki bankaları kapsıyor. O yüzden yurtdışında kurulmuş off-shore bankalar bu kapsam dışında. Çok parası olanlara duyurulur.
Hıncal Uluç, Ali Şen farkı
Spor konularında adeta düşman kardeşler gibi olan Hıncal Uluç ile Ali Şen, yine karşı karşıya geldi. Bu kez konu "Kim 500 Milyar İster?"yarışmasındaki soru. Gerçi her iki yazar da gazetelerinde yarışmacı Fırat Zengin'ni destekledi ama..... Ayrıntılar farklı. Ali Şen'e göre, ABD Başkanı Rutherford Birchard Hayes 1877'de "Şaşırtıcı bir buluş ama, kim niçin kullansın ki," lafını gramafon için sarfetti. Hıncal Uluç, internetten Hayes sitesine girmiş ve bu lafın 1876 yılında telefon için söylendiğini tespit etmiş. Uluç, böylece hafızasına güvenen Ali Şen'e araştırmacı gazetecilik dersi de vermiş oldu. Bu arada yarışmacıya sorulan sorunun da yanlış olduğu ortaya çıktı. Çağımız bilgi çağı. Kaynaklara her zamankinden daha kolay ve hızlı ulaşılabiliyor. İnternet bu konuda insanlığa yeni bir çağ atlattı. Demem o ki, siz Ali Şen gibi gibi yapmayın. Bilgiye Hıncal Uluç gibi kaynağından ulaşın. Tartışmadan çıkan sonuç budur.
NASIL ÜNLÜ BİR KÖŞE YAZARI OLURSUNUZ?
Hergün ünlü birisine çatın. Herkesin ak dediğine siz kara deyin. Yazınızda rakam ve belge kullanmayın. Gittiğiniz davetleri ballandıra ballandıra yazın. Kadınsanız aşk hayatınızı anlatın. Tanınmış yazarlara sık sık laf sokuşturun. Argo kelimeler kullanmaktan çekinmeyin. Fikirleri eleştirmek yerine kişilere hakaret edin.
SORU HATTI
Gramafon ve telefonun icadı
Soru: Gramafon ve telefon ilk icad edildiğinde nasıldı. Ne zaman kullanılır hale geldiler? Cevap: Telefon 1876, gramafon ise 1877 tarihinde icad oldu. Amerikalı Alexander Bell, konuşmaların bir kablo aracılığı ile nakledilmesini sağlayan telefon aracının patentini aldı. Bu aygıtta aynı zamanda bir mikrofan da vardı. 1878 yılında ABD'de ilk telefon şebekesi kuruldu. Edison, fonograf adını verdiği aygıta ilk sesi kaydetmeyi 1877 yılında başardı. Sesler balmumundan yapılmış silindire kaydediliyordu. İlk düz plağı 1888 yılında Berliner adlı bir Alman yaptı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |