AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Şikago: Kocaman bir market

Şikago'ya yolumu düşürdüğümü öğrendiğinizde nasıl olsa soracaksınız, onun için ben lâfı hiç uzatmadan neye benzediğini söyleyeyim: Şikago dev bir marketi andırıyor. Hani 'hipermarket' diyorlar ya, onun gibi bir şey...

Erma Bombeck'in seyahat yazılarına göz attığımda İstanbul'la ilgili olanı beni çok güldürmüştü. Bombeck hayatı hep neşeli yönünden görmeye çalışan bayağı kıdemli bir Amerikalı yazar. 1960'lı yıllarda Türkiye'ye gelip eşiyle birlikte bir hafta geçirmiş. Bir haftalık İstanbul seyahatinden yaza yaza ne bulmuş biliyor musunuz? Alaturka tuvaletler... Sayfalar dolusu anlattığı, Türk usulü tuvaletlerin ne kadar rahatsızlık verici olduğu...

Seyahat notları yazanların Erma Hanım'ın düştüğü tuzaktan kendilerini uzakta tutmaları gerekir. Bu bakımdan, ben, Şikago'yu anlatmaya kalktığımda ne diyeceğim konusunda epey tereddüt geçirdim. Amerika'nın Orta Batısının en önemli kenti Şikago; 'Amerikalılık' diye bir durum varsa, Şikagolular o durumun temsilcileri... Pek çok önemli insan bu civardan çıkıp ülkenin bütünü üzerinde etkili olmuş... Ben ise, tutmuş, böyle bir kenti 'dev bir market' olarak tanımlıyorum...

Ben tanıyanlar bilir: Kentlerle ilgili kanaatlerimde kitapçılarının büyük etkisi vardır. Kültür hayatının kitap etrafında halkalandığına inanırım ben; bu sebeple de bir kenti değerlendirirken, notu, biraz da orada karşıma çıkan kitapçılara bakarak veririm. Şikago, ne yalan söyleyeyim, bu alanda benden geçer not alamadı. Barnes and Noble ve Borders gibi harcıâlem kitapçılar hem kentin içinde hem de etraftaki alış-veriş merkezlerinde var elbette; ancak kültürün nabzı oralarda atmıyor...

1871 yılında büyük bir yangın geçirmiş Şikago; neredeyse bütünü yanmış... Ekim ayında olunmasına rağmen ve koca bir gölü ve gür nehirleri bulunan Şikago'da sıkça yangınlar çıktığından bu konuda tedbirli bilindiği halde, alevler kısa zamanda bütün kenti sarmalamış. 'Chicago Tribune' gazetesi, yangın öncesi günlerde, yangınla ilgili etkili tedbirler alınmasını isteyen ısrarlı yayınlar yapmaktaymış... Her taraf yanmış, ayakta bir tek su deposu olarak kullanılan iki kule kalmış...

Şikago'nun kalabalık Michigan Caddesi üzerinde bugün de duruyor o iki kule; yangının yok edemediği kuleleri aynen korumuşlar... Her tarafı dev binalarla çevrili gotik kuleler, "Bir zamanlar Şikago farklıydı" dercesine ayakta... Bir şey daha kalmış yangından: Şikago'da evlerde kullanılan su o gün bugündür bedava...

Şimdiye kadar gördüğüm en şirin ve anlamlı farklılık da, kızsanız da yazacağım, Şikago'da karşıma çıkan bir mağaza oldu... Önce, kapısının önünde oluşmuş uzun kuyruklarla dikkatimi çekti mağaza; sonra da kuyruklardaki kişilerin daha çok kadın ve kız çocuğu oluşuyla... Adı 'American Girl Place' olan mağaza, hemen anlamış olacağınız gibi, yalnızca kız çocuklarına hitap ediyor... Bir kız çocuğu, gençkız neden, nelerden hoşlanırsa hepsini bu mağazada bulabiliyorsunuz: Bebekler, bebek elbiseleri, giyim-kuşam, yatak odası, teknolojik âletler, kitaplar, dergiler... Çocukların annelerinin elini çekiştirerek gösterdikleri heyecan gözden kaçar gibi değil... Mağaza sahipleri, burayı, bir tür 'çocuk ve gençlik kulübü' olarak takdim etmeyi iyi bilmişler...

Michigan Caddesi'nin bir ucunda Chicago Tribune gazetesinin kuleli dev binası yükseliyor. Hürriyet'in İstanbul'da bir değil iki kulesi var, ama onu tasarlayanların burayı gördüklerini hiç sanmıyorum. Bina için niyetlenildiğinde, gazete sahipleri, bir uluslararası proje yarışması açmış; 22 ülkeden 262 proje katılmış yarışmaya ve New Yorklu iki mimar kazanmış... O zaman insanlar sanata büyük önem veriyor olmalı ki, projeye katılan eserler kent kent dolaştırılmış...

Hayatımda hiçbir gazete binasına içimde derin bir saygı hissiyle girdiğimi hatırlamıyorum; tek istisna Chicago Tribune'ün bir 'ibadethâne'yi de andıran binası oldu. O çok katlı dev binada kimbilir kaç bin kişi çalışıyordur? İnşaatı 1925'te biten eski bina yetmemiş, 2001'de yanına eklenen yenisiyle takviye etmişler... Girişteki hatıra eşya satılan dükkândan bir kahve kupası aldım...

Eskiden her kentin çok sayıda yerel gazetesi vardı Amerika'da, durum şimdi de pek farklı değil gibi görünse de fark büyük: Artık yerel gazetelerin, televizyon istasyonlarının önemli bir bölümü 'yerel kişilere' ait değil; herbirinin arkasında dev medya grupları var. Chicago Tribune gazetesini yayınlayan grup New York Newsday, Los Angeles Times, Baltimore Sun, Hartford Courant'ın da yayıncısı sözgelimi; ABD'nin çeşitli kentlerinde İspanyolca gazete ve dergiler de çıkarıyor aynı şirket... Bir şey daha söyleyeyim: Chicago Tribune gazetesi, belki bu 'süpermarket gazeteciliği' mantığı yüzünden, o eski ihtişamını muhafaza edememiş...

"Şikago nasıl bir kent?" sorunuza verebileceğim fazla iç açıcı bir cevabım olmadığını gördünüz. "Her tarafı çarşı, her tarafı kafe ve restoran, her tarafı alış-veriş yapan insanların yürüdüğü kaldırım", böyle bir kent burası... Belki de bu yüzden, "Tam Amerika olsun" diye çekilen filmler için burası tercih ediliyor... Son yıllarda gösterime giren Amerikan filmlerinin çoğunun, eğer konu New York'ta geçmiyorsa, Şikago'da çekildiğine iddiaya girebilirsiniz...

"Beğenmedim" dersem doğru olmaz, ama filmlerde izlemek daha iyi.


2 Temmuz 2003
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED