YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Yersizleşme ve şeyleşme

Siyasetçilerimizin ilerleyen yaşlarına rağmen, siyaseti bırakmamakta anlaşılmaz bir inat göstermesinin, siyasi hayatları boyunca yaptıkları 'rutin olmayan işlerin', yolsuzlukların ya da örtülü operasyonların ortaya çıkmamasını sağlamak olduğu çokça söyleniyor bugünlerde. Bankalar operasyonu ile ortaya çıkan soyadı temelindeki ilişki ağının her geçen gün genişlemesinin bu tesbiti haklı çıkaran bir yanı olduğu dillendiriliyor. Eğer ilgili soyadının 'devletlû' temsilcisi halen görev başında olsaydı, olayın üzerine bu kadar rahatlıkla gidilemeyeceği yönünde kamuoyunda egemen bir kanaat olduğu da biliniyor.

Tabii bu fotoğrafın siyasi tarafı. Bir de sosyolojik yüzü var fotoğrafın. 'Kamusal hayat'ları her türlü hayat tasavvurlarını kuşatmış durumda siyasetçilerimizin. 'Özel hayat' adı altında hiçbir 'zenginliği' olmayan sıradan hayatlar sürüyor siyasetçiler. Özel hayatlarında spor yapmadıkları gibi, spor giyim adına hiçbir giyim tarzları yok mesela, sadece takım elbiseyi giyip kravat takmamayı spor giyim tarzı zannediyorlar. Ya da 'anlı şanlı' bir markanın bedenlerinin herhangi bir yerinden görünmesinin konforuna bırakıyorlar kendilerini. Özel hayat adına hiçbir zevke, ya da siyasi hayatlarını doğrudan ya da dolaylı etkilemeyen, bu manada tüketime konu olmayan hiçbir yeteneğe veya hobiye sahip değiller. Kamusal hayatlarına 'abanmaya' öylesine kaptırmışlar ki kendilerini, özel hayat adına bir etkinliği zaman ve enerji kaybı gibi algılıyorlar. Eğer birşey doğrudan ya da dolaylı olarak siyasi hayatlarında bir işe yaramıyorsa, bunu hayatlarının bir parçası kılmayı lüzumsuz kabul ediyorlar. Durum böyle olunca bir siyasetçi için emekliye ayrılmak, 'kendine', 'kendini kendisi kılan şeylere' daha çok zaman ayırmak anlamına gelmiyor; büyük ve derin bir sıkıntının içine yuvarlanmak anlamına geliyor.

İşte trajik olan bu. İnsanın 'kendini kendisi kılan şeyler' hakkında eksik ya da yanlış bir bilince sahip olması veya hiçbir bilince sahip olmaması. Kamusal hayat ile özel hayat arasındaki simbiyotik ilişkiyi anlamaktan uzak olan bu idrakin, bir hayatın nasıl yaşanması gerektiği konusunda yeterli bir düzeye erişmesini beklemek ve buna uygun sonuçlar üretmesini ummak mümkün değil tabii. Bunun neticesinde ise, üzerine çokca abanılan kamusal hayat da zenginleşmiş olmuyor aslında. Özel hayat yok sayıldığı zaman kamusal hayat da fakirleşiyor.

Özel hayatını zenginleştiremeyen insanların, kamusal hayatlarını abartılı formlara teslim etmeleri, tipik bir 'büyükşehir ayini'ne dönüşmüş durumda. Özellikle cumartesi ve pazar günleri, üzerlerinde eşofmanları ve spor ayakkabılarıyla son derece zevksiz görüntü içinde, bilhassa çocuksuz veya en fazla iki çocuk (tabii ki bir erkek ve bir kız) sahibi ailelerin, büyük alışveriş merkezlerini doldurma 'seferberliği' dikkate değer. Sosyal etkinliğini, gürültü kaynağı ve keşmekeş odağı olan alışveriş mekânlarında yemek yemeye ve vakit harcamaya indirgemiş, 'vücut dilleri' özellikle 'renault-broadway' marka arabaların yolda gidiş biçimlerine 'uyarlanmış' ailelerin, kamusal alandaki etkinlik biçimleri, özel alanın ne kadar fakirleştiğinin 'streap-tease' yapmasından başka birşey değil.

İşte bu, şehir hayatındaki kesintisiz geriye gidişin en temel kodlarından biri. Kamusal hayata abanmak, özel hayatı dolaysız fakirleştirmeyi ilan etmenin ve aslında kamusal alanı da dolaylı yollarla her türlü estetik kaygıdan boşandırmanın ifadesi. Özel hayatında kendine 'has' bir etkinliği olmayan insanların, zevksiz eşofmanları teşhir etmeyi bir tür Batılı 'rahatlık', soğuk mekânlarda yemek yemeyi bir tür 'sosyal zorunluluk' gibi algılamaları kaçınılmaz. Siyasetçilerin de, kendilerine 'has' bir etkinlikleri olmayınca, siyasi hayatı, hayatın bütünü zannederek bir 'sömürü nesnesi' haline getirmeleri çok doğal. Oysa hayat bileşik kaplar teorisi gibidir; bir yerde sahici bir etkinlik olması için diğer yerlerin tümüyle boşaltılmaması gerektiğini gösteriyor her olayda.

Sokaktaki sıradan insandan en tepedeki siyasetçiye kadar ulaşan zincirin tüm halkaları birbiriyle 'değer üretimi' ya da 'estetik düzey' açısından bağlantısız birimlerden oluşmuş durumda. Oysa zincirin her halkasının bir şekilde diğerine sadece bağlanmış olmakla değil, aynı zamanda 'nispet edilmek' suretiyle de bilinmesi gerekiyor. Yani 'bir yerde ve bir şey olmak istiyorsan, çok yerde ve çok şey olmalısın' diyen Nietsche'nin sözünün işaret ettiği hakikatin deneyimlenmesi gerekiyor. Aksi halde, bir yere sabitlenip, tek birşeye abanıldığı zaman, 'yersizleşme' ve 'şeyleşme'den başka birşey üretilemiyor. Bir cumartesi-pazar etrafınızda 'büyükşehir ayini' yapan ailelere ya da devirlerini tamamladıkları halde siyasete dönmekte inat eden siyasetçilerin siyasi hayat hakkındaki sözlerine bir de böyle bakın isterseniz...


16 KASIM 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...