|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tam 41 yıldır gazetecilik yapıyorum.. Sayfa sekreteri, muhabir, haber yöneticisi, gece sekreteri, yazar, röportajcı, araştırmacı, genel yayın yönetmeni, başyazar olarak, bizim mesleğin her dalında çalıştım.. Nadir Nadi, Ercüment Karacan, Haldun Simavi, Erol Simavi, Kemal Ilıcak, Aydın Doğan, Dinç Bilgin gibi patronlarla, hem meslektaş, hem arkadaş düzeyinde ilişkilerim oldu.. Ecvet Güresin, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Güneri Cıvaoğlu gibi yayın yönetmenleri ile yakın dostluklar kurdum. Bunca deneyim sonunda, aldığım bazı dersler var.. Gazetelerin ve yazarların, rakip gazeteler ve yazarlarla, polemiğe girmesi, sert tartışmalar yapması, mesleğin gereği.. Ancak bu tartışmalar, kavgaya, karalamaya ve birbirini yok etmek arayışına döndüğü zaman, bundan iki taraf da büyük zararlar görüyor.. Olay, bir doğruyu, bir gerçeği, bir haklılığı aramak çabasından çıkıyor.. Daha da kötüsü, devreye "tetikçiler" giriyor. O anda kim hangi patronun çıkarını koruyor konumda ise, (yani hangi bordrodan maaş alıyorsa), kraldan fazla kralcı olup, anormal saldırıları başlatıyor.. Sonunda patronlar, kendilerini savunan veya kendileri adına saldırı yapanların, gerisinde kalıyor.. Patronlar, tetikçilerin peşinden gidip, onlara yetişmeye çalışıyor.. Sonuç genellikle hep aynı şekilde noktalanıyor.. Patron ya basını bırakıyor, ya da batıyor.. Ama tetikçiler, mesleklerini, yeni sermaye sahiplerinin yanında sürdürüyor. Çok yakın dönemdeki bu tür basın kavgalarını veya Dinç Bilgin'in "Sabah" ile Aydın Doğan'ın "Milliyet"i ve Erol Simavi'nin "Hürriyet"i arasındaki "Ansiklopedi Savaşları"nı hatırlayın.. Promosyonun, ana üründen daha pahalı olduğu bu "Ansiklopedi Savaşları" sonunda, basının ekonomik yapısı da, sermaye yapısı da nasıl değişti.. Erol Simavi şimdi basın dışında.. Dinç Bilgin, ne yazık ki Kartal'da.. Milliyet bir ara az kalsın Korkmaz Yiğit'e satılıyordu.. Şimdi ise, hem fiyatı, hem kalitesi düşük bir bulvar gazetesi görünümünde.. İhtiras ve öfkenin, akıl ve hesabı geçtiği bir mantık-dışı rekabet ortamının getirdiği kavgalar, basının mali yapısını bozdu.. Kartelleşme, tekelleşme ve siyasi iktidarlara bağımlılık arttı.. Diyeceğim şu.. Devrede yine tetikçiler var.. Dün "Milliyet"in manşetindeki habere baktım.. Tayyip Erdoğan'ı başbakan yapıp, cihat hazırlamak için, İstanbul Belediyesi, "Yeni Şafak"ın da sahibi olan Albayraklar'a ödemeler yapmış.. Albayraklar'ın elinde şu anda 1 milyar dolar varmış.. Bir fraksiyon gazetesinde böyle şeyler yazılsa, aldırmazsınız.. -Sapıtmışlar.. Ne olacak? Zaten ne oldukları belli dersiniz.. Bırakın Albayrakları.. Hürriyet'in, Milliyet'in, Posta'nın, Kanal-D'nin, CNN-Türk'ün ve bilmem kaç tane dergi ile, bankanın, sigorta şirketinin ve başkaca işletmelerin sahibi olan Aydın Doğan'ın, şu anda, mesela Mesut Yılmaz'ı desteklemek için ayırdığı "1 milyar dolar"ı var mıdır? Yani, "şeriatı getirmek", "cihat ilan etmek" gibi saçmalıkları bir kenara bırakıyorum.. Peki bu "tetikçilik", Doğan Grubu'nun gazetecilik kalitesini, sorumluluk duygusunu temsil mi ediyor? Diyeceğimi, tekrar edeyim.. Ben 41 yıllık gazetecilik yaşamımda, bu tür olayları çok gördüm.. Bunların, ilgili tüm taraflara, inanılmaz zararlar verdiğini de yaşayarak gördüm.. Tetikçilere kurşun vermek ile, kağıt ve mürekkep sağlamak arasında pek fark yoktur diyorum.. ŞAKA
Haklı bir soru!..
Temel, Amerika'ya yerleşmişti.. Aradan geçen yıllar sonunda, vatanını, ailesini, geçmişini giderek daha fazla özlüyordu.. Bir gün New York'ta bir medyuma gitti.. Medyum, Temel'e, ölmüş atalarının ruhlarını çağırabileceğini söyledi.. Karşılığında 500 dolar alacaktı.. Temel 500 doları verdi ve büyükannesinin ruhunu çağırmasını istedi medyumdan.. Masa oynadı.. Sonra Temel'in büyükannesinin ruhu, masanın üzerindeki harfleri işaret ederek "How are you Temel" (Nasılsın Temel) diye yazdı.. Temel şaşkın, ruha sordu.. -Büyükanne.. Sen İngilizce'yi ne zaman öğrendin yahu? TATİL SONRASI
Yorulmak için tatil yapmak
Uzun sayılabilecek bir tatil yapıp, İstanbul'a döndüm.. Bodrum'un Yalıkavak'ından pek dışarı çıkmadım.. Her gün belirli saatlerde yüzdüm.. Beraber götürdüğüm lop-top bilgisayardan, büyük zorluklarla internete girip, gelişmeleri kaçırmamaya çalıştım.. Çeşitli mesleklerden arkadaşlarımla, (yazar, sanatçı, yönetici, müteşebbis, v.b.) sabahlara kadar sohbetler ettim.. Geri kalan vakitlerde kitaplar okudum.. Yani tam bir tatildi bu.. İstanbul'a döndüğüm gün, bu tatilde, ne kadar yorulduğumu hissettim.. Acaba tatil yaptıktan sonra da, "tatil yorgunluğunu atmak için" yeni bir tatil mi yapmalı insan? Okyanus'ta bir ada varmış.. Bu adada, her çarşamba günü festival yaparlarmış.. Bu yüzden çarşamba günleri, zaten tatilmiş.. "Festivale hazırlık" diye, salı günlerini de tatil ilan etmişler. "Festival sonrası" diye, perşembeler de tatilmiş.. Cumartesi ve pazar da hafta sonu tatili olduğu için, sadece cuma ve pazartesi günleri çalışırlarmış.. Eğer bu adada enflasyon hızı Türkiye'dekinden düşükse ve döviz kurları bizimki gibi değilse, bu kadar az tatil yaptığımıza galiba değmiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |