T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İhaleci medyanın ödeyeceği bir bedel yok mu?

Sabah'tan Ergun Babahan'ın yazısı... Geçen hafta izinliydim, hassaten gazete ve televizyondan uzak durduğum günlerde yayımlanmış...

Okuyamadım da, anlattılar...

Babahan, 3 Kasım'da sadece belli başlı siyasi partilerin değil, bazı yayın organlarının, bazı gazetecilerin, hatta belli bir "habercilik" anlayışının da tasfiye edildiğini (tasfiye edilmesi gerektiğini) yazıyormuş...

Haklı.

Ben de Babahan gibi düşünüyorum.

Bundan sonra ANAP, DYP, DSP, MHP diye bir şey olmayacak, ama asıl işi devletten "karton fabrikası kredisi" dilenmek olan tüccar gazeteciler olacak.

Bahçeli olmayacak, ama "militarist" ruhlu köşe yazarları olacak.

Çiller, Yılmaz, Ecevit olmayacak, ama hükümetin her yapıp ettiğini alkışlayan yalakalar ordusu olacak.

Reva mı?

Halk 3 Kasım'da sadece hükümeti oluşturan partileri değil, "hık deyici" konumunda bulunan ve çoğu devletle alengirli işler peşindeki gazetecileri de cezalandırdı.

Adlarını anmaya gerek var mı?

Kim olduklarını biliyorsunuz.

Devlet ihalelerine girebilmek için elinin altındaki gazete ve televizyonları "baskı aracı" olarak kullanan, üstelik bu cürmü Yargıtay'ca onaylanmış medya patronları, Başbakan'a ana avrat dümdüz giden ve meslektaşlarını suç örgütlerine hedef gösteren genel yayın yönetmenleri, "mahrem daire"lerden bilgi ve yazı konusu sızdıran köşe yazarları, kasa hırsızları, hortum sanıkları, gasıplar, ihaleciler, ajan bozuntuları...

Birçoğu da cürmünü itiraf ediyor ha...

Bunlardan biri, bir medya patronu, yabancı bir gazetede çıkan söyleşisinde, 28 Şubat postmodern darbesine yaptığı katkıları anlatıyordu övünerek:

"1997 yılında ordunun baskısı sonucu istifaya zorlanan İslamcı koalisyon hükümetine karşı benim medya organlarım savaş verdi."

Düşünebiliyor musunuz, seçilmiş ve meşru bir hükümete karşı "savaş veren" medya organları!

Peki bu savaşı hangi "bedel" karşılığında vermişler?

RTÜK Yasası'na göre (aynı zamanda kamu ihalelerine giren) bir medya patronu, bir televizyon kuruluşunda yüzde 10'dan fazla hisse sahibi olamıyordu. Ama yasalar, hele de malum süreçte paspas edilip "günah keçisi" haline getirilmiş RTÜK Yasası bazı medya patronlarına işlemedi.

Daha doğrusu, işletilmedi.

Ellerindeki silah, yani televizyon ve gazeteler, yasa uygulayıcılarının önünde korkutucu bir kalkan olarak duruyordu.

Kimi "ilaveten" canlı hayvan taciri oldu...

Kimi hırdavat tekeli...

Kimi banka sahibi...

Kimi petrolcü...

Aralarında, sahibi olduğu bankayı dolandırıp cezaevini boylayanlar, sonradan nedamet getirip naçar gazetecilikte karar kılanlar da oldu ama, elbirliğiyle mesleğin içine etmeyi başardılar.

İnşaallah 3 Kasım "ihale dönemi"nin kapandığı, "gazetecilik dönemi"nin açıldığı bir tarih olur diyorduk ama...

Olmuyor.

Oldurmuyorlar...

Siz de izliyorsunuz olup bitenleri:

Önce BDDK Başkanı'nı manşet yapıp bir güzel yıkayıp yağlıyorlar, sonra kardeş (!) gazetenin genel yayın yönetmenini elinde 500 milyon dolarlık çekle BDDK Başkanı'na yolluyorlar, "kelepir" gazeteyi ucuza kapatmak ve dağıtım tekelini yeniden kurmak için...

3 Kasım'da başarısız partiler barajla cezalandırıldı.

Peki, bu gazetecilerin ödemek zorunda oldukları bir bedel olmayacak mı?


13 Kasım 2002
Çarşamba
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED