Yeni Safak Online...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

R A M A Z A N
Savaş yıllarında bile Ramazan bereketliydi

Çocukluğu, 2. Dünya Savaşı'nın sürdüğü yıllara rastlayan Necdet Sakaoğlu, yaz sıcağına ve kıtlığa denk gelen Ramazan günlerini anlattı.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Ramazan ayının gelmesiyle birlikte 'eski ramazanlar' yine anılmaya başladı. O günlere dair bir yandan sohbetler yapılırken diğer yanda da dergilerde, gazetelerde eski Ramazanlara has pek çok etkinlik ve hatıra yer alıyor. Özlem eski Ramazanlara mı , yoksa o günleri anan insanların çocukluklarına mıdır bilinmez ama, Necdet Sakaoğlu'nun "Toplumsal Tarih" dergisi için kaleme aldığı "Taşra'da ve İstanbul'da eski ramazanların tadı" başlıklı yazısı, unutulmayan eski Ramazan günlerinden birini sunuyor. Çocukluk günleri 2. Dünya savaşının sürdüğü yıllara rastlayan Necdet Sakaoğlu, savaşın gölgesinde ve yaz sıcağında geçen o eski Ramazan günlerini özetle şöyle anlatıyor:

Hayalete dönüşen insanlar

"2. Dünya Savaşı'yla gelen kıtlık yıllarında ve sonrasında Ramazan ayları yaz mevsimlerine rastlıyordu. Her ne kadar çocuk olsam da o yılların bütün Türkiye'ye egemen kıldığı yokluğa karşın, sofra zenginliklerinin ve doygunluğun o sıcak yaz Ramazanlarında yaşandığını bugün gibi anımsıyorum. Yine Ağustos kavuruculuğunda oruç tutanların adeta cansızlaştığını, gündüzlerin uzunluğunca devam eden açlık ve susuzluktan, ev, komşu, mahalle, çarşı insanlarının sanki birer hayalete dönüştüğünü hatırlıyorum.

Teravih koşuşturması

Yetişkinlerin bu hallerini, iftar bekleşiylerini, camilerdeki öğle -ikindi arasındaki vaazları, kuyularda, dere gözelerinde su soğutmaları, evlerin onun ocaklı mutfaklarındaki telaşlı yemek hazırlıklarını, iftar sofralarının kuruluşunu, dizi dizi kuşhane ve kapaklı sahanları, teravih koşuşturmalarını, iftarın ve sahurun yaklaştığını haber veren davul ve zurnadan ibaret kale yamacı konserlerini de sanki gün gün hatırlar gibiyim.

DAVETLER ONBEŞİNDEN SONRA BAŞLARDI...

Hali vakti yerinde olan ailelerin iftar davetleri Ramazanın on beşinden sonra başlardı. Hocalar, akrabalar, komşular, kente iş için gelmiş yabancılar -bunlar bayram namazı çıkışta birer ikişer evlere bayram yemeğine götürülürdü- takım takım iftara alınırlardı. Davetlerin son güne bırakılmasının nedeni ise kilerdeki malzemelerin Ramazanı çıkarmaya yetip yetmeyeceği idi. Evin yemek işlerinden sorumlu hatunu kiler durumuna göre kaç akşam kaç kişilik davet yapılabilineceğini kocasına, oğluna veya damadına söyler, yemek tertibine göre et gereksiniminin türünü ve miktarını bildirirdi.

ERMENİ KOMŞULAR BİZİMLE İFTAR EDERDİ

Anadolu hoşgörü, kaynaşma, dayanışma ve samimiyet ortamıydı. Ramazan içinde veya diğer zamanlarda Ermeni komşularımızdan bir hanımla annemin birlikte ziyarete gittiklerini, yatırların başında karşılıklı oturup sessizce birinin Kur'ân, diğerinin İncil okuyup dualar ettikten sonra eve dönüşlerini nasıl unuturum? Kimi Ramazanlarda Ermeni komşularımız bir gün öncesinden haber vermek koşuluyla iftara davet edilirdi. Bir gün önceden haber verilmesinin sebebi, bu komşularımızın ricası gereğiydi. Çünkü onlar Müslüman komşularına saygılarından, o gün oruç tutar bizimle iftar ederlerdi."


RAMAZAN ETKİNLİKLERİ
  • Feshane'de saat 20.00 - 23.30 arası Özcan Deniz konser verecek.

  • Zeytinburnu Hizmet Binası'nda, Doğu ve Güneydoğu yöresine ait kıyafetler, yemekler sergilenecek.

  • Üsküdar Ramazan Çadırı'nda, Yavuz Bahadıroğlu sohbet edecek.

  • Bağcılar Belediyesi paneli düzenliyor. Melih Gökçek, Aytaç Durak ve Mehmet Özhaseki'nin katılacağı paneli Prof. Ömer Dinçer yönetecek. Saat 20.00'de başlayacak panel sonrası, Sami Aksu konseri var.


    Allah nasıl misafir edilir?

    Musa Aleyhisselâm'ın ümmeti: "Ya Musa! Rabbimiz'i yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız" dediklerinde Musa Aleyhisselâm onları azarladı. "Nasıl olur! Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir" diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelîmullah Tur-i Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu: "Ya Musa, neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?" Musa Aleyhisselâm: "Ya Rabbi, böyle dâveti sana gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zat-ı Ülûhiyet'in onların söylediklerinden beridir" dedi. Allah (c.c.): "Söyle kullarıma, onların davetine cuma akşamı geleceğim" buyurdu.

    Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşam üstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun-argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip: "Ya Musa! Uzak yollardan geldim, açım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım" dedi. Hz. Musa: "Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah (c.c.) gelecek" dedi. Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir hâlâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, hâlâ gelen giden yoktu. Neyse, ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi.

    İkinci gün Hz. Musa Tur'a gidip: "Ya Rabbi! Mahçub oldum. Ümmetim: 'Ya sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı, diyorlar" dediğinde, şöyle hitap olundu: "Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin; bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı..." Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah: "Ya Rabbi, bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur?" dediğinde Cenabı Allah: "İşte ben o kulun ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz" buyurdu. Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah'ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır.


    İFTARA NE HAZIRLAYALIM?

    Nohut Çorbası, Puf Böreği, Mercimekli Bulgur Pilavı, Tahinli Piyaz
    Kış türlüsü
    MALZEMELER: 2 adet kereviz, 3 adet pırasa, 3 adet şalgam, 5 adet havuç, 250 gram parça et, 1 çay bardağı sıvı yağ, 1 çorba kaşığı tereyağı, 3 adet soğan, tuz.
    YAPILIŞI: Kereviz, havuç, şalgam ve soğanı doğrayın. Tencereye, sıvıyağ, tereyağ, doğranmış soğan ve kuşbaşı eti koyup kavurun. Ardından kereviz. pırasa, şalgam ve havucu katarak iyice karıştırın. Tuz ve su katıp tencerenin kapağını kapatın. Kısık ateşte pişirin.

    Namazı dosdoğru kılınız, zekatı veriniz ve rükû' edenlerle birlikte siz de rükû' ediniz.
    Bakara, 43


    İnanarak ve sevap niyeti ile Ramazan'da oruç tutan kimsenin, geçmiş günahları affedilir.
    Tirmizi

  •  
    Oruçlu yalan konuşmamalıdır
    Ebu Hüreye (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s) buyurdular ki: "Kim yalanı ve onunla ameli terketmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur." Sahih-i Buhari: kitabüs-Savm, bab: 8, hadis: 1903 Kitabü'l-edeb, bab: 51, hadis: 6057. Bu hadisi şerif zahirde yalan, gıybet gibi İslam dininde yasaklanmış sözleri bırakmayan kişinin orucu bırakmasını emrediyor gibi anlaşılabilir. Alimler bunu, yalandan vazgeçirmek için ve yasaklama olarak izah etmişlerdir.
    İbnu Battal der ki: "Hadisin manası, öylesi kişilere oruçlarını terketmeyi emretmek değildir. Asıl gayesi, yalandan sakındırmaktır." İbnu Hacer der ki: "O kişinin orucuna Allahın ihtiyacı yoktur" cümlesinin manası: Allah onun orucunu istemez, demektedir. İbnu'l-Münir; Bununla o çeşit orucun makbul olmayacağını söyler. Geçen bir hadisi şerifte oruç tutan mü'minin (inanan kimsenin) sinirlenmemesi, başkasıyla lüzumsuz münakaşalara girmemesi, bağırıp çağırmamasının gereğini izah etmiştik. Hatta birisi ona küfredip çirkin söz söylediğinde ona cevap olarak iki defa: "Ben oruçluyum desin" diye Peygamber (s.a.s.) efendimizin emirlerini iletmiştik. Bunun manası: Ben oruçluyum, senin seviyene inmem, senin gibi kötü olmam, sana cevap vermek, demektir. Hoşuma giden ve çok beğendiğim bir ata sözü şöyledir: "İyiliğe iyilik her kişinin kârıdır. Kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır." Yani kötü kişi ile kötü olmamak gerekir. Elbette ki bu da kolay değildir ve er kişinin yapabileceği bir iştir. Mü'minin böyle olması ve dilini kötü sözlerden koruması gerekir iken, sanki oruçlu değilmiş gibi diline hakim olmayan ve yalan söylemekten sakınmayan kişinin durumunu bu hadisi şerif açıkça beyan etmektedir. Yalan her zaman günahtır ve büyük günahlardandır. Oruçlu için yalan daha da tehlikelidir. Çünkü orucun sevabını giderebilir. Allah katında kabul edilmeyip reddedilmesine sebep olabilir. Peygamber (s.a.s) efendimiz: "Allah'ın, bir kimsenin aç kalmasına ihtiyacı yoktur" buyurmaları bunun açık delilidir. Oruçlu konuşurken sözlerine dikkat etmesi gerekir. Kırıcı, üzücü, incitici, yalan sözlerden kaçınmalıdır. Bazı kimseler orucu hırçınlıklarının sebebi olarak göstermeye çalışıyorlar. Bu çok yanlıştır. Oruçlunun sabırlı, tahammülkâr, güzel ahlâk sahibi; affedici olmasını Peygamber (s.a.s.) Efendimiz emretmektedir.
    Oruçlarınızın kabulünü niyaz ederim...

    ŞEKER HASTALARINA İFTAR UYARISI
    ORUÇ tutan şeker hastalarının iftar zamanı yediklerine dikkat etmemesinin, kilo alma başta olmak üzere çok sayıda tehlikeli sorunu beraberinde getirdiği bildirildi. Selçuk Üniversitesi İç Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Gülcan Kısakol, şeker hastalarının da iftar vaktinde vücudun şeker ihtiyacını karşılamak için karbonhidratlı yiyecekler tükettiğini söyleyerek "Hastaların iftar ve sahur zamanı hamur ve karbonhidratlı gıdalardan uzak durması gerekir" dedi.
    DİYABET HASTASI HAKKINI BİLİYOR MU
    DÜNYA Diyabet Günü yarın kutlanıyor. "14 Kasım Dünya Diyabet Günü" dolayısıyla Türkiye Diyabet Vakfı, yarın saat 10.00'da Harbiye'deki Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda, hastalıkla ilgili bilgilendirme amaçlı, halka açık geniş çaplı bir kutlama yapacak. Türkiye Diyabet Vakfı tarafından yapılan açıklamada, "Diyabette hasta hakları" konusunun ağırlıkla işleneceği, bu nedenle törene özellikle diyabet hastalarının katılmasının çok yararlı olacağı vurgulandı.
    13 Kasım 2002
    Çarşamba
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Reklam Tarifesi
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Ramazan| Arşiv
    Bilişim
    | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED