|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
22. Dönem Meclis'i yarın toplanarak, yemin edip işe koyulacak. Yani, 3 Kasım'dan beri yaşanan peşrev günleri tamamlanmış olacak, taksimetre çalışmaya başlayacak. Bugüne kadar sadece tarzın, tavrın önemi vardı artık atılan adımların, yapılan işlerin şekli ve çapı önem kazanacak. Meclis Başkanı'nın seçiminden, Başbakan'ın tayinine, Bakanlar Kurulu'na kadar bütün fotoğraflar ülkenin bundan sonra seyredeceği filmin kareleri olacak. Peki Türkiye, Ak Parti hükümetiyle yeni bir geleceğe yelken açarken nasıl bir geçmişin izlerini taşıyor? Bu soru önemlidir çünkü, sözkonusu olan yeni bir siyaset markasıdır ve daha da önemlisi Türkiye bir ucundan hala, post-28 Şubat şartlara talim etmektedir. Dolayısıyla Ak Parti'yi ilgilendiren geçmiş, Türkiye'yi ilgilendiren gelecekle iç içe geçmiş durumdadır. Şurası muhakkak ki, ülkede 28 Şubat'ın yarattığı ağır ekonomik, siyasal ve hukuki tahribatın etkisi sürmekle beraber Türkiye, o dönem güç dengelerinin bir hayli uzağında bulunmaktadır. İktidara talip olan ya da de facto olarak iktidarı paylaşmakta olan bütün irili ufaklı sivil, yarı-resmi ve resmi güçlerin sistem üzerindeki hakimiyet potansiyellerinde o günden bugüne fazla değişiklik olmamakla birlikte, hakimiyetin statüsü derinden sarsılmıştır. Bu yüzden, 28 Şubat'ı gerçekleştiren "güçler ittifakı"nın bugün varlığını sürdürdüğünü söylemek mümkün değildir. Özetle, güçler -belirli oranda hacim kaybına uğramış olmakla birlikte- yine de varlıklarını sürdürmekte ama, 28 Şubat öncesinde olduğu gibi bir ittifak çatısı altında bulunmamaktadırlar. Ayrıca, 28 Şubat'ın lokomotifi olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de bu kez benzeri bir faaliyete gönüllü olmadığı görülmektedir. Bu şartlar altında, Ak Parti hükümeti, mesela Refahyol'a kıyasla çok daha ehven şartlarda kurulacak ve çok daha geniş bir piyasa kredisi imkanı ile işe başlayabilecektir. Durumu özetleyelim ve Ak Parti'nin bahçesindeki güllere ve dikenlere bir göz atalım.. 1-Öncelikle, seçimden yüzde 35 gibi yüksek bir güçle çıkmış olmak Ak Parti'ye bütün meşruiyet tartışmalarında önemli ve son derece değerli bir avantaj sağlamaktadır. Bu avantaj sayesinde Ak Parti, hem güçlü bir iktidar dönemi hem de bütün vaatlerini gerçekleştirme imkanına kavuşmuştur. Bu şartlar altında sözgelimi Ecevit ve başka bazı isimlerin ısrarla vurgu yaptıkları "rejim adına kaygı"ların anlamı da kalmamıştır. Zira, seçmen rejimı koruma kollama görevinin büyüğünü de bu partiye vermiştir. Elbette, buna rağmen asker-sivil bürokrasinin bazı katmanlarında sınırlı bir rezerv bulunmaktadır ve bu da her iktidara karşı bir parça gösterilebilecek dirençten çok fazla değildir. 2- 28 Şubat döneminde medyada hem kartel hem de uyum bulunuyordu. Bu yapı artık dağılmıştır. Doğan Grubu hala çok güçlüdür ama Sabah, Karamehmet, Uzan hatta İhlas ve bunun yanısıra bir grup olmadıkları halde etkin olan gazete ve televizyonların pozisyonları sayesinde medyayı bir partiye karşı tek tabanca olarak kullanma imkanı kalmamıştır. Medya grupları arasındaki rekabet de giderek şiddetlenmektedir. Bu şartlar altında, özellikle devletle iş yapan veya banka sahibi olan medya grupları yeni bir cephe açma lüksüne sahip olamayacak ve hükümetle iyi geçinmek zorunda kalacaklardır. Karşılarında koalisyon değil tek parti iktidarı bulunması da bu ilişkiyi motive edecektir. 3- İş dünyası da 28 Şubat öncesi şartların çok uzağındadır. Şubat krizi hemen hemen bütün sektörlerde büyük şirketlerin belini bükmüş, gelecek projeksiyonlarını karartmış ve kapasite kullanım oranlarındaki düşüşten de anlaşılacağı gibi küçülme dönemine girilmiştir. Bu saatten sonra, iş dünyasının elinde belirli bir kesimin zihnine işleyen "laiklik ve rejim endişelerini" finanse edecek kaynak ve güç kalmamıştır. Artık, medya gibi iş dünyası da 28 Şubat'taki güçler ittifakının zayıf halkası haline gelmiş durumdadır. İş dünyası sadece birkaç günden beri esen iyimserlik havasını bile, ideolojik kabuslara feda etmeyi göze alamayacak durumdadır. 4- Ve Baykal muhalefeti... Ak Parti için büyük bir şans da Meclis'te tek muhalefet partisinin bulunması kadar bu partinin adının CHP ve liderinin de Baykal olmasıdır. Muhalefet üslubu sertleşse de sertleşmese de Baykal'ın rekabeti Erdoğan'ın elini ve meşruiyetini güçlendirecek; seçimde görüldüğü gibi bundan sonra da "merkez sağ"ın lideri olarak "merkez sol"a karşı mücadelesi her kesimden re'sen destek görecektir. Bütün bu avantajlara rağmen Ak Parti yine de zor bir sınava girmektedir. Çünkü, hem malzeme küçük, beklentiler ise büyüktür.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |