|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Milletvekili lojmanlarının satışını, populizm olarak niteleyenler var. Elbette, devlet bu satıştan dolayı önemli bir gelir sağlayamaz. Ama, "imtiyaz" gibi görünen bir uygulamanın ortadan kalkması, üstelik "vekillerin", "asillerin" arasına karışması anlamlı bir adım. Populizm ve Sezer
Tayyip Erdoğan, "Milletvekilleri halkın arasında yaşayacak" derken, konut satışının asıl hedefini gözler önüne serdi. Kaldı ki, "populizm" halk dalkavukluğu anlamında kullanılıyorsa, güç odakları yerine halka dalkavukluk yapmak, vatandaşın hoşuna gidecek şekilde davranmak doğru değil mi? Cumhurbaşkanı Sezer, bugüne kadar sağduyunun sesi olmak için gayret etti; büyük çoğunlukla geniş kitlelerin onaylayacağı tarzda hareket etti. RTÜK yasasını veto edip sonra da Anayasa Mahkemesi'ne götürmesi, memur kıyımına yol açacak bir düzenlemeyi kanun hükmünde kararname ile olmaz, kanun çıkarın diye geri çevirmesi, çete suçlarının DGM kapsamında kalması için ısrarlı davranması, yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gitmesi, tasarrufa önem veren bir hayat tarzını benimsemesi, mütevazı halleri, halk nezdindeki itibarını artırdı. Ama Tayyip Erdoğan'ın siyasette yıldızı parlayalı beri, Sezer'i, daha farklı bir tavır içinde görmeğe başladık. İlk hata ve sonrası
Bence ilk hatasını, seçim öncesinde, "Milletvekili bile olmayan birinin görüşüyle mi hareket edeceğim?" diyerek yaptı. Başbakan atarken serbest davranabileceğini, yetkinin kendisinde olduğunu ihsas etti. Böylece, tam da seçim öncesi, Tayyip Erdoğan ile yapay bir tartışmanın içine girerek, tarafsızlığını bozdu. Bilerek veyahut bilmeyerek, Erdoğan'ı, devletle çatışma halinde göstermeğe çalışan komplonun bir parçası haline geldi. Erdoğan, "Aramızda görüşmek şık olur" sözleriyle, Cumhurbaşkanı'nın atağını karşıladı. Yatıştırıcı konuştu. Nitekim, seçim neticeleri ortaya çıkınca, Sezer, kendi dediğini değil, "şık" olanı yaptı. Ama bakıyoruz, gene uluorta, doğrudan Tayyip Erdoğan ve AK Parti'yi hedef alacak beyanlarda bulunuyor. Devletin zirvesinden gelen "muhtıra" benzeri çıkışlar, rahatsız edici. Sezer, bu görüşünü pekâla Tayyip Erdoğan'a, başka türlü iletebilirdi. Hatta, karşılıklı görüşmeye bile gerek kalmadan telefonda söyleyebilirdi. Acaba niçin, gazetelerin eline malzeme verecek şekilde çatışma ortamını diri tutuyor? 1) Halkın sevgisini paylaşmak onu rahatsız ediyor. Süngüsü düşmüş politikacılardan sonra ortaya çıkan bu karizmatik lideri kıskanmış olabilir mi? 2) Meselenin temelinde sadece duygusal bir boyut mu var? Belki de konuşmaları, Erdoğan'ı devletle kavgalı göstermek ve yıpratmak amacını güdüyor. Kimbilir! Bu noktada, başka sorular gündeme geliyor: 1) Sezer, bazı çevrelerle ittifak halinde mi hücuma geçti? Yoksa kendi tercihi mi? 2) Başörtüsünü "irtica" gibi gören, ayrıca Refah Partisi'nin kapanmasını onaylayan kararların altında Sezer'in imzası olduğuna göre, Cumhurbaşkanı, Erdoğan'ı "bir rejim sorunu" olarak mı mütalâa ediyor? Bu yüzden mi onu yıpratmaya uğraşıyor? Peki bunu yaparken, devlet merkezli politikaların odak noktası haline geldiğini, Erdoğan'ı millet merkezli politikaların tek hâkimi ve yönlendiricisi olarak bıraktığının farkında değil mi? Gene de olaylara iyimser bakmak isteriz: Cumhurbaşkanı'mız herhalde 11 Kasım tarihli manşetleri görünce şaşırmış ve üzülmüştür. Sözlerinin, bir gerilimin habercisi gibi, bu kadar iri puntolarla verileceği büyük ihtimalle aklına gelmemiştir. Gazeteler
Star: "Sezer'den açık uyarı. Kişiye özel düzenleme yapılmaz. Hukuku siyasallaştırmak yerine, siyaseti hukuk kurallarına uygun yapmak gerekir." Akşam: Erdoğan'a çifte uyarı. AK Parti'nin Anayasa'nın 109'uncu maddesini değiştirerek Tayyip Erdoğan'ı dışardan başbakan yapma planı ipleri gerdi. Sezer: "Demokrasi ve hukuk devletiyle bağdaşmayacak kişisel düzenlemelerden kaçınmak, hukuku siyasallaştırmak yerine siyaseti hukuka uygun yapmak önceliğimiz olmalı." Baykal: "109'uncu madde değişikliği Anayasal rejimi allak bullak eder. Yetki, güç bende. İstediğimi yaparım anlayışı uzlaşmayı bozar. Bu da AK Parti'ye yaramaz." Posta: AKP'ye soğuk duş: Sezer, Erdoğan'ı başbakan yapacak Anayasa değişikliğine, "Kişiye özgü düzenleme olmaz. Hukuku siyasallaştırmak yerine, siyaseti hukuka uygun yapmak gerekir" sözüyle karşı çıktı. Bu sözleri salondaki Erdoğan da dinledi. Milliyet: Sezer açık konuştu. Erdoğan'a başbakanlık yolunu açacak Anayasa değişikliğine Sezer'den kırmızı ışık. Radikal: Kişiye özgü hukuk olmaz. AK Parti lideri Erdoğan'ın da katıldığı Atatürk'ü anma toplantısında konuşan Sezer: "Öncelikli konulardan biri, demokrasi ve hukuk devletiyle bağdaşmayacak kişiye özel düzenlemelerden kaçınmak olmalı" dedi. Gözcü: Sezer'den AKP'ye uyarı. Cumhuriyet: Laiklik uyarısı:... Sezer, AK Parti lideri Erdoğan'ın oturduğu koltuğun tam karşısına gelen kürsüde yaptığı konuşmada, laikliği "demokratik bir yönetim biçiminin en önemli güvencesi" olarak niteledi. Sezer, demokratik laik cumhuriyetimizi yıkmayı, toplumumuzun cumhuriyet döneminde elde ettiği çağdaş kazanımları yok etmeyi amaçlayan tüm hareketlere kararlılıkla karşı konulacağını vurguladı. Ayrıca üstü kapalı bir biçimde "Hukuku siyasallaştırmayın" diye AK Parti yönetimini eleştirdi. Siyaset ve hukuk
Oysa, bir de işin gerçeğine bakarsanız, AK Parti, 109'uncu maddeyi zorlamayla değiştirip, Parlamento dışından gelecek başbakanlara yolu açma niyetinde de değil. Evet, Merkez Yürütme Kurulu'nda konu görüşüldü; her iki ihtimal de tartışıldı. Milli iradenin Tayyip Erdoğan'ı başbakan olarak görme azmi vurgulandı. Ama, Erdoğan ve önde gelen kurul üyeleri, CHP ile uzlaşma sağlanmadan, bağımsızların takviyesi ile, Anayasa değiştirmeye karşı çıktılar. Ben şahsen hem Abdullah Gül, hem Bülent Arınç'la konuştum. Yukarıda verdiğim çerçeve dışında, 109'uncu maddeyi değiştirme gayreti yok. Buna rağmen, bir yandan Cumhurbaşkanı, bir yandan Deniz Baykal, çıkıp Tayyip Erdoğan'a hukuk dersi vermeğe çalışıyorlar. Halbuki, Anayasa Mahkemesi'nin ve Yargıtay'ın bazı üyelerinden başlamak üzere, hukuk dersine ihtiyaç duyan çok insan var. Tayyip Erdoğan iyi cevap verdi: "Hukukun siyasallaşmasının örneğini görmek istiyorlarsa bana baksınlar." 312'nci madde değiştikten ve Erteleme Yasası çıktıktan sonra, hâlâ Tayyip Erdoğan'ı yasaklı konumunda tutmak; siyasetin, adalet mekanizmasını yönlendirdiğinin bir işareti değil mi? Abesle iştigal
Ben bu tartışma havasının, kasıtlı olarak bir yerlerden pompalandığı kanaatini taşıyorum. Çünkü, Tayyip Erdoğan'ın, Bülent Arınç'ın, Abdullah Gül'ün sözleri ters anlamlara çekiliyor; doğru olmadığı söylenilen bir faraziye üzerine ahkâm kesiliyor. Kısacası abesle iştigal ediliyor. Erdoğan ipi gevşettikçe, birileri geriyor. Saygı duyduğumuz Cumhurbaşkanı'nı, böyle bir gerilim politikasının unsuru olarak görmek bizi çok üzüyor. O da yıpranıyor. Çünkü "derin devlet merkezli" sistematik bir yıpratma eyleminin parçası olduğu izlenimi doğuyor. Oysa onun büyüsü, halka ve halkın taleplerine yakın durmasından kaynaklanıyor. Öpücük diplomasisi
Evren, Özal'ı 20 gün sonra görevlendirmişti. Özal, ilk karşılaşmalarında sarıldı, Evren'i öptü. Alışılmışın dışına taşan bu davranışla, aradaki buzları eritti; havayı yumuşattı. 28 Şubat, Türkiye'yi ayıplı bir demokrasiye mahkûm etti. Ama artık sıra siyasetin alanını genişletmeğe geldi. Devletin tabuları ister istemez yıkılacak... Çağdaşlaşacağız. Batı'da nasılsa bizde de öyle olacak. Şimdilik devletin zirvesinde biraz soğuk rüzgârlar mı esiyor? Tayyip Erdoğan, Özal reçetesini uygulayabilir. Bir öpücük Cumhurbaşkanı Sezer'in yanağına, bir öpücük Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün yanağına. İrtica'ya karşı mücadele, netice itibarıyla hükûmetin önderliğinde ve denetiminde yürütülmeyecek mi? Zirvede, soğuk rüzgarlar estirmek, birilerinin menfaatine uyabilir. Ama Sezer'in, Özkök Paşa'nın ve Tayyip Erdoğan'ın oyuna gelmeyeceklerini tahmin ediyoruz. Çünkü, her üçü de vatansever insanlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |