T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Süper-ajan' Ankara'da

Eskiden CIA başkanı ülkemize gelir gider, nice sonra ziyaretten haberimiz olurdu. Şu anda, CIA'nin '2 numarası', yanında örgütün Ortadoğu bölümünden görevliler ve Pentagon'dan subaylar olduğu halde ülkemize geldi. Gelişleri gazetelerde haber konusu. Dünya değişiyor, CIA de...

Hürriyet, haberinde, ABD'de 'super-spook' (süper-ajan) diye de anılan CIA'nin George Tenet'ten sonraki sorumlusunun adını yanlış yazmış. Doğrusu John E. McLaughlin olacak... 60 yaşındaki McLaughlin 1972 yılından beri CIA'de çalışıyor. Bill Clinton tarafından CIA'de '2 numaralı' koltuğa oturtulduğunda, "Örgüt içerisinde çalışmadığı hiçbir bölüm yok; CIA'yi en iyi bilen adam" diye takdim edilmişti. CIA öncesi (1966-1969) ABD'nin Vietnam Savaşı'na katılmıştı McLaughlin; örgütün gözüne oradaki görevi sırasında girmiş olmalı...

CIA-Pentagon heyetinin ülkemize gelişinin ilân edilmiş sebebini biliyoruz: Irak'a karşı askerî harekâtta Türkiye'nin desteğini almak... Komşu ülkeye karşı girişilecek askerî harekâta direnen unsurlar var ülkemizde; heyet üyeleri, brifinglerde, Irak'ın Türkiye için ne denli büyük bir tehdit teşkil ettiğini anlatarak kuşkucuları iknâya çalışacaklar... Böyle olduğuna inanılıyor...

11 Eylül terörist saldırılarından sonra, "Hazırlıksız yakalandık" itirafında bulunan istihbarat örgütü yetkililerinin hâlâ işbaşında tutulması tuhaf. Bugünkü koltuğuna 2000 yılı temmuz ayında oturan McLaughlin onlardan biri. Bazı FBI ajanlarının "Saldırılardan bilgimiz vardı" diye ortaya atılmalarından sonra, George W. Bush'un, 15 Mayıs 2002 tarihinde, "Saldırılarla ilgili çeşitli kaynaklardan bilgi gelmişti" itirafında bulunduğunu herhalde hatırlayacaksınız. Alman, Fransız, Mısır, İngiliz istihbarat örgütleri, İsrail'in Mossad'ı, "Saldırı yakında" bilgisini ABD'deki mukabillerine iletmişlerdi.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, CIA'nin '2 numarası' olduğuna göre, örgüte bilgi akışının tam ortasında bulunmasından ötürü, McLaughlin'in, '11 Eylül saldırıları' konusunu önceden bilmesi gerekirken, ser verip sır vermediğini fark ediyorum. Kendisine ne zaman "Tehdit nereden geliyor?" sorusu yöneltilse, 11 Eylül'den kısa süre önce bile, kurulu plak gibi, "Kuzey Kore, İran ve Irak" cevabını verip durmuş...

McLaughlin'in 27 Ağustos 2001 tarihinde '4. Uzay ve füze savunma teknolojisi konferansı'nda yaptığı konuşmanın metnini, "Acaba 11 Eylül'den sadece 15 gün önceki toplantıya katılanlara gelecek büyük saldırı hakkında bir ipucu verdi mi?" sorusuna cevap arayarak dikkatle okudum. Tek bir ipucu yok. McLaughlin, orada da, "Esas tehdit Kuzey Kore, İran ve Irak" demiş işin uzmanlarına...

ABD şimdi bütün enerjisini Irak üzerinde yoğunlaştırmış durumda ya; eğer McLaughlin ve onun gibi düşünenler karar mekanizmasını etkileyebilecek konumda olmaya devam ederlerse, esas düşmanlıklarını çevirecekleri ülkeyi buraya kaydedeyim: İran... Amerikalılar Irak'ta füze var mı, yok mu tam emin değiller; belki bir miktar füzenin bir yerlerde saklandığını düşünüyorlar... Buna karşılık, McLaughlin, İran'ın elinde 'yüzlerce' füze bulunduğunu, bunların hem çevre ülkeleri hem de Körfez'deki Amerikan üsleri ile donanmasını 'tehdit ettiğini' ileri sürüyor...

Yukarıda bir yerlerde McLaughlin ve heyetinin 'ilân edilen' sebeb-i ziyaretinin Irak'a saldırı konusunda 'aykırı' düşünenleri iknâ etmek olduğunu yazmıştım. Herhalde anlamışsınızdır; ön planda gözükenin ötesinde bir amacı bulunduğuna inanıyorum ben bu ziyaretin: Türkiye'yi esas İran konusunda hazırlamak... Bu görüşe sahip oluşum iki sebepten: İlki, Irak'a operasyon hazırlığı artık son safhasında; bu saatten sonra iknâ faaliyetine ihtiyaç bulunmuyor, kimi neye ikna edecekler? Diğer sebep ise, ABD'nin esas rahatsızlığının İran'dan kaynaklandığına emin olmam. ABD ve istihbaratçıları, konuları 'tek aşamalı' düşünmezler; biri devam ederken bir sonraki aşamayla ilgili hazırlıkları sürdürürler...

McLaughlin'in Irak konusunda 'önemli bir tezi' var: Saddam Hüseyin, ABD saldırısını engelleyemeyeceğini anlarsa kendisiyle birlikte pek çok kişinin daha ölmesini göze alacak bir girişimde bulunabilir... Irak'a operasyon konusu görüşülürken, Kongre'ye gönderdiği 7 Ekim 2002 tarihli mektupta, McLaughlin, "O durumda, Saddam, elinde hangi tür silâh varsa, klasik, kimyasal veya biyolojik diye ayırt etmeksizin, Amerika'ya saldıracaktır" diye yazıyor... Herhalde, Ankara'ya kadar gelmişken, bu 'tezini' muhatapları üzerinde sınayacaktır 'süper-ajan'...

Amerikalıların "Saddam'ın elinde kitle imha silâhları var" iddiası 'derin bilgi'ye dayanıyor. New York'lu Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Louise M. Slaughter, bu bilgiyi, "Elinde biyolojik silâh olduğuna eminim" diyor ve ekliyor: "O silâhları ona biz verdik…"

Eğer Irak'a -ve ardından İran'a- askerî harekâta girişilecekse, Türkiye'nin harekâtlara katılıp katılmayacağına siyasi otorite karar verecek. Ecevit hükümeti en geç bir hafta içerisinde gideceğine göre, karar, Ak Parti hükümeti ile AK Parti yoğunluklu Meclis'in elinde. Böyle olduğu halde, McLaughlin heyetinin Ankara temasları Genelkurmay, dışişleri ve MİT ile sınırlı, programda siyasiler yok... Bu size garip gelmiyor mu?

Şu günlerde bana herşey garip geliyor da.


13 Kasım 2002
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED