T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İntiharları yazmak

"Asker intiharları" üzerine yazmak istiyordum. İlk önce "asker intiharları"na ilişkin MSB tarafından yayınlanan istatistik "merak" olarak hücum etmişti üzerime. Sonra Adnan Keskin'in Radikal'deki (03. 04. 2002) ürpertici haberi geldi. Ardından, bir albayın erleri angarya olarak kullandığı için soruşturmaya tâbi tutulduğuna dair haberler... Yazamadım. Çünkü Filistin acısından kopmak mümkün olmadı. İçimde bir ukde olarak duruyordu, en son Kürşat Bumin'in dünkü yazısı tam damarıma bastı. "Dikkat ettim, diyordu Bumin, geçen bir iki gün içinde bu fevkalade önemli haber maalesef hiçbir köşe yazısına konu teşkil etmemiş." Evet yazmalıyım, çünkü gerçekten tüm çocuklarımızı ilgilendiren bir insani sorunla yüzyüzeyiz.

MSB'nin yayınladığı istatistik şöyle: 10 yılda orduda 1248 intihar girişimi olmuş ve bunun sonucu 815 asker hayatını kaybetmiştir.

Bu istatistik ister istemez sizi, "Acaba nasıl oluyor bu intiharlar?" sorusuna götürüyor. Belki tümü için genellemek mümkün olmaz (ayrıca bunların tümünün psiko-sosyal sebeplerini araştırmak gibi bir gerekliliği vurgulamalıyız) ama, Adnan Keskin'in haberi iki örneği taşıyor gündemimize. Hem de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin yargılamasından geçtikten sonra. Ben, olayı özetlemek yerine sizi Adnan Keskin'in haberinin tümüyle yüzyüze getirmeyi tercih ediyorum.

"ANKARA - İki ayrı davada, iki ayrı askerin intiharına dayak ve onur kırıcı muamelenin neden olduğunu belirleyen Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM), "İntiharın sorumlusu devlet. İşlenen hizmet kusuru nedeniyle askerlerin ailesine maddi, manevi tazminat ödemelidir" kararlarını verdi.

"AYİM'in kararlarından ilki şöyle gelişti: Asker ailesi, çocuklarının intihar nedeninin dayak ve bölük önünde yuhalanması olduğunu belirterek mahkemeye başvurdu. Çocuklarının, arkadaşlarına 'gururuma yediremem' deyip intihar ettiğini belirleyen aile, devletin 10 milyar maddi, 5 milyar da manevi tazminat ödemeye mahkûm edilmesini istedi. Bakanlık ise davanın reddini istedi.

"AYİM ise şu kararı verdi: "Müteveffanın spor ve atışta başarısız olması nedeniyle komutanlarınca azarlandığı, intihar ettiği gün ve önceleri müteaddit kereler müessir fiile maruz kaldığı, müteveffaya başarısızlığı sonrasında bölüğün önünde yuh çektirildiği ve müteaddit kereler dövülmesi sonucu bunalıma girerek nöbeti sırasında intihar ettiği, bu şekilde olayın bölük komutanı ve takım komutanının kusurundan ileri geldiği, birlikteki hizmetin iyi işlemediği, ajanların yeterince denetlenmediği, dolayısıyla idarenin hizmet kusuru içinde bulunduğu anlaşıldığından zararların davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır..."

Mahkeme, davacı babaya 800 milyon, anneye 1 milyar manevi tazminat, her birine 600'şer milyon lira manevi tazminat ödenmesine, ayrıca dava açma tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine karar verdi.

"İkinci olay da şöyle gelişti: 'Şehit düştüğü' belirtilen erin cenazesi Niğde'ye gönderilip defnedildi. Gerçek ölüm nedeni, bir polis memurunun aileye gönderdiği mahkeme kararıyla ortaya çıktı. Er yediği dayaklar sonucu intihar etmiş, dayak atan komutanlar da yargılanıp mahkûm edilmişti.

Mahkeme kararı şöyle: "Disiplinsiz hareketleri olsa dahi gereğinin yasal yolla halli gerekirken, astsubay (...) tarafından küfredilip arkadaşlarının önünde birkaç kez dövülüp başının aracın kasasına çarptırıldığı, ağzının ve burnunun kanadığı, bu davranışlara dayanamayarak intihar ettiği, olayın astsubayın kusurundan ileri geldiği, idarenin hizmet kusuru içinde olduğu anlaşıldı."

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararına yansıyan olay, iki vakıayı getiriyor önümüze:

1. Orduda yer yer, üstler tarafından, askerleri intiharlara kadar sürükleyen kötü muamele (askeri mahkemenin kararına yansıyan olay yanında kötü muamele ifadesi ne kadar zayıf kalıyor değil mi?) olduğu...

2. Kötü muamele sonucu intihar etmiş bir askerin ailesine "şehit düştüğü" gibi gerçek olmayan bir beyanla tevdi edildiği...

Bu haberden birkaç gün sonra (8 Nisan 2002) bir başka gazetenin (Sabah) manşetinde "Albay ve eşine angarya davası" başlığıyla bir haberin yer alması da TSK bünyesi ile ilgili ilginç bir gelişme. Habere göre Artvin eski İl Alay Jandarma Komutanı Albay Bayram Doğan hakkında "4 jandarma erini eşi ve oğlunun hizmetine verme" iddiasıyla 1 yıl hapis istemiyle dava açılmış. Habere göre, erlerin hizmet kapsamı, albayın evinde yemek pişirmekten, eşi ve oğlu için şoförlük yapmaya kadar uzanıyor.

Bu haber de ordu bünyesinde askerin zaman zaman hangi alanlarda kullanılabildiğine örnek teşkil ediyor.

Tabii ki bu haberleri bir başka boyutta daha okumak gerekli. O da, "ordu bünyesinde meydana gelen bir yanlışın yine kendi süreci içinde düzeltildiği" hususu. Olaylar Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne intikal etmiş, mahkemede görüşülmüş, yanlışı yapan yargılanıp mahkum olmuş. Bunlar önemli. Bunların kamuoyuna yansıması da şeffaflık adımı olarak önemli.

Ama bu konuda söylenebilecek olanın hepsi bu değil:

"Kötü muamele" üzerinde biraz daha durmazsak, bu alandaki sancıyı yeterince görmemiş oluruz. Çünkü "kötü muamele" askere gidip dönenler tarafından sıklıkla anlatılagelen bir hadise. Anlıyoruz ki bu uygulama, zaman zaman insanları intiharlara kadar sürükleyebiliyor. Burada şunu sormak gerekiyor: Acaba intiharlara kadar gelen süreçte neler oluyor ve bunların yüzde kaçı yargıya intikal ediyor? Angarya ne kadar yaygın? Sövme, dövme ne kadar yaygın? Mesela Nadire Mater gibi bir gazeteci çıkıp, askerliği bitirenlerin "askerlik hatıraları"nı derlemeye kalksa ve burada neşeli hatıralar yanında "kötü muamele" örnekleri de yer alsa, başına neler gelir? Gençlerden askerlik uygulamasına bir not vermeleri istense nasıl bir ortalama çıkar?

Askeri mahkemenin kararına yansıyan "bilgi"ler gerçekten iç yakıcı. ""Müteveffanın spor ve atışta başarısız olması nedeniyle komutanlarınca azarlandığı, intihar ettiği gün ve önceleri müteaddit kereler müessir fiile maruz kaldığı, müteveffaya başarısızlığı sonrasında bölüğün önünde yuh çektirildiği ve müteaddit kereler dövülmesi sonucu bunalıma girerek nöbeti sırasında intihar ettiği..." Yuhlatan, yuhlanan ve yuhlayanlar... Ve sonra intihar... Bir genç adamın hayattan kopuşu... Bir film olsa, seyretseniz sizin de içiniz yanmaz mıydı? Böyle bir görüntü, çocukları asker olacak herkesi (bunun istisnası var mı?) derinden yaralamaz mıydı?

Böyle bir hadisedeki ümit verici tek boyut, askeri yargının olayı gören kararıdır.

Dilerim bir daha böyle bir haber okumayız.

TANK İHALESİ

Tank ihalesi ve İsrail'le askeri ilişkiler konusu da kamuoyunda gittikçe daha çok "asker inisiyatifli" bir konu gibi algılanmaya başlandı. Mesela Dışişleri Bakanı Cem, Mithat Bereket'in tank ihalesi ile ilgili sorularına cevap vermekten kaçındı ve "olay bakanlığımızn dışında" gibi bir yaklaşım sergiledi. Milli Savunma Bakanı'nın duruşu ise fevkalade zayıf. Tank ihalesi, Filistin olaylarının geldiği noktada, Türkiye açısından son derece yıpratıcı bir mahiyet kazanmıştır. Ben buradan, TSK'nın işin mahiyeti ile ilgili Türk kamuoyunu doyurucu bir açıklama yapmasının gerekli olduğunu vurgulamak istiyorum.


11 Nisan 2002
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED