T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Susmak niçin kadını özler?

Gerçek soru cevabı dışarıdan davet etmez; bilakis onu içinden çıkarır; zira kuşkulanmasaydık, içinden cevabın çıkabileceği bir sorunlar yumağında ikameti seçmeseydik tabiidir ki hal-i hazırda soruyor olmazdık, sormakta olmazdık... Öyle ya "sormakta olmak", aslında ne yapıp yapıp soruyu sürdürmek, bir biçimde soruda kalmayı başarmak demek değil mi?

Evet aynen öyle! Sormakta olmak yolda olmak demek çünkü.

Sorunun kuşkunun haymesinde yaşadığını söylemiştik... Peki nedir hayme? Hayme yolda olanlara özgü bir barınak... Konup göçtükçe ve dahî konup göçerken ikamete susayanların sığınabileceği tek melce... Şüphe, sahibini peşine takmış bir halde yolu kazarken, kazırken haymesinde ona sadece soru eşlik eder.

Cevap haymeye sızan bir çapkın değil; davetsiz bir konuk hiç değil... Sahte sorulara yanaşan ve dışarıdan davet edilen konukları aslâ ağırlamaz göğertici kuşkuların haymesi... Gerçek sorunun cevabı dışarıdan davet etmesine ne lüzûm var? O kuşkunun döllemesiyle edindiği kendi yavrusunu kendinde saklar, başkasına bırakmayıp kendi taşır tâ en başından beri... Evlatlık edinmeye ihtiyaç duymaz bu yüzden. VE günü geldiğinde yine birgün haymesini terkedecek olan o cevabı dayanılmaz ağrılar çeke çeke kendisi doğurur. Bir süre ona bakar, onu besler, yavrusu kendi başına ayakta duracak hale geldiğinde kendisine varlık verenle bir arada kalamayacağını anlayıp evini terkeder. Cevap kolleksiyonu yapanların ellerindeki iğreti cevaplar bu nedenledir ki hep sorusuzdur, karşılıksızdır. Soruya ulaşılmadığı, ulaşılamadığı için doğrudürüst bir işe de yaramazlar; ellerinden gelen tek şey sorusuz, sorunsuz zekâlara içgüveysi olmaktan ibarettir iğreti bir halde... Sormak kuşkuyla yaşamaktır oysa, düpedüz kuşkulanmaktır; zira soru kuşkunun haymesinde onun tarafından döllenir.

Kuşkunun eril karakteridir ki onu yolun koyuluğuna mütehammil kılar; o hep sorar, biteviye sorar; arar çünkü. Konabileceği, bir süreliğine de olsa konaklayabileceği konağı arar. Bu-ara-da değil, aksine hep bir-ara-dadır; aralardadır. Konaklamak bitimsiz aralarda konuk olmaktır; ne yapıp yapıp konulacak araları aramaktır, aralar arandığı, aranabildiği, aralanabildiği sürece yolda olmayı, yolda kalmayı sürdürmektir.

Soru hiç-kuşkusuz yapamaz; her soru bir-kuşku ile, bir-kuşkunun yardımıyla tamamlanır ve işte o zaman 'düşünme' adını almaya hak kazanır. Düşünme özünde kuşku ile soruyu barındırır. Özlemi özünün gereğidir. O özü gereği özler, özünü özler; ve tabiatıyla özünü sürdürmek için ne yapıp yapıp kuşku ile soru'yu bir araya getirir.

Tam da bu noktada Martin Heidegger'in şu meşhûr sözünü hatırlayabiliriz: "Das Fragen ist die Frömmigkeit des Denkens."

Heidegger böylelikle soru sormayı "düşünmenin dindarlığı" olarak tanımlarken, dikkat edilecek olursa belirli bir düşünme tarzına işaret etmekten kaçınıyor; aksine düşünme'yi kendi doğallığında açık kılmayı deniyor. Çünkü dindarlık şu veya bu düşünme tarzına ait bir keyfiyet olmayıp "bizatihi düşünme"nin özüne, kendine ilişkindir.

Her hâl u kârda hayvaniyeti mahfuz olmakla birlikte insanı diğer hayvanlardan ayıran ve onu seçkin ve seçilmiş kılan nâtıkıyeti olmasaydı, pek tabiidir ki insanın kuşkulanma ve soru sorma hakkı da, zorunluluğu da, imkânı da bulunmayacaktı. Çünkü insan dışında hiçbir hayvan kuşkulan(a)maz, soru sor(a)maz. Hiçbir hayvan kuşku ile soruyu biraraya getirmeyi başaramaz; başaramadığı için de düşünüyor olamaz. Sadece insan, evet sadece insan düşünebilir ve sadece o kuşkulanıp soru sorabilir. Çünkü yola düşmekle, yolda olmakla mükellef olan bir tek odur.

O halde çoğu insan niçin kuşkudan korkar, soru sormaktan çekinir? Ve hal böyleyken ne-için insanoğlu sorusuz cevapların taşıyıcılığını boşu boşuna üstlenip de geviş getirmek sûretiyle kendini gevşemeye bırakır?!?

Kuşkulanmak ihtizaz halinde olmaksa ve bir Hint atasözünün dediği gibi "ihtizazın sırrını anlamak herşeyi anlamak" ise şayet, işbu soru içinde kalmayı denememiz gerekiyor.

İmdi, cevabın bu kalışı göze alanlara ancak gözünü kırpacağından emin olmalıyız.


14 Temmuz 2002
Pazar
 
DÜCANE CÜNDİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED