|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kapitalizm büyük bir iş becerdi. Bu "kaymak tabakası"nı genişletti. Üst sermaye sahipleri ve onların siyasi ve ekonomik kadroları ve bürokratlar nüfusun %5'i ila %10'u gibi bir orana yükseldi. Ama bunlar, toplumun ürettiği servetin %90'ına el koymaya başladılar.
Mehmet'e cevabımın birinci bölümünde, Almanlar'la Japonlar'ın kapitalizmi nasıl başarıyla içselleştirdiklerini anlatmıştım. Fakat, bir Müslüman'ın başarıdan önce meşruiyeti göz önünde bulundurması esastır. Bana göre, bu ikisi ancak birarada var olurlar. Meşruiyet, uzun (ve bilhassa çok uzun!) zamanda mutlaka başarıya götürür! Bütün sosyal sistemlere bakın mutlaka bir üst tabaka görürsünüz. Diğerlerinden biraz daha iyi giyinen, iki üç atı, birkaç kılıcı, belki birkaç evi ve eşleri bulunan bir zümre her zaman var. Osmanlı'da, Selçuklu'da, İran'da, Hind'de böyle bir zümre var. Asr-ı Saadet'te bile var... Fark şu, bütün eski sosyal sistemlerde bu üst tabakanın toplam nüfus içindeki payı çok düşük, bindelerle ifade ediliyor, binde bir binde iki gibi. Mesela 1700'lü yılların Çin'inde bütün o Çin'i yöneten insanların sayısı; yüksek tabaka 6-7 bin kişi. Çin, devasa nüfusu olan bir ülke. Bunu abartıp, yüzde bir dersek bile, toplumun ürettiği servetin %10'unu bu sınıfa aktardığınız zaman, geriye kalan nüfusun %99'una servetin %90'ı kalıyor. Ve bu da çok büyük zenginlik farkları olmayacak bir tarzda bunlar arasında bölüşülüyor. Kapitalizm çok büyük bir iş becerdi. Bu "kaymak tabakası"nı genişletti. Yüzde 5 ile %10 arasında bir üst sermaye sahipleri ve onların siyasi ve ekonomik kadroları; askeri-siyasi bürokrasi bu yapıların toplamı nüfusun %5'i ila %10'u gibi bir orana yükseldi. Ama bunlar, toplumun ürettiği servetin %90'ına el koymaya başladılar. Bunun manası şu, toplumun geriye kalan %90'ına servetin yüzde %10'u kaldı. Bugünkü ABD'de bu oran 90'a 10 değildir de 80'e 20'dir belki veya 85'e 15'tir. Size bir rakam vereyim, şu anda ABD'de menkul servetin; banka hesapları, hisse senetleri vs. gibi gayri menkul olmayan servetin %40'ı nüfusun binde beşine ine aittir. Şimdi biz birtakım değer yargılarını kullanıp, bu sistemin çok verimli olduğunu, çok üretken olduğunu söyleyebilir, bir takım mukayeseler yapabiliriz, ama inkar edilemeyecek gerçek, tarihte görülebilecek en gayr-ı adil sosyo-ekonomik sistemin oluşmuş olduğudur. Böyle bir ekonomik sistemin çok uzun ömürlü olması eşyanın tabiatına aykırıdır; bunun böyle sürüp gitmesi mümkün değildir, bu sistem başka bir sisteme kendi içinden dönüşecek veya yol verecektir.
Kapitalizm, bolluk toplumu değildir!
Kapitalizm nasıl bir sisteme dönüşebilir? Ve bu dönüşüm sürecinde sen, ben, ne yapabiliriz? Yapabilecek bir şey var mı? Kaotik dönemlerde; sistemin çivisinin çıkmış, ayarının bozulmuş olduğu dönemlerde küçük gurupların, hatta tek tek fertlerin, bir düşünürün, üç-beş tane ne yaptığını bilen insanın etkisi akıl almaz derecede yüksek olabilir. Moral bozucu bir hava içerisinde olmamak lâzım. Tabiatta da böyledir; stabil olmayan, dengeden uzaklaşmış sistemlerde küçük girdiler muazzam hasılayla sonuçlanır. Candan Karlıtekin, tartışmaya şöyle bir yorum ve soruyla katıldı: Benim şöyle bir gözlemim var. Diyorsunuz ki kapitalizm eskiden %1'i geçmeyen kaymak tabakayı %10'a genişletti. Fakat eskiden kaymak tabaka tüm servetin %10'unu alırken bu sefer %90'ını alır oldu. Şimdi birisi çıksa dese ki "İyi de eski sistemde toplumun %99'una kalan %90'lık servet, mutlak değer olarak bugün kapitalist sistemin ürettiği zenginliğin, toplumun kaymak tabaka olmayan %90'ına kalan %10'undan daha aşağı ise; kapitalizmin ürettiği tüm servetin %10'u geçmişteki sistemin ürettiği tüm servettin %90'ından daha yüksek ise, buna ne diyeceksiniz?" Yine küreselleşme karşıtlarına karşı da şöyle bir söylem var: "Siz zaten orada kendi halinizde miskin miskin oturuyordunuz, bu sermaye sistemi geldi adam oldunuz, şimdi de konuşuyorsunuz?" Doğru, kapitalizm o kadar maddi servet üretti ki böylesine gayr-ı adil bir dağılım olsa bile, en garibanın eline eskisine göre "daha fazla" geçiyor. Geçip-geçmediği, veya her yerde geçip-geçmediği şüphelidir. Sistemin merkezî faaliyetinin sürdüğü yerlerde (ABD, Almanya veya Japonya'da) biraz geçtiğini söyleyebiliriz, ama çevrede, yarı çevrede (Afrika'da, Latin Amerika'da, vesaire) o kadar çok geçtiğini söyleyemeyiz. Diyebilirsiniz ki 2000 yılında ortalama bir dünya vatandaşının kişi başına tükettiği et miktarı 1900 yılında bir kiloydu, 2000 yılında, 100 yıl sonra bu bir kilodan 15 kiloya çıktı. Dolayısıyla bu bir zenginleşmedir. Bunun karşısında yer alanlar şunu söylüyor: 1900 yılında 1 kilo et tüketenler halis, temiz, güvenilir et yiyorlardı. 2000 yılında yenen 15 kilo etin ne kadarının hormonlu olduğu, vücuda ne kadar faydalı olduğu açık değildir. Et tüketimi 1 kilodan 15 kiloya çıkıncaya kadar, kişi başına temiz hava tüketiminin ne kadar azaldığının hesabını yaptınız mı? Temiz su tüketiminin hesabını yaptınız mı? Bir kişinin gördüğü yeşil ağaç miktarında ne kadar azalma olduğunun hesabını yaptınız mı?
Muhasebesiz yargı olmaz
Kapitalist gelişmenin topyekün insanlığa maliyetini hesaplamadan, hemen olumlu bir sonuca varılamaz. Kapitalist medeniyetin -bunu bir medeniyet kabul edersek- topyekün bir muhasebesi lâzım. Ve muhasebe birkaç kademede yapılmalıdır. 1- Kapitalizmin ve onunla beraber ortaya çıkan siyasi yapılanmanın -bugün liberal demokratik sistem dediğimiz şeyin- insanları ne kadar güvenlikli yaşatmakta olduğu, yani eskiden insanlar ne kadar mal ve can güvenliği içerisinde yaşıyorlardı? Bugün ne kadar mal ve can güvenliği içerisinde yaşıyorlar? Bu soruya hemen kestirmeden "Eskiden padişahlar vardı, asıyorlardı, kesiyorlardı, şimdi oh ne kadar güzel, ne kadar demokratik haklarımız var." şeklinde ucuz bir cevap veremeyiz. 2- Eskiden insanlar ne kadar özgür idiler? Şimdi ne kadar özgürler? 3-İnsanlığın temel bir problemi olarak eskiden insanlar açlığa karşı ne kadar bir güvenlik içindeydiler? Şimdi ne kadar güvenlik içindeler? Hastalıklara karşı eskiden insanlar eskiden ne kadar bir güvenlik içindeydiler? Şimdi ne kadar güvenlik içindeler? "Kapitalizmin gelişme seyri içerisinde bilim ilerledi, bir çok hastalığın çaresi bulundu, aşılar bulundu, insanın ömrü uzadı" şeklinde bir çok şey söyleyebilirsiniz. Fakat bunların hepsinin maliyeti var; hepsi beraberinde yeni hastalıklar, yeni açlık biçimleri getirdi. O kadar ki, ünlü antropolog Marshall Sahlins, gerçek bolluk toplumunun kapitalist toplum değil, "ilkel toplum" olduğunu söylüyor.
Avrupa'da her üç yıldan ikisi savaş içinde geçti
Kapitalist sistemin ortaya çıkışıyla beraber, oluşumuyla beraber insanlar ne kadar sakin bir hayat yaşadılar? Mesela Avrupa'da 1500-2000 yılları arasında her üç yıldan ikisi savaş içinde geçmiştir. Dünyanın 1495-1975 dönemini içerisine alan bir araştırma var. Dünyadaki büyük savaşların; 280 binden fazla ölüme yol açan savaşların %81'i Avrupa kıtası üzerinde ve Avrupa kavimleri arasında cereyan etmiştir. Muhakkak ki her sosyal sistemin bir getirisi vardır. Kapitalizmin de bilimsel düşünceye katkı açısından, maddi servetin artması bakımından katkıları olmuştur. Ama bunların maliyetlerini de hesaba katmamız lâzımdır. Tabii maliyetlerini; kâinatımıza maliyetlerini (ozon tabakası deliniyor, küresel ısınma artıyor, kirlilik yaygınlaşıyor) hesaba kattığımız zaman çok parlak bir bilançodan söz edemeyiz. Meselemizi pratik olarak çözmeye çalışmalıyız, hiçbir zaman pratik hayattan çok fazla uzaklaşmamalıyız. Ama hadiseyi 'pür pratik' bir mesele olarak tartışırsak, hakim ideolojilerin o kadar etkisi altında kalırız ve farklı, daha güzel bir sosyal sistem tasavvurundan o ölçüde uzaklaşmış oluruz. Bugün istenilse de Asr-ı Saadet geri getirilemez. Ama Asr-ı Saadet'e nisbet edilebilecek tecrübelere muhtacız. Çin'e gidiniz, Amerika'ya gidiniz birçok yerde insanların hoşuna gidecek, insanların daha latif/yumuşak yaşamalarını mümkün kılacak düzenlemeler görebiliriz. Bugün, biraz Batı'nın madden gerisinde kaldık diye meselemizi hep onlara yetişmek olarak koyarsak, bence kötülüğü ağır basan bir işi, başka bir kötüyle tamamlamaktan başka bir iş yapmış olmayız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |