|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Beş yıl geçti 28 Şubat'ın üzerinden... Ve 54. hükümet gittiğinden beri, bir üçlü hükümet geldi kapımıza dayandı! Kimi silip süpürmek istiyorlardı? "Milli Görüş"e ve onun son en on beş yıldaki yeni "versiyon"u olan "Adil Düzen"i... Sonuçta, FP ile başlayan sürecin bir "ikilem"e dönüştüğü doğrudur! Biz bunun ne gibi bir "oluşum"a medar olduğunu yerel bazda irdelemek istiyoruz, ki burada "kurcalamak" dersek biraz hafif düşerse de, öyle olaylar cereyan ediyor ki, bizim otuz yıllık "politik tecrübe" ile kazandığımız bir iki cümle ile, son siyasal gelişme ve didişmelere girmek istiyoruz: "Siyaset bir zenaatmış! Onu kıvırmak için zenne olmak gerekiyormuş!" Şimdi bakın, nasıl!.. Yeni oluşum içinde yer alanlara bakıyoruz, hepsi Sayın Ecevit ailesi sayesinde, bu şöhret ve makamlara geldiler. Ve CHP'yi bir tek Baykal ve ekibine bırakarak, bölük pörçük sol fraksiyonlara ayrıldılar! Şimdi de aynı şey, yalnız biraz farklı: Takke düşecek ve kel görünecek!.. Ben, ekseri sahneden çok, ara sayfalarda olan ve kök salan yazı ve araştırmaları izlerim! Dünkü "Hürriyet"te de öyle... İlter Türkmen'in yazısı, ilginçti!.. Diyordu ki: "Seçim sonrası üzerinde durulurken Meclis'te halen temsil edilen partilerden hiç biri umut vermiyor. Tayyip Erdoğan hariç, diğerlerinin liderleri bol bol denendi. (...) Temsil ettikleri siyasî zihniyet Türkiye'yi inzivaya ve gerilemeye götürür. Tayyip Erdoğan'a gelince, evet, denenmeli, söylemleri çok liberal, fakat onu bir başbakan olarak tasavvur etmek çok zor. Bu çağın ve Türkiye'yi bekleyen sınavların ve fırsatların adamı olduğu izlenimini vermiyor. Bu genel çerçevede umutların İsmail Cem ve Kemal Derviş'e kilitlenmesi sebepsiz değildir. Şimdi ikisi de aynı çatı altında buluşmaya karar verdiler." (Hürriyet, 13/07/002, sh: 7) İltçer Türkmen, 12 Eylül sonrası kurulan askerî hükümetin "Hariciye Bakanı" olarak karşımıza çıktı! Üç yıl sonra da BM Türkiye daimî temsilciliğine getirildi. Bu arada, ABD'de bir "Yahudi Lobisi"ni ziyaretinde, kafasında "Dindar Yahudi giysisi" olan Kippa ile poz verip, kime yakın olduğunu ve hangi lobilerle faaliyette bulunduğunu gösterdi (*). Benim işte kafamdan geçip yirmi yıldır hafızamda şekillenen ve silinmeyen İlter Türkmen böyle biri olduğu için, onun değerlendirme ve yorumlarını bu noktadan ve dikkatlice ele almaya çalışırım... Madem ki, bu "yeni oluşum"dan ötürü, Sayın Türkmen ve onun kafasındakiler Türkiye için yeni kurtuluş reçeteleri üretip, yeni birtakım siyaset senaryolarını sandığa yansıtmak istiyorlar, bundan sonra "kippa" dönemi Avrupaî sahne oyunlarına hazır olunmalıdır!.. Yalnız, şu soruyu da sormadan edemeyiz, Arapça bir kelime olan "Tayyib"in "dişisi" bakan oldu da, niye "erkeği" başbakan olmasın?.. Hasan Cemal, belki buna "olumlu" yaklaşan tek yazar! Diyor ki: "Bu üçlü -Derviş, Cem-Özkan- Tayyib Erdoğan'ın AKP'sine karşı alternatif bir aday..." (Milliyet, 13/07/02, sh: 19) Yalnız, bizim burada biraz endişemiz var... Zira, bu son siyasal oluşumların, birkaç yıllık geçmişi var: Solun birtakım politik fraksiyonlara ayrışmasından önce, kapatılan FP'nin yerine iki parti meydana gelmişti: SP ve AK-Parti... Şimdi, bir olay anlatalım da, hâlâ parti ayrılması olmasına rağmen, o eski MSP-RP çizgisinde yer alanların ne gibi bir "ameliye" ile başbaşa kaldıklarını tevsik edelim: Geçen gün, İstanbul'da bir açılış vardı: İstanbul'un çöplerini gübreye dönüştürme projesinin temel atma merasimi... Protokol konuşmaları var: İki de mebus var, protokolde!.. Kimse ciddiye almıyor ve kimse konuşma hakkı da vermiyor: SP'li Ali Oğuz, AK Partili Hüseyin Kansu!.. O zaman sormazlar mı, siz ne diye ciddiye alınmadığınız bir toplantıya gider veya, geçmişte İstanbul halkına vad ettiklerinizi tescil ettirip, ikinci defa aldığınız bir şehirde, hem sakallı ve hem de takkeli bir "muhafazakar Müslüman" olarak, bölük pörçük olduğunuz veya seçilmişlerin yerine, atanmışların hakim olduğu bir yönetim ve siyasal arenada, birer "geçiş dönemi üyesi" olarak halkın umutlarını söndürmeye amade bir gösteriye sebep olmaya hakkınız var mı diye sorulmaz mı? İşte, bu taban demokrasisi ile, nasıl bir "şefokrasi" yöntemlerini iktidar yapmak için çalışıldığını isbatlamak durumundayız! Hiç kimse, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde, halkı hazır kıta veya hazır lokma sanıp, sandıktan pasta gibi paketlenerek, kurtlar sofrasında yerini alan salon beşlerine ve yalı dilberlerine sunulacağını umut etmesin!.. Yeni oluşumun, istendiği kadar "çağdaş çoğunluk" veya "makul çoğunluk" olarak nitelenip, ortaya atılsın!.. Bu siyaset arenasında, halkın sağduyusuna kim ket vurursa, hem helak olur ve hem de yandaşlarını belâdan kurtaramaz. Onun için, şu sandık, kimin sadakatle halka hizmeti var, bilir!.. ————————————————————- (*) Kippa: A. (Kubbe, takke, anlamında İbranice sözcük.) Dindar Yahudiler'in başlarına örttükleri takke.... (Bu başlığın özel bir dinsel anlamı yoktur. Her Yahudi'nin sürekli olarak takması gereken başlığın yerini tutar.) (Büyük Meydan Larousse, c.13/6797) Not: İlginçtir, aynı kelime Anna Britannica'da yoktur ve aynı anlama gelmesi gereken "Yumulka"dan ne Larousse ve ne de Britannica'da bir ize rastladık... Anlaşılan bundan sonra "takke"liler suçlu, "Kippa"lılar ikbal ehli olarak siyaset arenasında yer alacaklar!.. "Hayır"lı olsun!..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |