|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yazılmışı yazılmamış, söylenmişi söylenmemiş sayamayacağımıza göre, imam hatip okullarını 'belâ' olarak gören anlayış üzerinde durmak zorundayız. Bu görüşe 'başyazı' sütununda yer veren gazete bile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Dâvâ açacağım" sözünü haberleştirdikten sonra, bu, biraz da görev oluyor... İmam hatip okullarında onbinlerce genç okuyor; bugüne kadar da herhalde birkaç yüzbin mezun verdi bu kurumlar. Her öğrenci ve mezunun kalabalık ailelerini düşünürseniz, imam hatip okullarıyla bir biçimde yolu kesişen, aile fertlerinden biri veya bir yakını bu okullardan mezun milyonlarca kişi yaşıyor ülkemizde. "Belâ" gibi 'salâvat' getirilmeden ağza alınmayan bir sözcüğün bu kurumlar için kullanılmasından ciddi rahatsızlık duyacak olanlar bayağı bir yekün tutuyor. O sözcüğü pervasızca kullanan başyazar acaba nasıl bir insan? Ya da, ondan bir gün önce, aynı gazetede, "İmam hatipler kapatılmalı" yazısıyla okur önüne çıkan diğeri? Çok mu bilgililer? Onlara üstünlük sağlayan farklı bir özellikleri mi var? Yoksa, bilgisizlik veya eğitimsizliklerini örteceği zannıyla mı küstahlaşıyorlar? Gazetesinde bu tür yazıların çıkmasından rahatsızlık duymayan yayın yönetmeniyle patronu nasıl insanlar? İmam hatipli başbakanla aynı fotoğraf karesine girmek için cambazlık yapan daha niceleri? İmam hatip okullarının, kuruluş sebebi 'meslekî' mülâhazalar olsa da, sonraki yıllarda bir tür 'alternatif' eğitim kurumu olarak görüldüklerine hiç kuşku yok. Aileler, çocuklarını, köklerine bağlı kalsınlar diye imam hatip okullarına gönderdiler. İmam hatipli olup da ilâhiyat dışı fakülteleri tercih eden çok genç çıktı; bunlar arasında eğitimini gördükleri uğraş alanlarında parlamış olanlar hiç de az değil. İmam hatip mezunlarıyla hemen her alanda karşılaşmanız mümkün. Sorun da galiba bu. Bu okullarda okuyup imam ve hatip olduklarında itiraza uğramayan gençler, başka fakülteleri tercih edip değişik uğraş alanlarına kaydıklarında kırmızı kart görüyorlar. 'Kırmızı kart' yalnızca üniversite giriş sınavında uğradıkları 'ayrımcılık' ile de sınırlı değil; sırf imam hatip kökenli oldukları için atamaları yapılmayan çok sayıda bürokrat var. Tayyip Erdoğan'ın başbakanlık yolunda mâruz kaldığı haksızlıkları dört mısralık bir şiir okumasına da bağlayabilirsiniz tabii; ancak onun 'imam hatipli' oluşunun o süreci daha da acımasız kıldığını kabul etmek şartıyla... Aslına bakılırsa, 'belâ' olarak görmeleri yüzünden "İmam hatip okulları kapatılsın" kampanyası açanlar, galiba farkında değiller ama, bunu, bugün karşı karşıya kaldıkları gelişmeyi engellemek için yapmaktaydılar. Kendilerine "Geçmiş olsun" dememiz gerekiyor. Uzun yıllar boyunca, halka rağmen yönetimler şimdi yapılana benzer bir pervâsızlıkta yürütülen toplumu bölücü yöntemlerle ayakta tutulabildi; köksüz siyasî kuruluşlar, milletle bağı bulunmayan politikacılar o bölünmüşlükten yararlanarak ülkeyi yönetme imkânına kavuştular. Soygunların, yolsuzlukların, hortumculuğun yaygınlaşması öyle bir ortamda mümkün olabildi. İmam hatip okulları bile, bir süre, bozuk düzenin devamına yarayacağı düşüncesiyle desteklendi. Şimdi ne kadar 'belâ' okurlarsa okusunlar o günleri geri getiremezler... Toplum, kendi değerlerine sahip çıkmaya kararlı görünüyor çünkü. Bazı kişileri, çevreleri çileden çıkartan da bu gerçek işte. Sahtecilik üzerine kurulu sistemleri sapır sapır dökülüyor. Yıllarca destek verdikleri, katkıda bulundukları bozuk düzenin enkazı altından sırıtan kendi çirkin yüzleridir. Kime okur görünürse görünsünler, aslında belâyı, kendi çaresizliklerine, beceriksizliklerine okuyorlar... Okudukları 'belâ' sonunda dönüp onları vuracaktır. Ne demişler, "Belâ geliyorum demez, gelir..."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |