|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
A.A Londra muhabiri Dilek Kocabaş dün şu haberi geçiyordu. "İngiltere'de İşçi Partisi'nin 'kalesi' olarak bilinen Brent East'te yapılan ara seçimi Liberal Demokrat Partisi adayı kazandı. Tony Blair hükümetini büyük bir hayal kırıklığına uğratan sonuç, İşçi Partisi'nin son 15 yılda kaybettiği ilk ara seçim olarak tarihe geçerken, Liberal Demokrat aday Sarah Teather'ın, en yakın rakibine 1100 oy fark atarak, 8 binden fazla oy aldığı açıklandı. Yakında başlayacak siyasi partilerin yıllık olağan kongrelerinden önce ortaya çıkan bu sonucun, Liberal Demokrat Partisi lideri Charles Kennedy için büyük bir güç kaynağı olacağı, Blair içinse delegenin önüne ''başı eğik'' çıkmasına yol açacak bir başarısızlık olarak algılanacağı belirtiliyor. Siyasi gözlemciler, sürpriz sonucu, Irak savaşı ve bilim adamı David Kelly'nin ölümüyle ortaya çıkan skandala bağlıyor..." Bu, sadece İngilizler'i ilgilendiren bir haber değil; başta Türkiye ve Türk hükümeti olmak üzere Avrupa ve ABD siyasetçilerinin, gözlemcilerinin de iyi okuması gereken bir haber. 21. yüzyılda kollektivite koşullarında yaşayan "insan tabiatının doğal parçası haline gelen demokratik güdüler"i hafife almaya gelmiyor. Dünya kamuoyu bu güdüyü, demokrasi gücünü savaştan önce de göstermişti. Sadece Londra sokaklarında 1 milyona yakın insan savaş karşıtlığını haykırmıştı. 20-25 Mart 2003 haftası New York, Paris, Madrid, Atina, Berlin, Roma, Cakarta, Kahire, Peşaver, Beyrut ve daha nice şehirde milyonlarca insanın ayağa kalkmasına tanık olmuştu. Birçok Batı ve Doğu ülkesinde sendikalar, üniversiteler, sivil kuruluşlar, aydınlar ve basın savaşa karşı tavır almıştı. Ne var ki, siyasi güç kendisini dayattı. Bush ve Blair Irak'ı ve Irak halkını vurdular. Ardından dünyayla alay edercesine daha önce ileri sürdükleri müdahale gerekçelerinin, yani kimyevi ve biyolojik silahların varlığının önemi olmadığı söylediler. Şimdilerde Irak'ı bedel üzerine bedel ödeyerek dizayn etmeye çalışıyorlar. Bir dönemler meydan okudukları BM'ye ve AB ülkelerine uluslararası güç oluşturmak ve bunun meşruiyetini sağlamak açısından ihtiyaç duyar hale düştüler. Ancak henüz gerçek bedeli ödemeye başlamadılar. Bu bedel, ilk ışıklarını Brent East seçimleriyle İngiltere'de, ve Bush'un popülaritesinin yüzde 50'nin altına düşmesiyle ABD'de gördüğümüz demokratik bedeldir. Sezişimiz ve gözlemlerimiz o dur ki, önümüzdeki seçimlerde Blair ve Bush tarih yaprakları haline dönecektir. Blair'in kaybettiği seçim kamuoyu duyarlılıklarına meydan okuyan siyaset anlayışının ne denli kadük ve geçirsiz olduğunun göstergesidir, tersten ifade edilecek olursa demokratik gücün ifadesidir. Türkiye'nin, AKP hükümetinin ve Tayyip Erdoğan'ın buradan alması gereken dersler var. Bir kere şunu görmek gerek: AKP liderinin gücü ve güçsüzlüğü aynı yerden kaynaklanıyor. Bu siyasi parti genel kamuoyunu ve kendi kamuoyunu istediği gibi güdecek, "Erbakan, Ecevit, Demirel tipi" politikalar izleyebilecek, daha doğrusu o koşullarda doğmuş bir parti değil. AKP açısından siyasi parti-kamuoyu ilişkisini, ikincisi yönlendiriyor. Milletvekilleri parti ile partinin kamuoyu arasında bir yerde, daha çok kamuoyu istikametinde duruyor. Kısacası siyasi iktidar gücünü koruyabilmek için meşruiyetini aldığı yerde, bu meşruiyeti sürekli taze tutmaya ihtiyaç duyuyor, daha da duyacak. Bu, aslında önemli bir gelişmedir. Toplum ile siyaset arasındaki kopuşun bir ölçüde giderilmesinin yarattığı, zamanın ruhuna uygun demokratik bir gelişmedir. Başka bir deyişle bir siyasi partinin gücünün kamuoyu desteğiyle doğru orantılı olması, kamuoyuna ters düşen adımları atmaktan kaçınmak zorunda kalması, siyaset-toplum ilişkisinin tesis edilmesinin bir sonucudur. Demokrasinin sadece yasalarla değil bu tür deneyimlerle geliştiğinin göstergesidir. İçinde yaşadığımız dönemde İngiltere'de, ABD'de olduğu gibi Türkiye'de de istikrar önemli ölçüde bu dengeye bağlı. AKP'nin ve Erdoğan'ın Irak konusunda alacağı karar bu nedenle sadece sınır ötesi bir meseleyi değil, Türkiye'yi ve istikrarı belirleyecek bir konuyu ifade etmektedir. Umarız iktidar bu durumun farkındadır... Not. Dün AKP 10 aylık iktidar süresini dalgınlıkla 1,5 yıl olarak yazdık, okurlardan tepki aldık. Düzeltir ve özür dileriz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |