AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Usul erkan derken...

Bir yazar arkadaşımızdan, büyük bir yayınevinin çıkardığı dergiye önemli bir konuda yazı isterler.

Çok meşgul olmasına rağmen geri çevirmez, yazıyı gönderir.

Birçok dergi ondan yazı istemekte, sık sık toplantılara, panellere çağrılmaktadır.

Karşılık olarak hiçbirinden herhangi bir talepte bulunmamaya da özellikle dikkat etmektedir.

Yazı yayınlandıktan sonra yayınevinden arayan editör, bir banka hesabı bildirmesini rica eder.

Telif ücreti yatırılacaktır.

Arkadaşımız banka hesabı olmadığını bildirir.

"Öyleyse önümüzdeki günlerde müsait bir zamanınızda buraya uğrayın, hem çay içer sohbet ederiz, hem telifinizi takdim ederiz" derler.

Makul bir teklif olarak değerlendirir yazarımız.

Dergi ve yayınevinin mutfağını görmenin de iyi olacağını düşünür.

Kararlaştırılan gün ve saatte gittiğinde, 'danışma' kısmında birisi karşılar onu.

Elinde bulunan zarfı uzatır ve "iyi günler" dileğiyle yukarıya döner.

Çay ve sohbet beklentisi, derginin hazırlandığı ortamı görme isteği, aralarda bir yerlerde kaybolmuştur.

"Oysa çay içmek önemlidir" dedi arkadaşımız, ve kendisinin oraya sırf telif zarfını almaya gitmiş biri gibi görünmekten duyduğu rahatsızlığı anlattı.

"Elimde zarfla kalakaldım" dedi.

Hangi yazar, hangi dergi, hangi editör olduğu mühim değil.

Buradaki çirkinlik, olayın şeklinde yatıyor.

Niyetimiz şahısların kirli çamaşırlarını ortaya sermek olmadığından, isimleri belirtmiyoruz.

Usul erkan gibi kavramların hayatımızdan böyle böyle çıkıp gitmekte olduğunu ve bunların "bazı şeyler" haline dönüştüğünü üzülerek görmekteyiz.

Bu tür ilişkilerde asgari saygıya dikkat etmek gerektiğini vurgulayıp selamlarımızı iletiyoruz.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden.

ÇİNLİ DUASI

Çinliler dua ederken şöyle derlermiş:

Allah'ım, değişebilecek şeyleri değiştirebilmem için bana güç ver.

Değişemeyecek şeyleri kabullenmem için sabır ver.

Ve bu ikisini birbirinden ayırt etmek için akıl ver.

* * *

Ayırt etmek...

Böylece çizer insan hayattaki yolunu.

İyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı, güzelle çirkini, faydalıyla zararlıyı ayırt edebilmek, ancak bilgi ve tecrübeyle mümkün.

Bu da akılla olacak bir şey.

Çok zeki olduğu halde şapşallıklar yaşayan birini gördüğümüzde hayrete düşeriz ya kimi zaman.

Aslında hiç gereği yok hayretin.

* * *

Bir doktor arkadaşım bahsetmişti...

Tıp kitaplarından birinin başlangıcında şöyle bir cümle yer almaktaymış:

Doktorlar kitaplardan öğrendikleri bilgilerin yarısının doğru olduğunu bilirler. Ancak hangi yarısının doğru olduğunu bilmezler.

YİNE DEPREM

Allah son günündekinden korusun.

Deprem Şûrâsı'nın ilk gününde İstanbul hafiften sallandı.

Depremi an, çomağı hazırla misali.

Yoksa iyi deprem, lafının üstüne gelir mi?

Hangi şekilde bakarsak bakalım, "dört" büyüklüğündeki deprem, ahaliyi sokağa dökmeye yetti.

Bense hiç umursamadım.

Çünkü bir gün öncesinde yaşanan 6-2'lik depremin etkisinden henüz kurtulamamıştım.

Yüce Mevla onu da bir daha göstermesin.

HOCA'NIN BAKLAVASI

Fıkrayı Mevlana İdris anlattı...

Nasrettin Hoca ile komşusu arasında şöyle bir konuşma geçer:

- Adamın biri bir tepsi baklava götürüyor Hocam.
- Bana ne!
- Ama sizin eve doğru gidiyor.
- Sana ne?
- Galiba yoğurtlu baklava.
- Danone!

DEDEDEN KALAN

Mustafa Koç "Dedem Vehbi Bey bayileri tek tek ziyaret ederdi. Bu bize bıraktığı en büyük mirasıdır. Aksatmadan ziyaretleri sürdüreceğiz" dedi.

Dedesinin geleneklerini sürdüren adamlara saygı duymak lazım.

GÜNÜN SÖZÜ

Geçmiş, yabancı bir ülkedir. Orada yaşayanlar farklı şeyler yaparlar.
L. P. Hartley (1895-1972)


1 Ekim 2004
Cuma
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED