T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
R Ö P O R T A J 17 OCAK 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Hal bu ki
Fadime ÖZKAN

Erbil'in oynadığı bir filmi izlemem asla!

Keloğlan Kara Prens'e Karşı filmindeki oyunculuğunu eleştirdiği Mehmet Ali Erbil'den hakaret işiten ünlü eleştirmen Atilla Dorsay şaşkın ve öfkeli.

Film eleştirmenleri ile eleştirilen filmlerin yapımcıları, yönetmenleri, senaristleri ve oyuncuları arasında zaman zaman çıkan tartışmalara alışkınız. Bunu normal karşılıyoruz. Normalin anormale sıçraması ise, tartışmaların hakaret düzeyinde seyretmesine bile artık alışmaya başlamamız. Bu tartışmaların eleştirmen olmayan yazarlarla alan genişletmesi de cabası. Geçen sene Ahmet Hakan'ın 'kötü komedileri yerli film olsalar bile seyretmeyin. Türk sinemasına en büyük kötülüğü bu filmler yapıyor' diye yazması üzerine çıkan polemiği, yazarın 'vatan hainliği'yle bile suçlandığını hatırlıyor olmalısınız.

Şimdi bunun taze bir örneği var gündemde. Ünlü film eleştirmeni Atilla Dorsay ile oyuncu-şovmen Mehmet Ali Erbil arasında.

Erbil'in 'Keloğlan Kara Prens'e Karşı' filmindeki oyunculuğunu eleştiren Dorsay'a kızgınlığını canlı yayında 'kusması' ve "O kişinin beyni sulanmış, ne yazdığını bilmiyor. Amerikan filmi hayranı" demesi de; bu hakarete sinirlenen Dorsay'ın Erbil'i "medya palyaçosu" olarak niteleyip "Ben Mehmet Ali Erbil'in program yaptığı halkın zeka düzeyine inemem" demesi de sinirleri iyice gerdi.

40 yıldır film eleştirmenliği yapan, çoğu sinemayla ilgili olmak üzere 29 kitap yayınlayan Atilla Dorsay olup bitenlerden ötürü son derece şaşkın ve öfkeli. Dorsay ile ne olduğunu, neden pişmanlık duyduğunu ve eleştirmenliğini konuştuk.

* * *

Filmleri izleyip oyuncuları, yönetmenleri, senaristleri eleştiriyorsunuz. Ama sizin işiniz de eleştirilebilir. Eleştiriye ne kadar açıksınız?

Doğrudur, yaptığımız iş gereği filmlerdeki olumsuz öğeleri bulmaya çalışıyoruz. O sanat eserine emek verenlerin bize kızması da doğal ama ben eleştiriye son derece açık biriyim.

Mehmet Ali Erbil'in 'Keloğlan Kara Prense Karşı' filmindeki oyunculuğunu eleştirdiniz ve eleştiri sayılamayacak bir cevapla karşılaştınız.

Bazı eleştirmenlerin aksine ben popüler sinema türüne karşı değilim. Ama öte yandan aydın olmanın gereklerini de yerine getirmeli, bayağı, kötü ve iğrenç şeyleri de eleştirmeliyiz. Yoksa şu an söz konusu olan televizyon kişiliğinin yaptığı programları ağzı açık ayran budalası gibi izleyen kitlelerden ne farkımız olacak ki! Erbil'i televizyonda hiç izlemedim, söylediklerini de kulaklarımla duymuş değilim.

ELEŞTİREBİLİR, HAKARET EDEMEZ

Zaplarken bile hiç mi rastlamadınız?

Rastladım ama izlemediğim için bayağılıkta ne kadar ileri gidebileceğini bilmiyordum. Ne zaman ki bana bu söz söylendi, ertesi gün oturup izledim. Açık söylüyorum dehşet içinde kaldım. O programda, yoksul, feleğin tokadını yemiş insanlar komedi kisvesi altında sömürülüyorlar. Kişilikleri çiğneniyor. İnanın çok hüzün duydum, çok yaralandım.

Erbil'e dava açmakta kararlısınız değil mi?

Kesinlikle. Konu mahkemeye gitmeli. Beni eleştirebilir ama hakaret edemez. Beyni sulandı demek, ne demek? Beynim sulansa Türkiye'nin en çok satan iki gazetesinden birinde her gün çarşaf gibi yazılar yazabilir miyim? Ben 40 yıldır hata yapmadan yazıyorum yazılarımı.

BU CÜRETİ KİTLESİNDEN ALIYOR

Erbil, bunun bir hakaret olduğunu, hukuki boyuta taşınabileceğini de biliyordur herhalde. Buna rağmen, bu cüreti nereden buluyor sizce?

Bu çok önemli bir soru. Televizyonda kendisini geniş bir kesimin himayesi altında hissediyor bence. Orada yalnız verdiği arabayı almak isteyen ya da şaklabanlıklarını izlemeye gelenler var. O, onların kralı. Her şeyi söyleyebilir ve kendini alkışlatabilir. Etki alanı benimkinden geniş. Bunu kullanıyor. Bir de magazinciler var. Onlar da onun tebaası. Ama ben de ona belli ölçüde cevap verdim.

PALYAÇOLARDAN ÖZÜR DİLERİM

Verdiğiniz cevapta siz de ona 'medya palyaçosu' dediniz. 'Ben Mehmet Ali Erbil'in program yaptığı halkın zeka düzeyine inemem' dediniz. Bu cevapta söylediğinize pişman olduğunuz bir şey var mı?

Evet var. Ona palyaço dediğime pişman oldum! Palyaçoluk masum, naif ve benim çok sevdiğim bir meslektir çünkü. O yüzden bütün palyaçolardan özür diliyorum.

Peki ya 'Ben Mehmet Ali Erbil'in program yaptığı halkın zeka düzeyine inemem' cümlesi?

O da yanlış bir cümle tabii. Ben aslında zeka değil zevk demiştim. Halkın zekasını söz konusu etmek istemem. Ben Aziz Nesin değilim. Mine Kırıkkanat değilim. Halkı eleştiririm ama asla halkı hakir görmem. Irkçı değilim.

ERBİL İYİ OYUNCU DEĞİLDİ ZATEN

Bu tatsızlığı, polemiği başlatan, filmle ilgili yazınızda sizi rahatsız eden ve şimdi yazsanız başka türlü yazacağınız bir cümle var mı peki?

"Her zaman iyi bir oyuncu olduğuna inandığım Mehmet Ali Erbil" cümlesini yazdığıma pişmanım. Bugüne dek Erbil'in benim çok beğendiğim bir kompozisyonu olmadı aslında. Önceki Hababam Sınıfı'nda Deli Bedri rolünde son derece küstah, terbiyesiz ve hinoğluhin bir kişiyi canlandırmıştı. Bir tek onu beğenmiştim. Ama hata etmişim. Erbil zaten o.

Hakarete maruz kaldınız, kızgınsınız elbette ama yine de fazla öfkeli değil misiniz?

Fazla sert tepki verdim gerçekten. Erbil'e palyaço deyip palyaçolara haksızlık ettim.

Bundan sonra ne olacak? Erbil oyunculuğa, siz de eleştirmenliğe devam ederseniz nasıl olacak? Bu psikolojiden kurtulup onun rol aldığı filmlere objektif yaklaşabilecek misiniz?

Erbil'in herhangi bir filmini görmek için içimde en ufak bir arzu yok. Tam tersine, bu konuda şartlandığım için artık kimse beni Mehmet Ali Erbil'in bir filmine götüremez.

Bu sizin işinize zarar vermez mi?

Doğru, işime büyük zarar verir. Ben 65 yaşını aşmış biriyim. Beynim sulanmaya da başlayabilir ama Allah'a şükür hâlâ pırıl pırıl. Çok ciddiye almamam gerekir biliyorum ama hakaretin türü çok çirkin. Beynime, zekama, yaşıma atıfta bulunuyor.

Yılda 900'e yakın film izliyorum ve ayaklarım hâlâ yere basıyor

Bir yılda ortalama kaç film izliyorsunuz?

Bazen haftada yedi, sekiz film gösterime girer ama ortalama dört diyelim. Haftada iki, üç film televizyondan, beş film DVD'den izlerim. Haftada on beş film ediyor. Ayrıca her yıl Cannes, Berlin ve İstanbul Film Festivallerini mutlaka takip ederim. Her birinde izlediğim film sayısı da ortalama ellidir.

Demek ki yılda 900'e yakın film izliyorsunuz! 40 yıldır bu kadar çok film izlemekten, günlerinizi loş sinema salonlarında geçirmekten sıkıldığınız olmuyor mu?

Sinemayı öylesine çok seviyorum ki hiç bıkmadım. Bir tutku çünkü bu bende. Yoksa bırakırdım.

Sinema insana, başka hayatlara tanıklık etme imkanı sunar. Yeryüzünde yaşanmış ve yaşanabilecekler hakkında bilgi ve duygu ile donatır. Bu sizde her şey hakkında bir deneyim edinmiş hissi uyandırıyor mu?

Daha çok düş görmüş, uzak ufuklara yelken açmış, bitmez tükenmez seyahatlere çıkmış gibi hissediyorum. Filmler rüyalara benzer, o yüzden kafamda hayaller dolaşıyor.

Bu, insanı yaşadığı gerçeklikten koparmaz mı?

Beni kopartmıyor. Ayakları yere basan biriyim. Hayata dönüğüm. İyi bir aile babası ve iyi bir eş oldum. Bunu başarmak için özel bir çaba harcamıyorum ama yapım böyle herhalde.

Bir filmin tamamını izlemeden yorum yazdığınız oldu mu hiç? Ekşi Sözlük'te buna tanık olduğunu söyleyerek sizi eleştirenler var.

Ekşi Sözlük'te, üretici olmayan gençler etrafa çamur atmayı zevk haline getirmişler gibi geliyor bana. Bu doğru değil. Hiçbir filme geç girmem ve sonuna dek de izlerim. Kanlı bıçaklı birkaç filmden çıktığım oldu ama yazımda belirttim.

Kendi tarzımda iyi bir eleştirmenim

Sizce siz iyi bir eleştirmen misiniz?

Çok ukala, çok didaktik olmayan, filmlerden yola çıkıp bir tür deneme yazmayı deneyen tarz eleştirinin iyi bir temsilciyim. Kendime bir kompliman daha yapayım: Sinema yazan arkadaşlardan daha iyi bir Türkçe bilgisine sahibim. Belki biraz kendini beğenmişlik ortaya çıkıyor ama böyle.

Kimsenin gözünün yaşına bakmam

Bir filmi eleştirmek istediğiniz halde yerlidir destekleyeyim, izleyici gitsin, sektör dönsün, yahut yönetmeni, oyuncusu arkadaşımdır, deyip eleştirmekten vazgeçtiğiniz oldu mu?

Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmam ama yabancı filmlere kıyasla kendi filmlerimize tolerans gösterdiğim oldu. Bunu gençler anlamazlar, sinemamızın ne tür badireler atlattığını bilmezler çünkü. Ama artık öyle değil. Koruma güdüsünden kurtulup beş para etmeyen filmleri eleştirmemiz lazım.

THE İMAM'I BİRAZ YUMUŞATARAK ELEŞTİRDİM

The İmam'ın yapımcıları, eleştirmenlerin filme ilgiyi azalttığından şikayet ettiler. Siz de filmi eleştirenlerden birisiniz. Filme haksızlık ettiğinizi düşünüyor musunuz?

Hollywood bize yıllarca öyle çok Hıristiyan propagandası yaptı ki, İslami düşünceye sahip sanatçıların bunu yapmalarını hiç eleştirmedim. Yücel Çakmaklı başta olmak üzere bunu herkes bilir. Ben The İmam'da ise ne bulduysam onu yazdım. Hatta yumuşatarak yazdım. Yazdığımdan daha başarısız bir filmdi. Enteresan olan tek şey çıkış noktasıydı. Güzel bir fikir, iyi bir hikaye. Ama hikayenin senaryo aşamasından oyuncu yönetimine ve mizansenlerine kadar bir çok şey yanlıştı o filmde.

HINCAL ULUÇ'U OLDUĞU GİBİ KABUL ETMELİ

Sinema eleştirmenliği seçkin bir iş midir?

Bir aydın uğraşı olduğuna, bütün toplumu etkilemekten uzak belli bir kitleye hitap ettiğine göre bir seçkin uğraşıdır.

Köşe yazarlarının film yazmasına nasıl bakıyorsunuz? Hıncal Uluç'a mesela?

Hıncal Uluç'u eleştirmek kolaydır ama bence onu olduğu gibi kabul etmek lazım. Halkın geniş kesiminin ortalama zevkini temsil eden, çok fazla şeye ilgi duyan biridir. İnanarak yazar.

AHMET HAKAN SİNEMA KÜLTÜRÜNDEN YOKSUN

Ya Ahmet Hakan?

Yazılarını beğeniyorum, çok ilginç bir kesimin temsilcisi. Sabah'tan gitmesine üzülmüştüm. Şimdi de bence Hürriyet'in en ilginç yazarlarından biri.

Filmler üzerine keskin eleştiriler yazıyor. Bu yazıları da beğeniyor musunuz peki?

O yazıları yazacak sinema kültüründen yoksun tabii. Filmlere çok şematik yaklaşıyor. İyi Türk komedi filmleri de vardır, kötü Türk komedi filmleri de. Tüm yerli komedi filmlerini külliyen yadsımak gibi bir şey olamaz.

Cumhuriyet'le ilgili anılarımı yazacağım

Emekliye ayrılmayı düşünüyor musunuz? Bu işin bir 'emeklilik yaşı' var mıdır?

Yazılı kural yok ama insan kendini bilip ayrılması gereken zamanı iyi saptamalı. Ben de bunu düşünmüyor değilim ayrıca. Beynim sulandığı için değil, tam tersine beynimi daha kalıcı işlere, kitaplara adamak istediğim için.

Ne yazacaksınız?

Biri bir roman. Yetmişime gelmeden yazsam iyi olur yoksa çok komik olacak. Diğeri de gazetecilik ve eleştirmenlik anılarım. Hasan Cemal'in Cumhuriyet kitabı beni bu konuda bir an önce bir şeyler yazmaya yöneltti.

Neden?

Cumhuriyet'te en çok çalışan benim. 27 yıl çalıştım. İlhan Selçuk bile benden sonra geldi. Ayrıca Cumhuriyet'le ilgili eminim birçok kişiyi yerinden hoplatacak dört beş tane anım var.


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi