T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| R Ö P O R T A J | 21 ŞUBAT 2006 SALI | ||
|
|
Sera gazlarının atmosferdeki yoğunluğu, havanın toprağın suyun kirlenmesi, buzulların erimesi, küresel ısınma gibi sonuçlar, enerjinin yanlış kullanımı nedeniyle dünyaya ve kendimize ettiğimiz kötülüğün artık yadsınamaz sonuçları. Bu acı sonuç ve geleceğe yönelik korku, çevre bilinci az gelişmiş insanların bile öteden beri gündeminde. Yerküredeki sınırlı kaynağın paylaşımı ise dünya kurulduğundan bu yana değişmez savaş nedeni. (Bakınız: Dünya petrol rezervlerinin üçte ikisine sahip olan Ortadoğu'nun başına gelenler.) Hızla gelişen Türkiye'nin en büyük ihtiyaçlarından biri enerji, enerjide en büyük sorunu ise dışa bağımlılığı. 2005 sonunda Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan doğalgaz kriziyle başlayan enerji tartışmaları sıcaklığını koruyor. Nükleer enerji kaynaklarına yönelerek petrol ve doğalgazda dışa bağımlılığın azaltılması hedefleniyor. Hükümet, Türkiye'nin 2020'ye dek ihtiyacı olan 54 bin megawattlık ilave enerjinin 5 bin megawattlık kısmının nükleer teknolojiyle sağlanmasına karar verdi ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, 2014'e kadar 3 adet nükleer santral kurmayı planladıklarını söyledi. Sinop, Mersin, Konya ve Sakarya tesis için adı geçen iller. Nükleer santrallerin taşıdığı büyük risk ise tartışmanın 'can alıcı' kısmı. Nükleer enerji alanında çalışmaya 50 yıl önce başlamasına rağmen Türkiye bugün, teknoloji transferi yapmak zorunda. Çünkü herhangi bir hazırlığı yok. Bu sorunları ve 'enerji'yi İTÜ Enerji Enstitüsü'nün Başkanı Prof. Abdurrahman Satman ile konuştuk.
40-42 yıl sonra bitmesi hesaplanıyor. Petrol yenilenemeyen bir enerji kaynağı. Tükenme tarihinin bu kadar yakın olması çok ürkütücü, değil mi? Değil aslında. Bundan korkmayın. Petrol teknolojisi sürekli gelişiyor. Enerji kaynaklarının gelişimine ve tüketimine baktığınızda bu görülür. Dünyada ilk kullanılan enerji kaynağı 16.-17. yüzyıla kadar odundur. Odun kullanılırken, daha yoğun enerjiye sahip olan, endüstride rahatlıkla kullanabilen kömür keşfediliyor. Kömür kullanılırken de 1850'lerde petrol ortaya çıkıyor. 20. yüzyılda ise doğalgaz. Doğalgazı kullanırken de petrol bitmemişti. Fiziksel olarak hiçbir zaman bitmeyecek yani. NÜKLEER BİR NUMARA OLMAZ Önümüzdeki dönemde doğalgazın yerini alması beklenen enerji, nükleer enerji midir? Nükleer enerjinin o kadar öne geçmesini kimse beklemiyor. Nükleerin 30-40 yıllık bir geçmişi, toplam enerjide yüzde 5-6'lık bir oranı var. Nükleer enerji alternatif olarak elektrik üretiminde kullanılan bir enerji. Önümüzdeki 20-30 yıl için tartışılmayan tek şey; doğalgazın gittikçe artan oranda kullanılacağı. Petrolün yüzde 40'lık kullanımı da devam edecek. Nükleer enerji, ülkelerin ne yoğunlukta tercih ettiği bir enerji kaynağı? Dünyada işleyen 450, yapılan 20 nükleer santral var ama nükleer enerji, son yıllarda gelişme göstermiyor. Dünyada tüketilen enerjinin yüzde 6'sı, elektriğin yüzde 16'sı nükleer enerjiden karşılanıyor. Türkiye bu konuda bir adım attı. 2015'e dek 4500 megawatlık üç nükleer santralin devreye girmesi planlanıyor. Bu, enerjide bağımlılığı ortadan kaldıran olumlu bir adım mıdır sizce? Bu durumda ülke olarak haklarınızı savunacak, bu teknolojiyi ülkemizde kuracak ve denetleyecek uzmanları bir araya getirmeniz, kullandığınız enerji kaynağını yani yakıtı iyi seçmeniz gerekiyor. Bunda da mümkün olduğunca dışarıya bağımlı olmamanız gerek. Radyoaktif artıkları ve santralin ömrü bittiğinde ne yapacağınızı da bilmeniz gerekli. Olumlu karşılıyorum fakat dikkatli olmalıyız. Türkiye bu adımları atabilecekse nükleer enerjiye girmemesi için hiçbir neden yok. Bunu hem geliştirmesi, hem uygulaması gerekiyor. Nükleer bir santralin ömrü ne kadardır? 30 - 40 yıl kadar. KARARLI VE DİKKATLİ OLUNMALI Türkiye, nükleer santrali tek başına kuracak teknolojiye, insan kaynağına sahip mi, değil mi? Şu anda mümkün değil. Dışa bağımlıyız. Enerji Enstitüsü 1961'de, Nükleer Enerji Enstitüsü adıyla kurulmuş. 1979'dan bu yana bir reaktörü var. Türkiye de, 50 yıldır nükleer enerjiyi konuşuyor bir şekilde. Enerji Enstitüsü başkanı olarak yeterli bilgiye, uzmana ve teknolojik alt yapıya sahip değiliz diyorsunuz. Bu çok uzun bir zaman değil mi? Neden hazırlanamadık? Hükümetlerin politikalarıyla ilgili bu. Devlet nükleer santral kurmak, bunu da bağımsız şekilde yapmak istiyorsa, gerekli aşamaları tamamlaması gerekiyor. Bu yapılmayınca ancak dışarıdan getirebilir. Hükümetler kararlı davranmış olsaydı, olurdu. Üniversitede nükleer enerji eğitimine ve araştırılmasına 1961'de karar verilmiş. Bu adım sürdürülseydi ve altyapı hazırlıkları planlanıp gerçekleştirilseydi bugün rahat hareket edilebilirdik, nükleer santralimiz de olabilirdi belki. Olmamasının nedenini hükümetlerin politikalarında aramak gerekiyor. Uzaya insanlı insansız araç gönderebilecek teknolojiye sahip olan, soğuk savaş döneminde Yıldız Savaşlarına hazırlanan SSCB'nin Çernobil'deki santralinde bile kaza olması, hiçbir tecrübesi olmayan Türkiye'nin bu işi nasıl yapacağıyla ilgili kuşkuları ve elbette korkuları artırıyor. Biz bunu, elimize yüzümüze bulaştırmadan yapabilecek miyiz gerçekten? Ben size en korktuğum şeyi söyleyeyim: Balkonlarındaki saksılardan biri kafama düşer diye yol kenarından yürümek istemem. Hayatta her şeyde risk vardır. Önlemini alır, bilinçli ve dikkatli olursanız riski azaltırsınız. Nükleer santraller ve işletimi ileri bir teknolojidir. İleri teknolojiler yüksek risk içerirler. Sadece sakıncaları var, ya Çernobil gibi olursa diye, Türkiye'nin girmesine karşı olursanız, demokratik olarak görüş belirtiyor olabilirsiniz ama, Türkiye'ye haksızlık edersiniz. Türkiye'nin enerjiye gereksinimi var. Önemli olan enerji arzını sağlarken, dışa bağımlılığı dikkatle değerlendirmek, ülke çıkarlarını gözeterek anlaşmalar yapmak, nükleer santralleri kurarken mümkün olduğunca toplumun uyumunu ve haklarını gözetmek ve yine toplumu bilinçlendirmektir. Olası risklere hazır olacak şekilde her şeyi planlamak gerekir.
Petrolümüz var ama Ortadoğu'daki gibi değil
Sınır komşularımızdan Irak'ta petrol var. İran'da var. Biz ise petrolde dışa bağımlıyız, ithal ediyoruz. Niye böyle? İşe yarar petrolümüz yok mu bizim? Ya da, var da çıkartamıyor muyuz? Türkiye'de petrol var. Arandığında bulunabilmekte. 1954'de ilk kez, petrol yasası çıktıktan sonra, özellikle yabancı şirketler Türkiye'de petrol aramaya başlamışlar. O zamanki yatırımlarla 1969'da Türkiye'nin petrol üretimi yıllık yaklaşık 3 buçuk milyon tona çıkmış. O dönem için bu önemli bir miktar. Ondan sonra petrol fiyatlarının dünyada düşük tutulmasıyla arama azaldı, arama azalınca da üretim azaldı. Sonra tekrar önem verildi. Galiba 1991'deydi, 4 buçuk milyon tona çıktı. Sonra hükümet politikalarında aramaya ayrılan bütçe küçüldü. Şu anda 2.2 milyon ton civarında. 1960'ın bile çok gerisinde. Bu öyle bir sektör ki, ne verirseniz onu alırsınız. Durup dururken petrolü buldum diyemezsiniz. Yatırım gerekir. Çıkardığımız petrol, ithal ettiğimizden daha mı maliyetli? Dünya ortalamasına göre yaklaşık 10- 11 kuyu delerseniz birinde petrol bulursunuz. Şanslıysanız büyük rezerv, değilseniz küçük rezerv bulursunuz. Petrolünün yüzde 90'ı hala yeraltında olan Türkiye'nin Ortadoğu ülkelerine göre şanssızlığı bu. Onların petrolü hafif ve basınçlı. Pompasız da üretim yapılabiliyorlar. Bizim petrolümüz ise hem basınçsız, hem de viskoz, ağır yani. Bu maliyetede yansıyor, üretim miktarına da. Ortadoğu'yla Anadolu'nun petrol açısınan farklı olmasının coğrafi açıklaması nedir? Türkiye'nin jeolojik yapısı tektonik, deprem kuşağında ve hareketli. Depremin olduğu yerde petrol sahalarının özelliklerini koruması mümkün değil. Petrol varsa bile milyonlarca yıl içindeki hareketle, kırıklar çatlaklar oluşuyor ve petrol oradan kaçıyor.
Aman petrol, canım petrol!
Petrol ve doğalgaz uzmanısınız. Ajda Pekkan'ın 'Aman petrol' şarkısı sizin için farklı bir anlam taşıyor mu? Petrolü halkın gündemine eğlenceli şekilde soktuğu için çok severim. Türkiye'nin enerji ihtiyacı nedir? Enerji ihtiyacımız 87-88 milyon ton petrol enerji-sine eş değerde. Bunun yüzde 38-39'u petrolden, yüzde 29'u doğal gazdan, yüzde 27'si ithal ve yerli linyitle kömürden karşılanıyor. Geri kalan ise hidrolik enerji ve odundan.
Güneş ve rüzgar, petrol ve doğalgazdan pahalı Alternatif enerji kaynakları neden daha yaygın ve etkin kullanılmıyor? Yenilenebilir enerji kaynakları, toplumlar bilinçlendikçe gündeme geliyor. Türkiye güneş, rüzgar, jeotermal enerjisini kullanabilir. Jeotermalimiz ve güneşimizle birlikte rüzgarımız da bol sayılır. Daha yaygın kullanılmamasının nedenleri arasında yasal altyapının eksikliği, devlet teşvikinin yeterli düzeyde olmaması ve toplum bilincindeki eksiklik sayılabilir. Şu an yeteri kadar faydalanıyor muyuz peki? Evet demek mümkün değil. Petrolden, doğalgazdan, kömürden daha pahalıya geldiği için onların yerine geçirilemez durumdalar. Petrolün fiyatının çok artması halinde gündeme gelebilir ama fiyat düştüğünde bu tür enerji üretimi çekiciliklerini kaybediyor.
'BANA ENERJİ LAZIM' DEMEK TEK BAŞINA ANLAMSIZ
Türkiye'nin enerji politikası nasıl bir seyir izledi? Kaynak seçiminde, üretimde, ithalatta nerede, nasıl hatalar yapıldı? Devlet sürekli enerjinin arzıyla ilgilenmiş. 'Gelişeceğim, bana enerji lazım. Nereden bulursam bulayım' yaklaşımında olmuş. Böyle yapıldığı için de teknik ve yasal alt yapı, toplum bilinci ihmal edilmiş. Hükümetler enerji politikalarını açıklarken 'yerli üretime önem vereceğiz' diyor ama gerçekleştirmiyor. Mevcut yapıda hidrolik enerji de, kömür de yerli olmasına rağmen üçte bir kapasitede kullanılıyor. Doğalgaz doğru bir adım ama çok hızlı girdi ülkeye. DOĞALGAZDA SORUN 'AL VEYA ÖDE' ANLAŞMASI Ben de geç kalındığını düşünüyordum. Doğalgaz bize 1986-87'de geldi. Amerika yüzyılın başından beri kullanıyordu ama dünya ülkeleri bizden on, on beş yıl önce kullanmaya başlamıştı. Geç kalmadık ama hızlı girdik. O yüzden bazı şeyleri tamamlamış değiliz. Doğalgaz Yasası daha üç-dört yıl önce çıktı. Liberalleşme, özelleştir-me yapılabilirdi. Önceki hükümetler döneminde, tüketebileceğimizden çok daha fazla doğalgaz anlaşmaları yapıldı. 'Al veya öde' şeklinde. Bu öyle bir şey ki, kontrata bağladığınız için almak zorundasınız. Almasanız da ödeyeceksiniz. Bu yüzden hidrolik santraller yeterince çalıştırılmıyor veya geliştirilmiyor. Bu önemli bir sorun. 'SEÇENEK YOK ENERJİYE İHTİYAÇ VAR' Medeniyetlerin yeşerdiği, binlerce yıllık tarihi olan bir coğrafyaya sahibiz. 50 yıllık bir enerji tesisi için kültürel zenginlikleri heba etmek zorunda kalmak son derece acı. Başka yolu yok mu bunun? Türkiye'nin enerjiye gereksinimi olduğu ortada. Bunun tartışılır tarafı yok. Bunu yaparken de bazı ihmalleriniz olabilir. Hasankeyf de olduğu gibi. O baraj için en uygun yer orasıysa pek fazla seçeneğiniz de yoktur. Çünkü enerjiye ihtiyaç var. Siz olsanız ne yaparsınız? ENERJİ İÇİN HERŞEYİ FEDA MI EDELİM? Alternatifini arar, insanlığın ortak değeri Hasankeyf'i 30 yıllık bir baraj için heba etmem. Haklısınız. Bu bir görüştür, saygı duymamız gerekir. Yanlış anlaşılmasın, enerji için her şeyi feda edelim demiyorum. Ama enerjiyi de elde etmeniz gerekiyor. Yoksa nasıl gelişeceksiniz. Türkiye'de üretmezseniz, dışarıya bağımlı kalıyorsunuz. Bir orta yolun bulunması lazım.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |