T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Türkiye Avrupa'yı değiştirebilir

KOPENHAG- Avrupa Birliği'ni (AB) üyeliğe ikna kampanyasında dozu biraz fazla mı kaçırdık? Reuters haber ajansı, dün geçtiği haberinde, "Ankara'nın taktiklerinin üye ülkeleri rahatsız ettiğini" yazdı. AKP lideri Tayyip Erdoğan'ın bir aydır Avrupa başkentlerini dolaşıp liderlerle görüşmesi, Başbakan Abdullah Gül'ün ikili temasları, sivil toplum örgütlerinin takdire şâyan uluslararası etkinlikleri, devreye ABD başkanı George W. Bush'un sokulması, iki gündür Kopenhag'ta yürütülen ikili ve çoklu görüşmeler, muhatap ülkeleri, anlaşılan, isyan noktasına getirmiş...

Getirsin. Bizim bundan rahatsızlık duymamız için bir sebep bulunmuyor; tersine, o çabalar, Kopenhag'ta yapılan zirveye Türkiye'nin damgasını daha toplantılar açılmadan vurdu bile. Avrupalı liderler, birkaç ay öncesine kadar 'AB dışı' saydıkları Türkiye'yi, AB perspektifi içerisinde tutmak için, tatmin edici bir formül arayışındalar...

Türkiye'nin kendi formülü "2003 sonu" olarak ilân edildi. Bu tarih, Helsinki'de 'aday adaylığı' statüsü verildiğinde kimsenin aklında değildi. Helsinki'den kararın ne zorluklarla çıktığını biliyoruz. Çıta, "2003" olarak ve muhatapları yakın tâkipte tutacak bir kampanya eşliğinde hayli yükseğe yerleştirilince, zirve için Kopenhag'ta buluşan liderlerin işi de müthiş zorlaştı. Birkaç ay önce "2005" tarihi bile 'imkânsız' görülürken, liderler, şimdi bu tarihi telâffuzda hayli zorlanıyor.

Bazı çevrelerin, ustaca uygulanan ikna kampanyasından etkilenerek, "2003 olmazsa AB ülkelerini protesto etme" niyetinin bir ciddiyeti bulunmuyor. AB, üyeliğe kabulün tek taraflı iradeye bağlı olduğu bir birliktelik değil; ilkeleri olan, o ilkelerin hayata geçirilmesine özel önem verilen bir kulüp AB. Bugüne kadarki üyelerinin hepsinin Hıristiyan oluşu bir tür 'Hıristiyan Kulübü' olarak algılanmasına yol açıyordu; AB, Türkiye'yi üyeliğe almaya karar verdiğinde, o algılamadan da kurtulmuş olacak...

AB'nin Türkiye'ye dönük beklentilerini yabana atmamak gerekiyor... Bir aydır o başkent senin bu başkent benim dolaşarak AB liderlerini iknaya çalışan Tayyip Erdoğan'ın kendi durumu bile Türkiye için bir 'ayıp' teşkil ediyor. Halkın tercih ettiği siyaset adamının milletvekilliği ve başbakanlığının çeşitli ayak oyunlarıyla önlenmesini Avrupalıların anlaması imkânsız. AB'nin Türkiye'den beklediği, yalnızca özgürlükçü ve demokrasinin önünü açan yasalar çıkartmak değil, çıkartılan yasaların bütün genişliğiyle uygulanması da...

'Ayıplı' bir dönemi arkada bıraktığının işaretlerini verdiği ve sözünü tutacak kararlı bir iktidar çıkartabildiği için AB'nin nihâî sınırlarının çizileceği bu zirvenin en çok konuşulan ülkesi Türkiye. Bugüne kadar bir çok zeminde karşılaşıldığı üzere, "AB üyesi olması" veya "AB üyesi olamaması" ekseninde yürümüyor tartışmalar, Türkiye'nin Avrupalılığını sorgulayan bile pek çıkmıyor; eksenin "Türkiye ile üyelik müzakerelerini hemen mi, yoksa bir yıl sonra mı başlatalım?" sorusu üzerine kurulması çok büyük bir başarı...

Türkiye'nin AB perspektifinin Avrupalı taraftarları her geçen gün artıyor, ama bir ay gibi kısa bir süreye sığdırılan olağanüstü çabalarla ancak bu noktaya gelinebildi. Burada elde edilen sonuç ne olursa olsun, Türkiye, Avrupa'daki taraftar kitlesini genişletecek çabalarını bundan böyle de sürdürmek zorunda.

Kampanyanın dozunu biraz fazla kaçırmış olsak da değer: 3 Kasım Türkiye'yi değiştirdi, değişen Türkiye de Avrupa'yı değiştireceğe benziyor...


13 Aralık 2002
Cuma
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED