T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Dokunulmazlık

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, anayasa değişikliğine verdiği destekten sonra, Tayyip Erdoğan'ın, dokunulmazlık konusunda millete borcu olduğunu hatırlatıyor.

Bence bu borcu, CHP'nin anayasa değişikliğine verdiği destekten ayrı olarak düşünmeliyiz. Çünkü anayasa değişikliği de CHP'nin millete olan borcuydu. Millet, Tayyip Erdoğan'ı başbakan koltuğunda görmek istiyor. Ama, bir sürü siyasi katakulli neticesi Erdoğan'ın önü kesilmişti. Şimdi adalet yerini buldu.

76'ncı madde

Anayasa'nın 76'ncı maddesi, bir önceki yasama döneminde, "Uzlaşma paketi" içinde yer alıyordu. Buna göre, "ideolojik ve anarşik eylemlere katılanlarla, destek verenlerin, af edilseler dahi milletvekili seçilemeyecekleri" ibaresi metinden çıkarılıyor ve sadece "terör eylemlerine katılanlarla, destek verenlerin" milletvekili seçilme yeterliliğini kaybedeceği hususu benimseniyordu. Bu değişiklik, ilk turda yeterli çoğunluğu aldı. Ama ikinci turda, o dönemin iktidar partileri ile DYP'nin bir kısım milletvekili, aleyhte oy kullanarak, maddenin "Uzlaşma paketinden" düşmesine yol açtı. Buna rağmen AK Parti, özgürlüklerin genişlemesini hedefleyen diğer değişiklikleri desteklemeye devam etti.

Meclis'te, 76'ncı maddeye karşı bu olumsuz tavır ortaya çıkınca, kimi AK Partili milletvekili, Tayyip Erdoğan'a, "desteğimizi çekelim" teklifini götürdü. Erdoğan, razı olmadı ve anayasa değişikliği, AK Parti'nin desteği ile gerçekleşti.

Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesinin değiştirilmesi ve 312'den mahkûm olanların cezalarının ertelenmesi, AK Parti Genel Başkanı'nın önünü açacak iki gelişmeydi. Ama, yargı organları, elbirliği ile hukuku yaralayarak, Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesini önlediler.

Bütün bunlara rağmen millet tercihini AK Parti ve liderinden yana kullandı.

Bu yüzden Deniz Baykal, anayasa değişikliği ile, sadece millete olan bir borcu yerine getiriyor.

Dokunulmazlık

Dokunulmazlık meselesine gelince. Bu hususta da, Erdoğan'ın verilmiş sözü var. Ama asıl önemli olan, bazı AK Partili milletvekillerini ilgilendiren mevcut davalardan ziyade, AK Parti'nin, hükûmet olarak, her adımda, icraatının hesabını vermesi.

Bugün milletvekili olan eski belediyecilerin dokunulmazlıkları, fezlekeleri mahkemeden Meclis'e intikal edince kaldırılabilir. Böylece yargının önü kesilmemiş olur.

Yalnız, yargıya güvenin sarsıldığını kaydetmeden geçemeyeceğim. Herhalde, bu yüzden Tayyip Erdoğan, AK Parti programında da öngörüldüğü gibi, anayasının dokunulmazlıklarla ilgili 83'üncü maddesini ve bakanlarla başbakanın yargılanmasına ilişkin 100'üncü maddesini değiştirmek için 1 yıl süre istiyor.

Bence öncelik 100'üncü maddeye verilebilir; verilmeli. Çünkü bugünkü haliyle, 100'üncü madde, siyasi iktidarın hesap vermesinin önünü kesiyor. Meclis'te çoğunluğu olan iktidar, ya soruşturma komisyonu kurulmasına mâni oluyor; ya da, komisyon kurulsa dahi, sonunda, Meclis çoğunluğu, ilgilileri parmak hesabıyla aklıyor.

Tayyip Erdoğan, CHP'ye çağrıda bulundu ve "Bize, hükûmet olarak icraatımızın hesabını sorun" dedi. CHP, ancak 100'üncü madde değişirse, kuşkulu gelişmeleri ve yolsuzluk iddialarını gündeme getirip, yargıya intikal ettirebilir. Aksi halde, Meclis'teki AK Parti çoğunluğunu aşamaz.

Baykal, milletvekili dokunulmazlığını (Anayasa'nın 83'üncü maddesini) sürekli gündemde tutarak, bunun siyasi rantını yemeye çalışacağına, 100'üncü maddeye önem vermeli.

Günaydın'dan Eren'e

CHP lideri, Tayyip Erdoğan'ın hakkında, Belediye Başkanlığı'ndan kalma çeşitli davaları olduğunu biliyor. Bu yüzden, milletvekili dokunulmazlığı üzerinde duruyor.

O davaların müfettiş raporları değiştirilerek, (Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Günaydın'ın hazırladığı rapora rağmen, Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren'e ikinci bir rapor hazırlatılarak), Danıştay 2'nci Dairesi'nin kararı gözardı edilerek, açıldığının acaba Baykal farkında değil mi?

İçişleri Bakanı Saadettin Tantan döneminde, 17 Ocak 2001 tarihinde görevlendirilen Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Günaydın'ın koordinatörlüğünde, Maliye Müfettişi İbrahim Saydam ve Sanayi Bakanlığı Müfettişi Doğan Atamer, 5.5 ay süreyle iddiaları incelemişlerdi. Bu üç müfettiş, 1997 - 2000 yılları arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tüm birimleriyle, İSKİ, İETT ve iştiraki bulunan 19 şirketin, toplam 10 bin 275 adet ihale gerçekleştirdiğini, bunlardan sadece 53 adetinin Albayraklar AŞ'ye ihale edilmiş oldugunu ortaya koymuşlardı. Bu hususlar 20.6.2001'de rapora bağlanmış ve İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'na sunulmuştu. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ağaç kampanyalarıyla ilgili iddiaları araştıran Mülkiye Başmüfettişi Alpaslan Işık da, 15.12.2000 tarihli raporunda, suçlamaların geçerli olmadığı sonucuna varmıştı. Günaydın'ın raporunun Teftiş Kurulu Başkanlığı'na intikalinden 1 gün sonra, Tantan'ın yerine gelen İçişleri Bakanı Yücelen, 21 Haziran 2001 tarihinde Günaydın'ın yerine, Mülkiye Başmüfettişi olarak Candan Eren'i görevlendirdi.

Candan Eren, Tayyip Erdoğan'ı başbakan yapmak için Albayrakları da içine alan "çete" oluşturulduğu, çeşitli ihalelerle 1 milyar dolar para toplandığı iddiasını ortaya attı.

Sonradan, 1 milyar doların bir safsata olduğu anlaşıldı.

3 dava

Tayyip Erdoğan hakkında açılan davaların biri, Fatih-Arpaemini Katlı Otopark inşaatı ile ilgili. Tayyip Erdoğan, mülkiyet sorununu çözmeden (Tabiat ve Kültür Varlıkları Kurulu'nun iznini almadan) Otopark'ı ihale ettiği için, görevi suistimalden, İstanbul 9'uncu Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanmış ve cezası ertelenmişti. Şimdi, aynı konuda, bu defa ihaleye fesattan dava açıldı.

Bunun yanı sıra Erdoğan'ın, Belediye personelini taşımak için servis kiralarken, iki ihaleye fesat karıştırıldığı da ileri sürülüyor.

Bu üç ihalenin toplamı 10-15 milyon doları geçmiyor. Eminönü İlçe Cumhuriyet Savcıları Hüseyin Yıldız, Erol Canözkan ve Rasim Işıkaltın, Belediye İktisadi Teşekkülü (BİT) statüsünde olan Kiptaş, İstaç, İsbak için, İstanbul Belediye Başkanları'nın hukuki sorumluluk taşımadığı kanaatine varıp, bu üç konuda takipsizlik kararı verdi. İgdaş ve Akbil'e ilişkin incelemenin de, benzer bir şekilde neticelenmesi bekleniyor. Zira, İgdaş ve Akbil de, Belediye İktisadi Teşebbüsü; sorumluluk Yönetim Kurulu üyelerine ait. Tayyip Erdoğan ancak görevi ihmal veya suistimalden yargılanabilir. Bu iki madde de, erteleme kapsamına girdi.

Görüldüğü gibi, Tayyip Erdoğan'ın Belediye Başkanı olduğu döneme ait dosyalar, ciddi bir temele oturduğu için değil, yıpratma kastıyla gündeme getiriliyor. Erdoğan, Belediye İktisadi Teşekkülleri'nin fiillerinden yargılanamayacağına göre, elde topu topu 2 taşıma ihalesi ile bir kat otoparkı dosyası kalıyor.

Keşke yargı, pis kokuların çıktığı her yerde bu kadar ince eleyip sık dokusa.

Bazı iddialar

Emin Şirin bu hafta bir soru önergesi ve bir tahkikat talebiyle bazı iddiaları gündeme taşıdı:

Şirin, Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'ndan, Şubat 2001 krizinde, Halk Bankası'ndaki hesapların düşük kurdan değiştirilmesi meselesini, tahkik etmesini istedi: Serbest piyasada dolar satış kuru 900 bin lira iken, Aydın Doğan'ın, Halk Bankası'ndaki 8 trilyon lirasını, 800 bin liralık satış kurundan dolara çevirdiği ve bu işlemden bankanın 1 trilyon lira zarar ettiği ileri sürülüyor. Benzer işlemler başka şahıslar lehine de gerçekleşmiş.

Bu iddia doğru mu?

Bir başka iddiaya göre, Cumhurbaşkanı'na bağlı olarak görev yapan Devlet Denetleme Kurulu, Demirbank'a hatalı işlemler sonucunda el konulduğunu tesbit ediyor; dönemin Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel hakkında da suç duyurusunda bulunuyor. Emin Şirin, Başbakan Abdullah Gül'e gönderdiği soru önergesinde "Demirbank'a BDDK tarafından elkonulmasıyla ilgili bir raporun hazırlanıp hazırlanmadığını, hazırlanmış ise 'gereği için' Başbakanlık makamına intikal edip etmediğini" öğrenmek istiyor. Başbakanlık Teftiş Kurulu'nda böyle bir rapor varsa, savcılığa suç duyurusu yapmak yerine, dosya niçin bekletiliyor?

Dokunulmazlıkların kaldırılması, sadece Tayyip Erdoğan'a dokunmak için mi isteniyor? CHP niçin imtiyazlı güç odaklarının üzerine gitmiyor?

Gerçekten Halk Bankası düşük kurdan döviz işlemleri yaptı mı?

Devlet Denetleme Kurulu'nun raporu, Başbakanlık Teftiş Kurulu'a ulaştı mı? Ulaştıysa niçin gereken yapılmıyor?


13 Kasım 2002
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED