T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

R Ö P O R T A J
Değerim belki 200 yıl sonra anlaşılacak!

Kabus gibi bir söyleşinin öyküsü
"Bugünkü yazısını okudun mu?" diye en çok sorulan yazar Çetin Altan olsa gerek. Ben de bu soruyu çok duydum... Gazeteciliğe başlamadan önce de, sonra da sık sık bu soruya muhatap oldum. Böyle bir yazı adamıyla söyleşi yapmanın zorluğunu burada anlatabilmek oldukça güç. Zor bir söyleşi olsa aldırmazdım ama açıkçası bir kabus gibiydi. Başlarda normal seyrinde giden konuşma "Din, öteki dünya, ölüm" bahislerine geldiğinde, aramızdaki diyalog iyice koptu ve onun benim yaklaşımımı politikacı sınıfının çıkarcı dindarlığı ile birlikte kategorize ettiğini epeyi geç anlayabildim. Orada bunu tartışmak üzere bulunmadığım için ve bu tartışmanın okuyucuların işine hiç ama hiç yaramayacağını bildiğim için üstelemedim. Ayrıca, politikacı dindarlığının asla belirleyici bir vasıf olmadığına ve önemsenmemesi gerektiğine inanırım."Üstad"ın, konuşma sırasında kontra sorularla beni "köşeye sıkıştırdığını" da itiraf etmeliyim. Sertlik oldu mu, hayır. Çünkü, Çetin Altan, konuşup konuşup "kızma, sen benim torunum sayılırsın" demeyi ihmal etmedi. Ben de "ne kadar kızarsanız kızın kendimi buradan kovdurtmayacağım" diyerek kararlılığımı gösterdim! Etkisini göstermiş olacak ki teybi kapattıktan sonra da iki saat kadar sohbet ettik ve yeniden buluşmak için sözleştik. Yine de konuşmanın bitiminde ben –kesinlikle– masum bir şekilde, "çok istifade ettim, iyi bir konuşma oldu" deyince üstad dayanamadı: "Bak hala değer yargılarını elinden bırakmıyorsun!" diye dikkatimi çekti.

Türklerin merak etmemesinden yakınıyorsunuz. İnsanlar neden merak etmez?

Türkiye'de biyografi merakı yok. Bilinmeze karşı merakı yok bizim insanımızın. Ama, kainatın, doğanın, Tanrı'nın keşfi için lazımdır bu. Bütün canlılarda üç tane güdü vardır. Uyumak, karın doyurmak ve üremek. Bu üç tane güdü eğer güvence altında değilse bir insan normalden az çalışır. Çöp tenekesini karıştıran bir adama kalkıp da Oscar Wilde'dan ya da Edgar Allen Poe'dan bahsedersen zaten dinlemez. Gelişme, politikacıların sözüyle olmaz. Politikacılar ikinci sınıf adamlardır. Kavramlar da oturmuyor yerine, çünkü Türkçe 400 kelimeyle konuşuluyor da ondan. Avam kamarası kaç kelimeyle konuşuyor? Shakespeare kaç kelimeyle yazmış, Victor Hugo kaç kelimeyle, Fuzuli kaç kelimeyle? Bunlar merak işte. Merak edeceksin...

Hep yokluğundan şikayet ettiğiniz saydam olmamak bu ülkeye neye mal oldu?

Neye mal olmadı ki! Bir kere, evrenin varmış olduğu ölçülerle el sıkışmamız engellendi. Mesela, dünya savaşında iki milyon insan öldü. Türkiye'de, niye öldüğünü kimse merak etti mi? Kahramanlık falan da değildi bu.

Bu ülke insanlarının bir mesleği olamadı. Mesela, yöneticilik meslek değildir. Yani bir vali kalkıp gitse İsviçre'de, Viyana'da "Ben valiyim, sizde boş valilik var mı?" diye iş bulabilir mi? Ama bir marangoz, bir doktor, bir teknisyen.. evrensel bir donanıma sahip olduğu, meslek sahibi olduğu için bu şansı var. Türkiye'de kaç kişi meslek sahibi, 100 bin kişi. 68 milyon kişi burası...

Peki, yazarlık bir meslek mi?

Hayır. Sadece para kazanmakla meslek sahibi olunmaz. Mektepten geçtiğin zaman yazar olamazsın. Yüz senede bir tane yazar yetişir onun da yazar olup olmadığı öldükten 200 sene sonra anlaşılır. Öyle önüne gelen, "ben yazarım" diyemez; kendini teselli eder ancak. Benim içim de böyledir. Bilemezsin bunu. Yazar yaptığı çalışmanın zamana dayanmasını ister. Bunu yapıp yapmadığını da bilemez. Öldükten 200 sene sonra anlaşılacak meslek mi olur?! Örneğin Moliere, aradan geçmiş 300 sene ama, yazı da yazmış zamanında.

Çökmüş bir imparatorluğun büyük siyasi tecrübesine rağmen, kurduğumuz Cumhuriyet'in eğitim, siyaset, ekonomi, sosyal hayat vs. gibi bütün ünitelerinde inanılmaz hatalar yaptık. Neden, herşeyi yanlış kurguladık?

İmparatorluğun tarihini bilmediğimiz için. Buranın tarihi yazılmamış, Türkler tarih yazmamış ki... Yönetilenlerin de bir mesleği olmadığı için hepsi kul olmuş. Kulluk da İmparatorluktan bugüne değişmemiş. 36 padişah geçti, bunun 14'ü devrildi. Bunları neden daha üstün göreyim kendimden? Soru budur. Sen de doğdun, o da doğdu. Bugün artık evrensel ölçekte konuşmalıyız. Buradaki konuşmamız mesela Guardian gazetesi için, New York Times için de bir anlam, ifade taşımıyorsa, o zaman benim konuşmam Uganda'daki bir kabilenin büyücüsü gibi olur. İnsanlığın en büyük düşman yoksulluktur. Ve yeryüzünün beş milyar yoksulu vardır. Diğer düşmanlıklar bunu perdeleme amaçlıdır. Dünya Bankası istatistiklerine göre yeryüzünde yılda 900 milyar dolarlık silah alınıyor. Bunun 500 milyar dolarını silah üretemeyen ülkeler alıyor. Parayı buraya verirsen sen kendi halkının refahını artırabilir misin? Demek ki bu bağımsızlık savaşları silah piyasalarını genişletmeye yaramıştır. İşte fikir özgürlüğü dediğiniz zaman bunların hepsinin 'net'e gelmesi lazımdır. Oysa politikacılar hep koşullandırırlar...

Şu politikacıların yakasını bırakın artık. Siz de zamanında politikacıydınız...

Ben politikacılık yapmadım, sadece rahat yazı yazabilmek için Meclis'e girdim ama o zaman da dokunulmazlığımı kaldırdılar. Benim siyasete ihtiyacım yok. Diyelim, Edison elektriği geri aldı, Graham Bell telefonu, Marconi de kısa dalgayı. Wright kardeşler de uçağı geri aldı. Alexander Fleming de penisilini geri alınca ortaçağda kalırsın bir anda. Bu altı kişinin getirdiği artıları geri çekersen ortaçağda kalırsın. Peki, Churchill'in, Napolyon'un veyahut Rooswelt'in getirdiği neyi çekersen ortaçağda kalırsın? Hiçbirşeyi... İşte siyasetçiyle bilim adamlarının ve sanatçıların farkı. Sonra bizim gibi gelişmemiş ülkelerin de siyasetten başka rantı yoktur!..

Bu bir piramid olmasa, yani tabanda halk bir üstündeki yolsuzluğu görmezden gelmese sistem yolsuzluk üretebilir mi?

O da zaten "devlet bana da versin, padişah efendimiz ihsan buyursun" diyor. "Devlet-millet elele" diye bir söz dolaşıyor mu bu ülkede? Peki parlamentoda niye hala "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" yazıyor? Bu devlet nereden çıktı? Fransız ihtilalinden sonra çıktı. 14. Lui "devlet benim" demişti, doğru. Çünkü o egemendi. Alman Cumhurbaşkanı'na "devletini sever misin" dediler. Adam, "Ben karımı severim. Dokunamadığım şeyi sevmem" dedi.

Türkiye, tarihinin herhangi bir döneminde iyi idare edildi mi?

Türkiye hiçbir döneminde adam başına düşen milli gelir açısından yeryüzünün önde gelen bir ülkesi oldu mu?.. Böyle kıyaslanır bu. Bu kıyaslama hiç yapılmadı ki... Bilim ile politika arasındaki farkı açığa çıkarmak lazım. Ben kendini büyük gösteren siyasetçileri hizaya getiriyorum. Her 10 dakikada bir çocuk öldüğünü ve Türkiye'nin çocuk ölümlerinde dünya birincisi olduğunu kim biliyor? Türkiye'nin tek evrensel müessesesi yok. Ne parlamentosu, ne hukuku, ne üniversitesi evrensel. Dünyadan kopup çağı yakalamak mümkün değil.

Siz de zaten, "bu gidişe dünya müsaade etmez" diyorsunuz...

Bugün ne kullanıyorsan dünyadan almışsın. Elektrik, penisilin, bilgisayar... Bunları dünyaya bir artı değer olarak sunan sen değilsin ki... Bunlardan yararlanmaya çalışıyorsun. "Türk'e Türk propagandası yaparak" bunu değiştiremezsin!

Türkler bu propagandadan hoşnut mu?

Hoşnut herhalde. Çünkü, eziklik duygusunu böylelikle telafi ediyorsun. Ondan sonra, adam "Türk olarak doğarsam piyano dersi almadan piyano başına hemen geçer çalarım" diye inanıyor. Bizde sünnetçi de beyin cerrahlığı yapar.. olmaz öyle şey!..

Sizin bu analizlerinizden sonra "enseyi karartmamak" mümkün mü?

"Enseyi karartmamak" lafını babaannem kullanırdı, bir Rumeli deyimidir. Devamında "sal suya" denir. Niye sadece 25 yıl içinden bakıyorsunuz da 2000 yıl içinden veyahut 100 sene içinden bakmıyorsunuz olaylara? Soru çok... Türkiye'de ne kadar kitap basılıyor, Avrupa'da ne kadar? Sen bunları kıyasla bir. Yüzde 1400, Türkiye'de en üst kesim ile en alt kesim arasındaki ulusal gelir dağılımı adaletsizliği... Özeleştiri yapamıyor Türkler. Hep şanlı tarih falan. Öyle bakılmaz tarihe. Bizim tarihimiz insanlık tarihinin bir parçasıdır. Osmanlı'da Zitvatorog'tan Lozan'a kadar imzaladığımız tek bir zafer anlaşması var mı? Yok. Hani herkesi yeniyorduk? Yine de ben sana söyleyeyim: 21. yüzyılı ıskalatmazlar Türkiye'ye.

Birçok analiziniz, Türk düşünce hayatında değişim etkisi yarattı. Eksen oluşturdu...

Yazı adamlarının işi hipnozlardan arıtmaya dönüktür. Pek azı yapar; çünkü yazı adamı kolay yetişmez. Ama herkes de buna meyleder... Alfabeyi bilirsen, bir kağıt ve bir kalem de varsa bütün araçlarını topladın bu işin..!

Hiç umutsuzluk oldu mu hayatınızda?

Olmaz. Çünkü ben siyasetçi değilim. İdealim yazıya layık olabilmek. Usandım diye laf olmaz. İşini araç olarak kullananlar usanır ancak. İnsanlar ikiye ayrılır: Mezarlıklara girenler, dünya ansiklopedilerine girenler. Mezarlıklara girenler de ikiye ayrılır: Zengin olanlar, zengin olmaya çalışanlar.


 
Dedem bir Rufai şeyhiydi ben de postnişin olabilirdim
Sen benim aslında ne olacağımı biliyor musun? Ben eskiden olsaydım postnişin olacaktım. Turgut Özal bir gün bana şeriat nedir, tarikat nedir, hakikat nedir, bunları anlatıyor. Tabii bana Galatasaraylı, züppe, paşazade diye bakıyor, anlamaz bu gibisinden. Bilmiyor ki büyükbabamın Rufai dergahı şeyhi olduğunu, benim de evlad-ı ekber olarak onun yerine geçmem gerektiğini. Bana şu menkıbeyi anlatıyor: Mürit hocasına sormuş, "şeriat nedir, tarikat nedir, hakikat nedir?" Hoca da, "Bak şurada üç adam abdest alıyor. Git onların ensesine birer tokat patlat" demiş. Mürid çaresiz gitmiş birinciye tokadı patlatmış. O da dönmüş ona patlatmış. İkincisine patlatmış o sadece bakmış. Üçüncüsüne patlatmış o hiç bakmamış. Hocasına gelmiş. Hoca, "Birincisi şeriattı sen vurdun o da sana vurdu. Kısasa kısas. İkincisi tarikatti. Vuran Allah ama kimi vesile etti diye sana baktı. Üçüncüsü de hakikat. Kaderim böyleymiş deyip devam etti." Ben Turgut Özal'a, "Bakın Sayın Başbakan, bunun bir açıklaması daha var" deyince şaşırdı. "Şeriat bu senindir, bu benim. Tarikat hem senindir hem benim. Hakikat ne senindir ne benim." "Siz nereden biliyorsunuz bunları" dedi. Meraklı adamdı, iyi bir mühendisti, geniş çerçeveyle bakardı, tabulara aldırmazdı. Ama hukuku bilmezdi, "bırak bunları" derdi. Özal, statükoyu bozduğu için ona destek verdim.

Sen önce bu kitapları yaz, sonra gel konuş benimle
Ne kadar daha yazmayı düşünüyorsunuz?
Yazma bir araç değil bir amaçtır. Oksijen almak gibi. Amacım para kazanmak olsaydı avukatlık yapardım. Benim hiç patronum olmadı. Adamın keyfine göre yazacağım!.. Ben katip miyim? Sadece Türkiye'de para kazanmıyorum ki ben... Sen beni tanıyor musun?
Yeterince tanıyorum sanırım...
O zaman gel bakayım. (Üst kata, Altan'ın özel odasına gidiyoruz.) Bak bu gazetelere (Çetin Altan hakkında yabancı basında çıkan haber ve söyleşiler). Bak şu kitaplara (yabancı dile çevrilmiş birçok kitabı). Ben, 304 ağır ceza davasından geçtim. Herkes geçiyor mu bu davalardan? Bir gün belki sen de olursun! Kaç tane yazarın hakkı yendi Türkiye'de? Kim bunların peşine düştü peki, ha? Bir ülke yazarına bunu yapar mı? Sen de kalkmış, öteki dünyada yazarsın diyorsun şimdi...
Benim sözümü nasıl böyle anlarsınız?
Öyle demedin ama oraya kadar gider. O zaman sen de aynı ölçüye gel, denk olalım. Bak hayatımda bunları pek kimseye göstermedim. Sende de olmalı bunlar. Sen de yaz önce, ondan sonra yani... Sonra, sen sokaktan gelen herhangi birisi değilsin ki. Sen de Türkiye'nin önemli bir insanısın. (Bu sözler sitem.)
Bir Fransız yazardan alıntı yaparak, "Bir yazar gelebileceği yere gelmişse artık gitme vaktidir" diyorsunuz. Son yazılarınızda sık sık ölümden bahsediyorsunuz...
Öyledir. 75 yaşındaki insan ne diyecek? 175'e kadar inşallah yaşarım denir mi? Çok yaşamak değil, iyi yaşamak önemlidir.
Siz iyi yaşadınız mı? Ruh dünyanızda, iç dünyanızda huzur buldunuz mu?
Bunlar genel laflar. Ruhla enerjiyi birleştirdi 20. yüzyıl. Herşeyin enerji olduğu ortaya çıktı. Elektronlar, nötronlar, protonlar. Bundan başka ne olacak. Ruh ne demek yani? Bana bir kere söyleyeceksin: cennete gireceklerin kazancı nereden geliyor? Hem insanları dolandıracaksın hem de cennete gideceksin.. olmaz öyle şey!..
İyilik ve ahlak diye insanı kuşatan temel değerler var. Bunlar belirleyici değil mi?
Hayır değildir. Ekonomidir belirleyici olan. İnsanlar açken ahlaklı olamaz. Doğaya aykırı bu. Adam susuz, onu suya götürüyorsun sonra da "suya da dokunma" diyorsun, olmaz. Ondan sonra ahlak... Böyle saçma sapan laf mı olur? Bu dünyada hesabını vermeyen adam öbür dünyada verirse, bu benim işime yaramaz. Benim işime yaramayan yerlerdeki hesaplarla ilgilenmem.
Bir hesap günü olduğuna inansaydınız, hesabınızı rahatlıkla vereceğinize inanır mıydınız?
Gayet tabii. Ben bu dünyada vermişim hesabımı. Bana soruyorsun öteki dünyada nereye gideceksin diye. Sen benim cehenneme gitme özgürlüğüme karışma, ben senin bütün inancına saygı gösteririm. Benim dünyada iyi olmama aldırmıyorsun da öteki dünyada iyi olacağım diye beni niye öldürüyorsun be?!
Vahiy de böyle sizin gibi düşünenler için vardır zaten.
Vahiy... O zaman, her yazıyı yazan adam Allah'tan edindiği yeteneklerle yapıyor onu. Niye herkes Victor Hugo, Bernard Shaw, Edgar Allen Poe olamıyor?
Shaw ya da Poe peygamber olabilir mi sizce?
Peygamberin tarifini yapmak gerekir. Nedir peygamber? Ama, bu kağıt niye yere düşüyor, deyince, Allah böyle istiyor, diyemezsin. İnsan beyni niçin'in cevabını veremez, nasıl'ın cevabını verebilir. Nasıl doğduğumuz bilinir ama niçin doğduğumuz bilinmez. Verirsen, bu Ortaçağ'dır işte.
Çünkü siz, pozitivizmi, Auguste Comte'u yetiştirmediniz. Tanrı'nın yasasını 'net'e getiren insanoğlunun aklıdır.
21 Nisan 2002
Pazar
 
 
Künye
Temsilcilikler
Reklam Tarifesi
Abone Formu
Mesaj Formu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED