AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Amerikancılar geri çekiliyor

Türkiye'nin yapması gereken, ABD'ye kafa tutup Avrupa'nın kucağına oturmak ve Asya'ya sırt çevirmek değil; topyekün dış ilişkilerini rasyonelleştirmektir.

Bush çetesi Irak'ta düzeni sağlayamayacağını farkedince, Türkiye'deki Amerikancılar da geri adım atmaya başladılar. TÜSİAD bile artık Türk askerinin Irak'a gitmesine taraftar değil. Hatırlayacaksınız, meşhur tezkerenin TBMM'den geçirilmesi için ellerinden geleni yapmış, tezkerenin geçmemesi durumunda ekonominin çökeceği tehdidini bile savurmuşlardı. O zaman demiştik ki, hem liberalizm edebiyatı yapıyor, yani ekonominin (piyasaların) aslında çok sayıda, belki milyonlarca oyuncudan (yani 'halk'tan) oluştuğunu söylüyor, hem de ABD safında savaşa girilmezse piyasaların çökeceğini ileri sürüyorsunuz. Kamuoyu yoklamaları halkın yüzde 96'sının savaşa karşı olduğunu gösteriyor. Eğer 'Piyasalar' halk ise, halk da savaşa hayır diyorsa, Türkiye savaşa girmediği zaman ekonomi niçin çöksün?

Geçen altı aylık kısa zaman onları değil bizi haklı çıkardı. Bir de şunu savunanlar var: Türkiye safını belirlemeli; ya Avrupacı olacak, ya gerçek Amerikan taraftarı (ABD'nin sözümona 'stratejik partner'i). Yahut her ikisine de arkasını dönüp, 'Üçüncü Dünyacı' olmayı seçecek.

Bu medya magandalarına da İngiltere'yi örnek gösterdik: Ondokuzuncu yüzyıl dünya kapitalist sisteminin hegemonu, yirminci yüzyılın ilk yarısının dört büyük oyuncusundan biri (diğerleri malum: ABD; SSCB ve Almanya), yirmibirinci yüzyıl başlarının da yedinci büyük ekonomisine sahip. Buna rağmen İngiltere aynı anda hem ABD'nin stratejik partneri, hem AB üyesi, hem kendi birleşik devletler topluluğunun merkezi, hem de sayısız üçüncü dünya ülkesiyle iyi ilişkiler içinde. Türkiye'nin yapması gereken, ABD'ye kafa tutup Avrupa'nın kucağına oturmak ve Asya'ya sırt çevirmek değil; topyekün dış ilişkilerini rasyonelleştirmektir.

Hegemonyadan imparatorluğa geçilmez

ABD, Türkiye'yi soğuk savaş öncesi şartlarda tutmak, yani stratejik ortaklığı ucuza kapatmak istiyor. AB ile yakınlaşma bir anlamda Türkiye'nin dış ittifaklarında pazarlık gücünü arttıran bir maniveladır. Bölge ülkeleriyle ve genelde İslam dünyasıyla yakın ilişkiler ikinci bir kaldıraç olacaktır. ABD, kırk yıl önceki ABD olmadığı gibi, Avrupa da kırk yıl önceki Avrupa değildir. Amerikan hegemonyası ekonomik alanda sona ermiştir. Doğan boşluğu sadece askerî güçle doldurmak mümkün değildir.

Birkaç ay önce yayımlamaya başladığımız ANLAYIŞ dergisinde dönüp dolaşıp buna vurgu yapıyoruz: Bush ve ekibi, çöken bir hegemonyayı imparatorluğa dönüştürmek gibi akılalmaz bir oyun içindeler. Ya bu oyunun Amerikan halkına ve dünyaya maliyetini hesaplayamayacak kadar ahmaktırlar; yahut aralarında diğerlerini güden, son derece hesaplı, örgütlü bir grup vardır.

Gündelik dilde birbirinin yerine kullanılan hegemonya ve imparatorluk kavramları, temelden farklı iki gerçekliğe işaret etmektedirler. İmparatorluk, öteki (çoğunlukla, yenik) güçlere rağmen oluşan durumdur; hegemonya, öteki (özellikle, yenik) güçlerin de arzusuyla oluşan durum. Bu yüzden, imparatorluklar yüzyıllar boyu hükümran olurken; hegemonyaların ömrü, yenik veya yeni mübarizlerin (challenger!) ayağa dikilmelerine kadardır. Kapitalist sistemde hiçbir hegemonun ömrü yarım yüzyıldan fazla olmamıştır. (Hegemonun tarihî varlığı elbette sürüp gider, fakat hegemon vasfıyla ömrü kısadır.)

İmparatorluk projesini hegemonluk projesine dönüştüren ilk güç Felemenkler (bugünkü Hollanda) oldu. Otuz Yıl Savaşları'nın sonunda Habsburglara karşı kazandıkları zafer onları Avrupa'yı fethetme hülyasına değil; çok sayıda devletten oluşan 'ekonomik' bir sistemde sermaye birikimini hızlandırarak sürdürmeye götürdü. Birikim için özgür olması gereken sermaye, emperyal bir yapıyı kısıtlayıcı bulduğundan; Avrupa kıtası ve ötesinde, malları ucuza alıp pahalıya satacağı her toprak parçasını vergi kaynağı değil, kâr kaynağı olarak gördü. İmparatorluklar vergi peşindedirler, hegemonlar kâr. (Son söylenecek söz dilimin ucuna takılıveriyor: ABD, kâr kaynakları kurumaya yüz tuttuğu içindir ki, yeni bir 'vergi' düzeninin temellerini atmaya çalışıyor!)

İmparatorluklar, rakiplerini ortadan kaldırıp, mülklerine el koydukları halde, kapitalist hegemonlar rakiplerine ìöncülükî ederler; dolayısıyla onlara er geç hegemona ìyetişmeî imkânı verirler. Her hegemonya, devletlerden birinin bir tür 'sermaye birikim vadisi'ne dönüştüğü, yaygın bir savaş döneminin ardından ortaya çıkar. Savaş, hegemon için iyi bir fırsata dönüşür: Otuz Yıl Savaşları (1618-48) Felemenk hegemonyasına, Devrim ve Napolyon Savaşları (1792-1814) İngiliz hegemonyasına, iki devreli bir otuz yıl savaşı oluşturan birinci ve ikinci Dünya Savaşları (1914-44) Amerikan hegemonyasına açılan kapı oldu.

Her hegemon, kendi 'modernliğini' merkezinde yer aldığı sistemin gelişme mantığı haline getirdi. Hollanda ticaret toplumunun, İngiltere sanayi toplumunun, ABD ise bolluk toplumunun timsali oldu. Her bir ekonomik modernlik ortaya çıktıktan sonra, modernliğin mantığına yan çizenler belirgin güç kaybına uğradılar. Amerikan kıtasının değerli madenlerine el koyan İspanyollar, ticarî değil askerî mantığa sahip olduklarından, Amerikan gümüşü İber yarımadasını adeta yalayıp geçen, İspanya'yı değil kuzey ve batı Avrupa'yı sulayan bir ırmağa dönüştü. Onyedinci yüzyıla kadar Avrupa'ya ecel terleri döktüren Osmanlılar, sanayi mantığını içselleştiremediklerinden 19. yüzyılda Avrupa'nın hasta adamı oluverdiler. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında ise, sanayide neredeyse ABD'den geri kalmayan SSCB, bolluk toplumu modernliğine ayak uyduramadığından kendi içine doğru çöküverdi. Kapitalist sistem işleyişini sürdürdükçe, hegemonların modernliği iktisadî örgütlenme için ana model haline gelir.

Hegemonyanın özü, kendini sınırlamaktır

Dünya için siyasî modeli oluşturansa, hegemonun omuz verdiği yeni uluslararası kurumsal düzendir. Sistem çapında bir savaşı kazanan güç, mantıken şu üç tutumdan birini benimser: Hakimiyet, terk veya dönüştürme. Birincisi imparatorluk yoludur, sonuncusu hegemonluk (ortadaki yolu takip edip, usul usul evine dönen bir galip güç gördünüz mü?) Hakimiyet yolunu değil de, dönüşüm yoluyla hegemonluğu tercih etmişsek, başkalarını dönüştürmeden önce kendimizi dönüştürebiliyor olmamız gerekir. Türkçesi: Galip gücün hegemonik duruma gelebilmesi, savaş sonrasında meydana gelmiş bulunan muazzam kudret farkına rağmen, kendi gücünü sınırlayabilme yeteneğine bağlıdır. Hegemonik güç, kendini frenleyebilmiş güçtür. Fren sistemini oluşturansa, gün geçtikçe daha fazla ìuluslararasıî bir nitelik kazanan ìdevlet-üstüî kurumsal yapılardır.

Uluslararası düzenler, büyük savaşlardan sonra kuruldu. Kapitalist sistemin tarihinde 1648, 1712, 1815, 1919 ve 1945 yılları bu bakımdan birer dönüm noktası oluştururlar. Kapitalist sistem ëküreselleştikçe', savaşların çapı büyüdü; savaş sonrası düzenlemeler de o ölçüde kapsamlı hale geldi: 1648'deki Westphalia antlaşması esas olarak kıta Avrupası içinde bir düzenleme iken, 1712'deki Utrecht antlaşması İngiltere'nin Avrupa devletler sisteminin biçimlenmesine duhul ettiğini gösteriyordu. 1815'teki Viyana düzenlemesi Avrupa-dışı sömürge alanlarını da düzenlemelere dahil ederken, 1919 ve özellikle 1945 düzenlemeleri bütün dünyaya nizam veriyordu.

Bütün bu düzenlemelerde esas ilke, tehlike kaynaklarının yakın markaja alınmasıydı. Soğuk Savaş'ın düzenleyici ilkeleri tahdit ve caydırma (containment/deterrence) idi. ABD'ni küresel imparatorluğa dönüştürmeyi hedefleyen Bush doktrininin örgütçü kelimeleri ise pre-emption (önleyici müdahale), militarizm ve zorla demokrasidir. ABD, her bakımdan güçlü olduğu 1945 sonrasında, kendini sınırlayarak hegemon olabilirken; sadece askerî bakımdan rakiplerine üstün geldiği Soğuk Savaş sonrasında bu sınırları kaldırıp, başına buyruk hareket etmek suretiyle imparatorluk olmayı hayal etmektedir.

Türkiye'yi yönetenler, sadece kendi halklarını değil, Amerikan halkını da düşünerek, bu yanlış hayallere prim vermemeli, acımasız ve dar kafalı hayalcilere hizmet etmemelidirler.


21 Eylül 2003
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED