AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Asıl 'cambazlık' hangisi?

Dünkü yazımda mimar Turgut Cansever için düzenlenen toplantıdan söz etmiştim. Toplantıda söz dönüp dolaşıp Ortadoğu'ya şekil vermeye çalışan "Mimar Bush"a ve ülkesini heykelleriyle donatan Saddam Hüseyin'e de geldi haliyle. Ben bu çerçevede geçen gün bu köşede yayımlanan yazıda söz ettiğim "Türkiye'den heykel manzaralı"nı da hatırlattım. Dinleyiciler arasında bulunan bir AKP milletvekili, benim bu alandaki önerilerimi (özetle; bir kurul /komisyon oluşturulması ve bu heyetin heykellerimizi güzel/çirkin diyerek bir elemeden geçirmesi) duyunca ister istemez gülümsedi. Hatta sonra gülümsemesinin nedenini de açıkladı: Bir bu eksik; bir de bu konuya el atsak, siz görün fırtınayı!

Çok haklıydı tabii ki... Dolayısıyla AKP'nin bu tür "nazik" meselelere el atmasını bekleyen de yok zaten... Şimdi durduk yerde kimi çevrelere barut yetiştirmenin ne âlemi var...

Nitekim geçen hafta benzer bir girişim az kalsın ortalığı birbirine katacaktı. "RTÜK Yayın ve Usulleri Hakkında Yönetmelik"in az kalsın yol açacağı kazadan söz ediyorum. Neyse sonunda iş tatlıya bağlandı da, cephanelikten çıkarılan barutlar elde kaldı.... Hâlâ tek tük atışlar duyulmuyor değil ama merak etmeyin "Bağdat düştü" sayılır!

Bu tek tük atışlardan birisi hafta sonu Oktay Ekşi'nin köşesinden yükseldi. Hürriyet başyazarı "Cambaza bak!" başlıklı yazısında hükümetin RTÜK Yönetmeliği'nde nasıl bazı önemli değişiklikler yapmaya kalkıştığını anlatıyordu. Hükümet, Irak savaşı filan derken "Cambaza bak!" numarasıyla yönetmelikte yer alan "belki en önemli hükmü" açığa almaya çalışmıştı.

Duymuşsunuzdur; söz konusu hüküm, radyo ve televizyon yayınlarında devletin "kısmen de olsa din kurallarına dayandırılamayacağını" şeklinde özetlenebilecek bir kurala sıkı sıkıya bağlı olması gerektiğini hatırlatıyordu. Ekşi'ye göre, bu hükmü yönetmelikten çıkartan hükümet, aslında RTÜK'e şöyle demek istiyordu: "Türkiye'de din esaslarına dayalı bir devlet kurulmasını isteyenler radyo ve televizyonlarla bu yönde yayın yaparlarsa karışma..."(!)

Olacak iş değil tabii ki... Sanki hükümet aklını ekmek peynirle yedi....

Neyse, söylendiğine göre hükümet sonunda bu inadından vazgeçmiş ve iş sulha bağlanmış....

Ancak, Ekşi'nin insanı gülümseten yazısı bir yana, ülkenin radyo televizyonlarını ve basınını muhafaza altına alan yasa ve yönetmeliklerin durumu gerçekten, üzerine eğilinmesi gereken ciddi bir sorun. Şimdi de isterseniz bu "dosya"ya kısaca göz atalım:

Önümde gözatılmayı bekleyen üç yasa bulunuyor: 1- Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu. 2- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayırnları Hakkında Kanun. 3- Basın Kanunu.

Bu üç yasa arasında en eskisi ve de en "cana yakını", bugüne kadar pek çok değişiklik geçirmiş olmasına rağmen 1950 tarihli Basın Kanunu. Bu kanunun ilk hali çok "cana yakın", çünkü Türkiye'de 1980'den sonra (yani 12 Eylül'den sonra) ülkenin üzerine çöken bazı meşhur ifadelere yer vermiyor! Mesela, diğer iki kanunda da bolca yer alan şu tür ifadelere: "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü...", "Atatürk ilke ve inkılaplarını kökleştirmek...", "Devletin milll güvenlik siyasetinin, milli ve ekonomik menfaatlerin...", "Karamsarlık, umutsuzluk, kargaşa, dehşet...", "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına....", vs.

Söyledim, bu ifadeler sonradan icat oldu... Ve bu öyle bir icattı ki, ülkede bu ifadelere yer vermeyen tek bir metin kaleme alabilmek neredeyse imkansız hale geldi! Ülkede kanun ve yönetmelik yazımlarının niçin bu hale geldiği bir muamma değil tabii ki; çünkü bu icatlar 12 Eylül'ün felsefesinden türedi...

İşte, RTÜK yönetmeliği taslağında yer alıp da, çıkarılacağı yolunda duyumlar alınan ve Ekşi'yi ve pek çok köşe yazarını başına az kalsın bir kaza gelecek korkusuyla alarm düğmesine doğru hamle yaptıran ünlü hüküm de bu "ifadelerden" birisiydi. RTÜK öyle bir yönetmelik taslağı hazırlamış ki, kanunda sıralanan onca gereksiz (evet, bir ülkenin radyo ve televizyon yayınlarının uyacağı kurallar belirlenirken gerçekten gereksiz) "ifade" yetmiyormuş gibi, bir de Anayasa'nın 24. maddesini ("Din ve Vicdan Hürriyeti") yönetmeliğe taşımamaya karar vermiş....

Bu çerçevede ben şu tezi savunuyorum: "Devlet ve milletin bölünmez bütünlüğü" ya da "laiklik" gibi Anayasa ve pek çok yasada altı kuvvetle çizilmiş hükümlerin artık olur olmaz yerde tekrarlanmasından vazgeçilmesi gerekmez mi? Basın ve yayın gibi medeni bir alanı ve faaliyeti düzenlemek için de bu tekrar gerekli mi? Bu hükümler hiç değilse bu faaliyetlere ve alana ilişkin yasa ve yönetmeliklerde eksik kalsa olmaz mı? Yürürlükte olan pek çok yasa zaten fazlasıyla yeterli değil mi?

İnanmazsanız açın bakın TRT ve RTÜK yasalarına.... İfade özgürlüğünün en medeni yoldan bir düzene konulmasına mı çalışılıyor, yoksa bir DGM kararı mı kıraat ediliyor? Ayırdedebilmek gerçekten çok zor!


16 Nisan 2003
Çarşamba
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED