AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Çocukluk dönemini unutmak istemeyenlere: Sokak Sesleri

Geçen hafta Nusret Özcan "üşüttüm galiba" demişti, yüzüne yansıyan ağrıların acısını gizlemeksizin. Geçmiş olsun dileklerimizi gecikmeden ve bir vazifeyi yerine getirircesine iletmiştik.

Ertesi gün ve onun da ertesinde gazeteye gelmeyince, birkaç arkadaş, çat kapı gittik. Hakikaten fena üşütmüş.

"Bu sene bahar gelmeyecek galiba" dedi, yatağından doğrulurken, "Kış bir türlü bitmek bilmiyor."

O gün, yeni çıkan kitabını da gösterdi. "Sokak Sesleri".

"Nihayet" dedik.

Yanı başımda yazıldı bu kitap. Yarıdan çoğunu okudum. Hatta bu köşede, birkaç bölümüne yer vermiş, sizinle de paylaşmıştım. Nasıl başladığını, nasıl bittiğini biliyorum.

"Kış vefasızdır; birden terkeder... Sanki hiç birlikte yaşanmamış gibi çeker gider..."

İşte bu satırlar, kitabın ilk bölümünün ilk cümleleri.

Açıp hatırlatsam ve hep birlikte gülsek mi?

* * *

Ortalıkta "sars" denen garip hastalık dolaşırken, "Fena sarstı bu hastalık beni" sözünü işitince, endişeyi büyütüyor insan.

Hastalık, geçmiş oldu çok şükür.

Şimdi biz kitaba bakalım.

Eski İstanbul resimleriyle süslü, titizlikle hazırlanmış ve her sayfasında bizim kuşağın unutmak istemediği, ancak eski siyah-beyaz filmlerde rastlanabilecek sahnelerin keyifle anlatıldığı "Sokak Sesleri"ne...

"Onlar... Çarşafçısı, sakası, kalaycısı, macuncusu, yazlık sinemaları, kar şölenleri ve gaz lâmbaları ile benim masalımı zenginleştiren efsunlu hatıralar... Şimdi artık çok uzak ve şaşırtıcı bir ikilikle; bir o kadar da yakın bir geçmişin, bana oldukça ışıltılı ve âsûde bir hayatı yâdettiriyor...

Hem yaşayarak yazmak hem de yazarken yaşamak, bozulmuş çiçek bahçelerinin hüznünü; o geri gelmez güzel günlerin burukluğunu getirip getirip yıkıyor yüreğime...

İstanbul benim bahtım...

Ne kadar değişti, ne kadar değişecek daha kimbilir...

Şahit olunanlar ve olunmayanlarla birlikte, yaşanmışlığı hiç değişmeden bir yerlerde kalacak çok şükür..."

Arka kapaktan, içeriye geçelim. Bakalım yazarımız "Bir zamanlar..." diyerek nasıl giriş yapmış.

"Herkes birbirine benzerdi, herkes birbirini tanırdı.

Yemeklerimizi sofralarda yerdik ve herkesin sofrasındakiler üç aşağı beş yukarı aynıydı. Sinilerimiz vardı, masamız yoktu ve masa hasreti de çekmezdik. Aynı pazardan alınan ve çok geçmeden dizlerinde, dirseklerinde bir erik ya da çitlenbik ağacının hatırasını da yaşatacak olan, haylazlık alâmeti yamalar açılacak ucuz elbiseler giyerdi çocuklar.

Odalarımızda soluk renkli yoksul kilimler ve yer minderlerimiz olurdu. Bir de illâ pencere kenarında alçak sedirler ve üzerinde ot yastıklar. Annelerimizin gaz lâmbalarının titrek ışığında, kimbilir kaç gece el emeği, göz nûru dökerek işlediği, kuş ve gül desenli, kenarları dantelâ ve iğne oyalı sakız gibi örtülerle süslenmiş ot yastıklar. Nereden bulunmuşsa bir iki sandalye üvey çocuk mahcubiyetiyle dururdu kapı arkalarında...

Küçük ve dar sokaklar koskoca bir âlemdi ve zaman garip bir titizlikle işlerdi hayatımızı. Mütevâzı ve derin."

Sokak Sesleri, bizi anlatıyor. İstanbul, artık o İstanbul değil. Hayat, artık o hayat değil. Biz de eski biz değiliz. Ama bir şey var ki onun adı hatırlamak. Onun adı unutmamak. İşte hafızamızdan hiç gitmeyecek o günler, bu kitabın içinde.

Cümle Kapısı ile başlayan kitapta, şu bölümler yer alıyor: İlkbahar, O doyumsuz yaz günleri, Sonbahar gökleri, Havada kar kokusu, Bakkal, kasap, manav, Nerede o eski arabalar, Okul önü panayır, Hastane önünde incir ağacı, güzel kokular arasında, Gazyağı saltanatı, Orada bir köy var uzakta, Eskiden bereket vardı, Bizim zencilerimiz, Hatırlıyorum da, Radyo günleri, Ve televizyon geceleri, Bir hayal perdesi, Bayezid Meydanı'ndan hayat parçaları, Haliç'in bu yakası, İlk renkler, ilk sesler, Gün dönerken, Gönüller yıkanırken ve Yâd-ı mâzî...

Eline sağlık Nusret Özcan, inşallah bu bir başlangıçtır. (Timaş Yayınları)

KİME DESTEK VERMEK GEREKİR?

Atatürkçü Düşünce Kulüpleri adına çıkarılan "Türk Solu" gazetesinde Saddam'a destek verildiğini görenlerin ağzı açık kaldı.

"Atatürk yaşasaydı, Saddam'dan yana tavır alırdı" gibisinden yazılar, birçok kişi için ağız kapamayı engelleyeci nitelik taşıyor.

Adını hatırlamadığım bir partinin genel başkanı olan Yekta Güngör Özden, duruma açıklık getirdi.

"Saddam'ı değil, mücadelesini desteklediklerini" söyledi.

Biz de bir başka açıdan şöyle diyebiliriz:

"Buş'a değil, saldırısına karşı çıkıyoruz."

Yekta Bey ile bu noktada anlaşabiliriz... Fakat biz Atatürk yaşasaydı, Saddam'a değil, Irak halkına destek verilmesinden yana olurdu diye düşünüyoruz.

GEN HARİTASI

Tıp dünyası neredeyse bayram edecek...

İnsanın genetik haritası çıkarıldı.

Çok sevinmeyelim...

Buş, yakında o haritayı değiştirmek için ordularını harekete geçirebilir.


16 Nisan 2003
Çarşamba
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED