T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Paranın iktidarı

Son günlerde yapılan banka operasyonları bankaların Türk toplumunda yer almaya başladıkları günden itibaren problemli durumunu yeniden hatırlamamızı sağladı:

Modernleşme projelerine para yetiremeyen Osmanlı Devleti bir taraftan merkezi sistem yüzünden vergi toplamakta başarısız kalırken diğer yandan savaşları kaybetmenin maliyetinin yüksek olması nedeniyle bastığı paraların içindeki gümüş miktarını bile ayarlayamaz duruma düştü. Başlangıçta koca devlet Galata'daki Ermeni bankerlere borçlanırken zaman içinde devletin para talebi Ermeni bankerleri aştı.

Osmanlı Devleti'nin borçlanması ve borçlanma karşılığında gözden çıkardıkları yabancı yatırımcıların iştahını kabarttı. Böylece adı Osmanlı olan fakat Fransız-İngiliz ortak kuruluşu olan banka 1856 yılında kurulmuş oldu. Devletlerin borçlanması kişilerin borçlanmasından daha ağırdır. Borçlandıkça devlet muktedir olma özelliğini kaybeder. Prof. Dr. Halil İnalcık Nuriye Akman'a verdiği röportajda son zamanlarda yaşamakta olduğumuz devlet borçlanması ile Osmanlı Devleti'nin borçlanması arasında paralellik kurarak dikkat edilmesi gerektiğini söylüyordu.

"Sultan Hamid devrinde Lorando ve Tubini isminde iki banker vardı. Rivayete göre zamanında, Sultan Murad veya Muradlılar, bu adamlardan külliyetli miktarda borç almışlar. Aradan zaman geçip de, faizi dahil, hiçbir ödeme yapılmayınca, borcun tediyesi için Fransa hükümeti araya girmiş, lakin mükerrer müracaatlara rağmen bir netice alınamamış, bunun üzerine Fransız hükümeti bu mes'eleyi bahane ittihaz ederek, o tarihte bizde olan Midilli adasına zırhlar gönderip gümrük resmine el koydurtmaya kalkmış ve bu arada diğer bazı isteklerini de yaptırtmaya muvaffak olmuş."1

Kamil Paşa da 'Hatırat'ında Lorando, ve Tubini adındaki bankerlerden para istikraz edilmiş olduğunu ve paranın büyük miktarının Sultan Aziz'i hal'etmek için kullanıldığını yazmaktadır.

Osmanlı Bankası yakın döneme kadar ve hatta belki günümüzde de "Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankası'yız" sloganını kullanmaktaydı. Slogandaki en dikkat çekici kısım "ama biz Osmanlı Bankası'yız" diyerek ama vurgusu dolayımından kendilerini farklı gösterme girişimleri olmuştur. Bu farklı oluşumun topluma tezahür eden bir yanı da var. Yabancı sermaye ile kurulmuş Osmanlı Bankası'nı Mehmetçik kapısında nöbet tutarak beklemektedir.

Osmanlı Bankası'na gösterilen bu imtiyaz Zekeriya Sertel'in eşi, -ömrünü sosyalist davaya adamış olmakla birlikte yeniden dünyaya gelecek olsa ABD'de bir kadın olarak dünyaya gelmek istediğini söyleyen- Sabiha Sertel'i çileden çıkarır. Yabancı sermayenin kapısında Mehmetçik'i nöbet tutmaya sevkeden zihniyeti eleştiren bir yazı kaleme alır Resimli Ay dergisinde:

"Osmanlı Bankası'nı diğer bankalardan ayıran imtiyaz nedir ki, baştan başa bir vatan demek olan Mehmetçik onu bekliyor? Devletin yabancı sermayeye verdiği bir imtiyaz onu diğerlerinden ayırmasına bir sebep midir? Mehmetçik neden İtibarı Milli Bankası'nı beklemiyor da, Osmanlı Bankası'nı bekliyor?"

"Memleketteki asayişsizlikten hükümetin kuvvetleri sorumlu iken, halkı ve orduyu temsil eden Mehmetçiği buraya diken hangi kuvvettir? Hangi hakka dayanıyor?"

Yazı soruşturmanın açılmasına sebep olur. Gerekçe sermaye düşmanlığı yapılıyor iddiasıdır. Sermaye düşmanlığı yalnız komünizmde vardır ve Türkiye'de komünizm propagandası yapmak suçtur.

Sabiha Sertel sorgu hakimine yazıda sermaye düşmanlığı olmadığını, yabancı sermayeye imtiyaz veren anlayışa düşman olduğunu izah ederek Lozan Anlaşması'nı hatırlatır. Lozan Anlaşması'yla yabancı devletlere verilen imtiyazları kaldırmadık mı? Atatürk yabancı sermayeye düşman değil midir? Yabancı şirketlerin dağıtılmasını istemiyor mu? O halde Mehmetçik, neden Osmanlı Bankası'nı bekliyor? Bu yazıyı dava konusu yapmak, Atatürk'ün prensiplerine karşı gelmektir.

Savunma sorgu hakimi üzerindeki etkisini gösterir ve dava açılmaz.

Lütfen bu yazıyı krizin sıkıntısı içinde okuyunuz. Paraları hortumlayan bankalar... Bir gecede katrilyon kazananların doğmamış çocuklara 3000$ borç takacak kadar vicdansızlaşmış, makineleşmiş bedenlerine; dolar, mark olmuş uzuvlarına beddua ede ede okuyun.

1 Ressam Naciye Neyyal'in Hatıraları, sh. 497


27 Nisan 2001
Cuma
 
FATMA K. BARBAROSOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED