T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kamusal alan

İktidarın başörtüsü meselesinin çözümünü zamana ve uzlaşmaya bırakmasını, mevcut şartlar içinde uygun buluyorum. Ama bu meselenin "çözüldüğünü", "bir daha açılmamak üzere kapandığını", "Türkiye'nin böyle bir meselesinin olmadığını" söyleyenleri izan ve insafa davet ediyorum. Milyonlarca insanın sıkıntı çektiği, çözüm beklediği, yüzbinlerce gencin o yüzden ıztırap içinde olduğu, eğitim öğrenim hakkından mahrum kaldığı bir meseleyi yüzüstü (olduğu gibi, çözülmemiş, ıztırap verici, mahrum edici olarak) bırakıp sonra da bunun çözüm olduğunu söylemek duyarsız baskıcılığın tipik bir örneğidir.

Başörtüsü meselesinin çözümünü zorlaştıran bir yaklaşım da hukuk adına yapılmaktadır. Güya başörtüsü yasağının kaldırılması Anayasa'ya (laiklik ilkesine) ve yüksek mahkeme kararlarına aykırı imiş. Bu konuda yeni bir hukuki düzenleme de yapılamazmış. Bu yaklaşım da bir baskıdır, işi oldu bittiye getirmektir, hatta biraz şantaj bile kokmaktadır. Halkın yüzde seksene yakın büyük çoğunluğu okullarda başörtüsü yasağının kaldırılmasından yana ise, son seçimlerde kullanılan oyları da -diğer amiller yanında- bu yasağa karşı tavır yönlendirmiş ise demokrasilerde bu iradeye karşı ne mahkeme kararları, ne de mevcut düzenlemeler ileri sürülebilir. Yasamanın yapacağı şey, millet iradesi yönünde hukuki düzenlemeler yapmak, hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır, yargının yapacağı şey de bu yönde kararlar almaktır. Aksi halde demokrasi ve halk egemenliğinden değil, yargıçlar devletinden/egemenliğinden söz etmek gerekir.

Son günlerde başörtüsünün nerelerde serbest olacağı konusu tartışılırken "kamusal alan" kavramı odak noktası haline geldi. Radikal'den Sayın H.B. Kahraman'ın bu konuya tahsis ettiği iki yazısında da açıklandığı üzere bu kavram sanıldığı kadar açık bir tanıma kavuşmuş değil. Yine bu yazıya göre türban yasağına konu olan kamusal alanın, "devletin hükmî şahsiyetinin hakim olduğu mekan" yani "devlet dairesi"nden ibaret olması, böyle anlaşılması ve bu anlayışa göre okulların yasak kapsamından çıkması gerekiyor. Benim geçenlerde bir yazımda belirttiğim gibi, kamusal alana devlet dairesi mânası verir ve burada başörtüsünü yasaklarsak, vatandaşın hem din özgürlüğünden yararlanması, hem kamusal alanda istihdam (çalışma, memur olma) hakkını kullanması, hem de dini bir ödevi olan başörtüsünü kullanması mümkün olmayacak, insan iki ölümden/mahrumiyetten birini seçmekle başbaşa bırakılacaktır. Bu sebeple dinin müdahale edemediği, dine dayalı düzenleme ve uygulamanın yapılamayacağı alanı, devlet dairesi gibi mekan olarak değil, yargı, yasama gibi herkesi bağlayan devlet işleri olarak anlamak gerekiyor. Buna göre her kadının başını örtmesini mecburi hale getiren bir yasa(ma) laikliğe aykırı olur, fakat isteyenin inancına uygun olarak giyinmesine/örtünmesine, isteyenin de örtünmemesine imkan veren bir yasa(ma) ve uygulama laikliğe aykırı olmaz; bunun insan haklarına dayalı demokrasilerde böyle olması kaçınılmazdır.

Sayın H.B. Kahraman'a küçük bir düzeltme notum olacak: İstidâ kelimesinin, baş ağrıtmak manasındaki tasdî' ile bir ilgisi yoktur; "İstdid'â", duâ da'vet ve da'vâ ile aynı kökten olmak üzere "resmi makama karşı dileğini yazılı olarak ifade etmek" mânasına gelir.


1 Aralık 2002
Pazar
 
HAYRETTİN KARAMAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED