T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Gururla, mutlulukla teşekkürler

'Teşekkürler'... Türkiye'nin her yerinde, Milli futbol takımımızın Brezilya ile oynadığı ve 1-0 yenik bitirdiği yarı final maçından sonra herkesin gönlünden geçen duygu, ağzından dökülen sözcük buydu. Türkiye'nin her yerinde ve Türkiye ile ilgili her yerde.

Türkiye, Dünya Kupası 2002'nin finalini Almanya ile oynayamayacak. Onun yerine, Japonya'dan Kore'ye dönecek ve Güney Kore ile 'dünya üçüncülüğü' maçına çıkacak. Bu maçın fazla önemi olmayacak. Önemli olan finaldir. Finalist olamayan iki yarı finalistin aralarındaki maç, bir 'dostluk maçı', bir 'teselli maçı' şeklindedir. Üçüncü olursak iyi olur; olamazsak farketmez. Dört takımdan biri zaten olduk. 48 yıl aradan sonra, ilk kez katıldığımız Dünya Kupası'nda yarı finale yükseldik. Milli takımımıza bütün ulusumuza, hepimize, her bir bireyimize yaşattığı bir aydır yaşattığı mutluluk ve heyecandan ötürü 'teşekkürler'. Kocaman 'teşekkürler'...

Milli takım, 'çıta'yı öyle bir yükseltmişti ki, Brezilya'yı sadece yenebilip Almanya ile final oynamayı dilemiyor; bunun gerçekleşebileceğine inanıyorduk. Brezilya'yı aşıp 'Dünya Şampiyonu' olmaya göz dikmiş; umutlarımızı bilemiştik. O yüzden, dün, Brezilya maçı 1-0 aleyhimize sonuçlanınca, birkaç dakikalık bir 'burukluk' besbelli bütün ülkeyi ve insanlarımızın ve dostlarımızın bulunduğu koskoca bir coğrafyayı yaladı geçti. Ve, hemen ardından 'Teşekkürler' denildi ve İstanbul'da Taksim Meydanı'nda, Anadolu yakasında Bağdat Caddesi'nde, Ankara'da Kızılay'da insanlar 'vakur' bir tavırla, Milli takımımızın yarı finale kadar çıkmış olmasını bir kez daha kutladılar.

O sıralarda Washington'da yaşayan bir Yunan asıllı Amerikalı tanıdığımdan bir telefon geldi. Türkiye'nin 'birdenbire Dünya Kupası'nda ta yarı finale kadar yol almasının büyük başarı olduğunu' söyleyerek, beni kutluyordu. Ayrıca, Washington'un Adams Morgan adlı eğlence merkezlerinin bulunduğu semtinin Türk bayraklarıyla süslendiğini ve kutlama hazırlıkları yapılmış olduğunu haber vermeyi ihmal etmedi.

Sabahın saat 06'sında Brüksel sokaklarından, maçı Türkiye'de seyretmek amacıyla erkenden havaalanına yol alırken geçtiğimiz Schaarbeek mahallesi de boydanboya Türk bayraklarıyla donatılmıştı. Belli ki, dünyanın her köşesinde bir 'gurur ve mutluluk seferberliği' haline girilmişti.

Bu arada, NTV ekranında Kudüs'e bağlanıldığını ve Ayşe Karabat'ın telefonla verdiği haberi dinledim: Filistinliler ve İsrailliler, uzun zamandır ilk kez tek bir konuda birleşmişlerdi; Japonya'daki yarı final maçında Türkiye'yi desteklemek.

Dünya Kupası'nda yarı finale yükselmek, Türkiye için her alanda 'çıtayı yükseltme'nin 'işareti'ni verdi. Yarı final ise bize 'başarıyı hazmetmeyi' ve 'vakar'ı bir kez daha hatırlattı. İçimizdeki 'burukluk' yerini 'şükran duygusu'na terketti.

Milli takımımıza teşekkür ederken; takımın başındaki Şenol Güneş'e de teşekkürü ihmal etmemeliyiz. Şenol Güneş, bundan önce ağır eleştirilere hedef olmuştu. Bu, futbolun doğasında vardır ve doğaldır. Ancak, bir savaşta yenilgide nasıl komutanın apoletleri sökülürse; başarıda da övgü sadece 'askerler'e değil; komutana gönderilir ve apoletlerine sırmalar takılır. O nedenle: Teşekkürler Şenol Güneş.

Özellikle, maçtan sonraki basın toplantısında, 'hedefin kupayı almak' olduğunu söyleyerek, ulusumuza bu sevinci yaşatamadıkları için 'özür dileme' jestini yaptığı için teşekkürler. Onun 'vizyon eksikliği'ne ilişkin daha önce kendi eleştirimi de geri çekiyorum ve ona özel teşekkürler gönderiyorum.

Türkiye-Brezilya maçının 'teknik analizi'ni yapmaya gerek duymuyorum; ancak birkaç hatırlatma yapılabilir: Türkiye'nin yarı finaldeki rakibi, Dünya Kupası'nı 4 kez kazanmış ve 2 kez final oynamış tek takım, 'futbolun süperdevleti' Brezilya idi. Yenememekten bir nebze canımız sıkılan Brezilya, işte bu Brezilya.

Ayrıca, Dünya Kupası'na katılan bir takım, en az 3; en fazla 7 maç oynayabilir. 7 maç oynayabilen sadece dört takım vardır: Finalistler ve yarı finalistler.

Biraz daha devam edersem; sanki dünkü sonuçtan 'üzüldüğüm' sonucu çıkabilir. Elbette, biraz 'burukluk' söz konusu ama bu duyguyu bastıran asıl duygum 'gurur'...

Dünya Kupası'nın final maçında bundan önce her seferinde olduğu gibi, tabii ki, Brezilyalıyız.

Türkiyeli olduğumuz için ise gururluyuz. Mutluyuz.

Ve, bu satırları böylesine içten ve kolaylıkla bize yazdırdığı; 'başarı' duygusunu hepimize yaşattığı için, Milli takımımıza bir kez daha yürekten şükran doluyuz...


27 Haziran 2002
Perşembe
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED