T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Korkular, düşmanlar ve içimizdeki despotlar

Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Türkiye'nin komşularıyla neredeyse hiç ticaret yapmadığından yakınmış. Çarpıcı rakamlar vermiş.

Türkiye'nin çevresindeki komşu ülkeler yılda 180 milyar dolarlık ithalat yapıyorlarmış. Bu ülkelerin Türkiye'den aldıkları malların tutarı ise 3 milyar doları geçmiyormuş. Odası Başkanı, bu ihracat rakamının rahatlıkla 80 - 90 milyar dolara çıkartabileceğini söylüyor.

Niye çıkartılamadığını ise şöyle açıklıyor:

"Birinci sebep, komşularımızla diyalog kurmayı beceremiyoruz. Burnumuzun dibinde olmalarına rağmen kendimizi tanıtamıyoruz."

"İkinci sebep, kraldan fazla kralcı olmamız. Amerika Irak'a ambargo koydu, faturayı biz ödüyoruz. Ayrıca ben satmıyorum da adamlar dışarıdan hiç mal almıyor mu? Amerika Ürdün'e satıyor, Ürdün de Irak'a... Ürdün, son 10 yılda Irak'la yaptığı ticaret yüzünden bizi solladı geçti. Aynı şey İran için söz konusu..."

Oda başkanı tabii devlet politikalarını kendi tarzında eleştiriyor.

"Komşularımızla kavgalıyız, düşmanlık politikaları izliyoruz, bütün ülkelerin Türkiye'yi bölüp parçalayacağından kuşku duyuyoruz" demiyor da, " Diyalog kuramıyoruz" diyor.

Irak konusunda devleti, "Kraldan fazla kralcı" davranmakla suçluyor.

Gerçekten de devlet Irak ve Kuzey Irak konusunda bir yandan esip savuruyor. Bir yandan da ABD'nin politikalarının destekçisi durmunda.

Yunanistan'la zaten uzun yıllardır Kıbrıs ve Ege sorunu nedeniyle kavgalıyız.

Suriye ile malum nedenlerden, yani PKK'ya yıllarca verdikleri destekten ve su meselesinden dolayı ilişkilerimiz parlak değil.

İran'ı ise, hem her üniformalı bürokrat aklına geldiği zaman fırçalayıp duruyor.

Neredeyse Türkiye'nin bir numaralı düşman ilan edilmiş durumda.

Ermenistan da öyle. Azerbaycan kanlı bıçaklı olduğu Ermenistanla anlaşmak üzere, Türkiye, tarihteki Ermeni katiamına sahiplenmek uğruna ilişkilerde yumuşamaya yanaşmıyor..

Bulgarlarla uzun yıllar aramız bozuktu.

AB'ya aday üye olan Bulgaristan Avrupa Birliği'nin bütün istediklerini bir bir yerine getiriyor.

Ne bölünme kaygısı taşıyor, ne de ülkede neredeyse yüzde 8'lik bir azınlık olan Türklerin Bulgaristan'ı parçalayacağı endişesi duyuyor.

Buna rağmen ilişkilerde pek parlak bir gelişme yaşanmıyor.

Galiba şu sıralarda ilişkilerin görece iyi olduğu tek ülke Gürcistan.

Ama inanıyorum ki gizli devletin Gürcistan'la ilişkilerde de kendine göre kuşkuları, ambargoları ve endişeleri mevcuttur.

Ne de olsa Türkiye'de çok sayıda Gürcü kökenli yaşamaktadır ve devlet nezdinde bu vatandaşlar da potansiyel bir tehlike arz ediyor olabilirler.

Nitekim Harp Akademilerindeki konferanslarda, derslerde hala Türkiye'nin dört bir yanının düşman devletlerle çevrili olduğu söyleniyor.

Türkiye'nin, hadi Ankara Ticaret Odası Başkanı'nın deyişi ile, 'diyalog kuramadığı' bütün bu ülkelerle ticareti 3 milyar dolar.

Bu ticaret de çok zor koşullarda ve dolaylı yollardan yapılıyor.

Söz gelimi Ermenistan ihtiyaçlarını Fransa'dan değil, Gürcistan yoluyla Türkiye üzerinden karşılyor. Ermenistan'la sınır kapıları hala kapalı.

Ama ticaret ne sınır tanıyor ne de yasak…

Aynı şekilde Türkiye'nin Irak, İran ve Suriye ile ilişkilerinin önemli bölümü sınır ticareti yoluyla gerçekleşiyor.

Türkiye düşmanlık politikalarını bırakıp büyük devlet olarak kendine güvenebilse ve bölünme kuşkularından, korkularından vazgeçebilse , demek ki 180 milyar dolarlık pastadan önemli bir pay alabilecek.

Güvenlik esasına göre oluşturulmuş resmi politikaya göre, başta komşularımız olmak üzere neredeyse bütün dünya Türkiye'ye düşman sayılıyor.

Şimdi en son düşmanımız bizi bölüp parçalamak isteyen Avrupa Birliği.

Türkiye'nin, uzun yıllar terörle yaşadığı ve şimdi de terör tehdidi altında olduğu gerekçesiyle demokrasi ve insan hakları gibi kavramları benimseyemeyeceği söyleniyor..

Sonra, bütün AB üyesi ülkelerle aday ülkelerin benimsedikleri Kopenhag Kriterleri Türkiye'yi böleceği dile getiriliyor.

Bu görüşe göre, Türkiye henüz, insan haklarına dayalı demokratik bir hukuk devleti olamaz.

Çünkü hala terör tehdidi altındadır.

Son zamanlarda açıkça telaffuz edilmese de, düşman komşularla çevrilidir.

Bazı köşe yazarları, Türkiye'de Devlet bahçeli tarafından dillendirilen bu görüşü anlayışla karşılamak gerektiğini söylüyor.

Kendi halkına, vatandaşına özgürlükleri çok gören, despotizmi savunan ve çevresinin düşmanlarla çevrili olduğu psikozu ile komşularıyla sağlıklı bir ticari ilişkiye dahi geçemiyen bu görüşün neresini anlayışla karşılaayalım?

Korkuyu, kuşkuyu günlük hayatımızın bir parçası haline getiren despot kafaların Türkiye'yi daha fazla bloke etmelerininin önüne mutlaka geçilmelidir.

Türkiye, bölünme korkusunu bir yana bırakarak, hem kendi insanlarından hem de komşularından kuşku duymadan özgür dünyanın sağlıklı bir üyesi olmak durumundadır.

Sahte kuşkuları ön plana çıkarıp despotizmi savunanlara neden anlayış gösterelim?


27 Haziran 2002
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED