|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Saat 11'de gazeteye geldim, çayımı aldım, gazetelere şöyle bir baktım, üstüste iki sigara içtim. Kesmedi. Bir çay daha söyledim. Sonra bir sigara, bir sigara daha... Bir ara internete girip posta kutumda birikmiş övgü ve sövgü mektuplarını okudum. Tekrar gazetelere baktım. Bir sigara, bir çay... Bugün Vecdi, Yekta ve Taner kardeşlerimin çağrısına uyarak, gayetle efendi, vatan millet sevgisiyle dopdolu "müeddep" bir yazı yazmak niyetindeyim. Önümden mütemadiyen kırmızı-beyaz formalı adamlar geçiyor. Spor servisi tam tekmil giyinip kuşanmış. Bu satırları saat 14.00'de yazıyorum. Yarım saat sonra, Selahattin Sadıkoğlu'nun odasında, tribünlerdeki yerimizi alıp, Hasan Kaçan'ın benzetmesiyle "yusuf yusuf" vaziyetinde Türkiye-Brezilya maçını izleyeceğiz. Herkeste bir hoşluk, bir hafiflik, bir esriklik. Bu maçı alır mıyız? Alırız abi. Fehmi Koru, Selahattin Sadıkoğlu, Mehmet Şeker, Mustafa Karaalioğlu, Mehmet Köşker, Kadir Demirel, Yusuf Ziya Cömert, Mehmet Ocaktan "alırız konsorsiyumu"nu oluşturuyor. Can Aksın "Niye almayalım?" görüşünde. Sadık Albayrak'a göre "almak zorundayız." Patronumuz Ahmet Albayrak "inşaallah" diyor. Fehmi Koru daha serinkanlı: "Karşımızda Brezilya var. Akıllı oynarsak kazanırız..." Salih Sezer ortada: "Gönlüm Almanya'yla final oynamak istiyor ama, bilmiyorum..."
İk yarı 0-0 bitiyor. Bu yarıda Brezilya daha atak; en az üç net gol pozisyonları var. Sağ kanattan Kafu'yla sürekli bindirme yaptıkları için, Fehmi Koru, Selahattin Sadıkoğlu, Mehmet Ocaktan ve Mehmet E. Yavuz'dan oluşan "yüksek izleyici konseyi", bu kanadın Hasan Şaş'la tıkanması gerektiği konusunda görüş birliğine varıyor. Maçtan önceki gerilimden eser yok. Ortadaki oyun, her türlü sonuca açık. Şenol Güneş, (muhtemelen) Hıncal'ın aklına uyarak defansı ileride kurduğu için, rakip sahamızda boş alanlar buluyor. İkinci yarı daha zor geçecek.
Şenol Güneş'in Hıncal'ın aklına uyduğu kesinlik kazandı. Ne diyordu üstad: "Brezilya'nın en kuvvetli yönü forveti. Defansta çok zayıflar. Oyunu zayıf oldukları bölgeye yıkabilirsek bu maçı kazanırız." Öyle oldu. Oyunu Brezilya'nın yarı sahasına yıktık. Yani sürekli gol aradık. Geride boş alan bıraktığımız için, rakip "kontra toplarla" elini kolunu sallayarak ceza alanımıza indi. Golü de böyle bir pozisyonda buldular. Maçın sonlarına doğru çok çabaladık ama, rakip "en zayıf olduğu alanda" (futbol yazarı jargonuyla söylersek) gole geçit vermedi. Kaybettik. Üzüldük mü? Hayır. Yenildiğimiz takım muhtemelen dünya şampiyonu olacak. Galip gelseydik iyi olacaktı ama, olmadı. Üstad Frederic Beigbeder'in dediği gibi, "sonu kötü biten herşey kötü değildir." Millilerimiz görevini yaptı. Başarıya susamış bu halka ilk kez yarı final heyecanı yaşattı. Az şey mi? Rauf Tamer olsa şöyle bağlardı yazıyı: "Uzatın alınlarınızı..."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |