|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Basın Araştırma Komisyonu'nun zabıtları İnternet'te yayınlandı. Gerçekten şeffaf bir çalışma. Böylece, bizler de Aydın Doğan'ın iddialara verdiği cevapları inceleme fırsatını bulduk. Bir çok yerde maalesef hakikatın yanından teğet geçmiş. Bazı bilgileri de vermiş ama, fazla sorgulanamadığı için, gerçeklerin üzeri örtülü kalmış. Örneklerle düşüncemizi açmak isteriz.
Manipülasyon
Hem Meclis kürsüsünde, hem de bu sütunlarda defalarca anlattık: Ali Balkaner ve diğer bazı işadamları, Milliyet hisseleri üzerinde, 14 Kasım 1997 ilâ 21 Ocak 1998 tarihleri arasında, manipülasyon yaptı. Bu manipülasyon neticesinde, 14 Kasım 1997'de 2 bin 461 lira olan Milliyet hisselerinin değeri, 21 Ocak 1998'de 21 bin 699 liraya yükseldi. Aradan geçen 66 iş gününde, Milliyet hisselerinin değeri % 715 oranında yükselirken, aynı dönemde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Endeksi ancak % 12.77 arttı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) müfettişleri, konuyu araştırdılar ve SPK Başkanı, Sarıyer Adliyesi'ne manipülasyon iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. SPK müfettişleri, hisse fiyatlarının artışının ilk bakışta Milliyet'e yarayabileceğini, ama gazetenin bu işlemden menfaat temin ettiğine dair bulguya rastlamadıklarını raporlarında açıklıyorlardı. Bu yüzden suç duyurusu sadece Ali Balkaner ve arkadaşları aleyhine gerçekleşti. Aydın Doğan sanıklar arasında yer almadı.
Sorular
Oysa, bizim aklımızı kurcalayan bazı soru işaretleri vardı: 1) Tanınmış işadamlarını hedef alan Sarıyer'deki manipülasyon dosyası, nasıl oldu da basına yansımadı? 2) Aydın Doğan, nasıl oldu da Milliyet hisselerinin bu hızlı yükselişindeki garipliği görmedi; araştırıp soruşturmadı? 3) Ali Balkaner'in Milliyet hisselerinin satışına geçtiği gün (28 Ocak 1998), Aydın Doğan'ın da, Milliyet hisselerini Born Holding'e satacağını İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na bildirmesi, tarihlerin birbiriyle örtüşmesi bir tesadüften mi ibaretti? (Bak: İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Günlük Bülten. Tarih 28 Ocak 1998 Çarşamba) 4) Doğan, neden Milliyet hisselerini piyasada oluşan yüksek fiyattan kendisine ait yabancı isimli Born Holding adlı aracı kuruluşa satmıştı? Ve neden/nasıl Born Holding, hemen ertesi günü 13 bin 750 liradan aldığı bu hisseleri, 17 bin 500 liradan Credit Agricole Lazard Financial Product'a satmıştı? Bir gün içinde gerçekleşen söz konusu işlemden kim, nasıl bir menfaat sağlamıştı?
Mesele aydınlandı
İşte Aydın Doğan'ın Araştırma Komisyonu'ndaki konuşması, kafamızı kurcalayan soruların aydınlanmasına vesile oldu. Aydın Doğan, meğer Milliyet hisselerini, Credit Agricole Lazard Financial Products Bank'a, 25 milyon dolarlık bir kredinin karşılığında rehin vermiş. Bu durumda, müfettişlerin yorumunun yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Zira, Aydın Doğan'ın, Milliyet hisselerinin değerinin bu ölçüde artmasında menfaati olduğu anlaşılıyor. Hisselerini 2 bin lira yerine, 17 bin 500 liradan rehin ederek, Credit Agricole'den çok daha yüksek miktarda kredi temin edebiliyor. Sarıyer'deki dava, şartla salıverme kapsamına girdi. Milletvekillerinin hiçbirinin bu manipülasyon davasından haberi yoktu; konu basına yansımamıştı. Milliyet gazetesi dahi, kendi hisseleri üzerinde yapılan manipülasyonu atlamıştı. Bugüne kadar Aydın Doğan, Milliyet hisselerinin niçin Born Holding'e, ertesi gün de niçin Credit Agricole Lazard Financial Products Bank'a satıldığını izah etmemişti. Basın Araştırma Komisyonu'nda mesele aydınlandı; bizim de merakımız nihayet tatmin edildi. KDV meselesi
Araştırma Komisyonu'nda KDV kaçağı bulunup bulunmadığı da tartışıldı. Biz orada, iki konu üzerinde durduk. 1) Hem televizyon, hem de gazete sahibi olan kişiler, kendi gazetelerinin tanıtımını, düşük fiyatlarla televizyonlarında yapıyor; bu uygulama haksız rekabete yol açmasının yanı sıra, KDV kaçağı da yaratıyor. Televizyon sahibi olmayan bir gazete patronu, tanıtım için yüksek meblağlar öderken, diğeri, kendi televizyonunda, % 99 tenzilatla reklâm filmi oynatabiliyor. Bu tenzilâtın tabiî bir sonucu olarak, devletin KDV geliri azalıyor. Aydın Doğan, bu hususa hiç cevap vermemiş. Herhalde dikkatinden kaçmış.
2) Basın Araştırma Komisyonu'nda, KDV sorununa, bir de promosyon vesilesiyle temas ettik. a) Gazete sahipleri promosyon yasağına rağmen, kanuna karşı hile yaparak, kültürel ürünler dışında promosyon veriyor. b) Promosyon, esnaf açısından haksız rekabet doğuruyor. Çünkü promosyon veren basın kuruluşları, sadece % 1 KDV ödüyor; oysa o ürünleri satan esnafın ödediği KDV % 23. Aydın Doğan, "Kanuna karşı hile yapılmıyor. Çünkü promosyonu biz vermiyoruz. Üreticiler veya esnaf veriyor. Meselâ, belirli sayıdaki sertifika karşılığında bedava buzdolabı veriliyor; buzdolabının yanında da, gazeteler, promosyon olarak veriliyor. Bu durumda, üretici veya esnaf % 23 olarak KDV'yi ödüyor" demiş.
Temizel'in vergi reformu
15 Ocak 1997'de çıkan bir kanun var. Buna göre, kültürel ürünler haricinde gazeteler kampanya düzenleyemez. Düzenlemişler ve çeşitli tarihlerde, gazeteler, toplam 5 trilyon lira para cezasına çarptırılmış. (Bu rakamı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın, milletvekillerine verdiği yazılı cevaplardan aldık.) Peki sonra ne olmuş? Aydın Doğan, "Biz yasağa rağmen, promosyon düzenlediğimiz için, çarptırıldığımız para cezalarını ödedik" diyor. Herhalde doğrudur bu sözleri. Ama gene de Maliye Bakanlığı'ndan araştırılmalı. Sonra da, yasağı delmek ve bu para cezalarını ödememek için bir başka yol bulundu. İşte o yola ben "kanuna karşı hile" diyorum. Aydın Doğan'ın da açıkladığı gibi, gazeteler promosyon yapmıyor; kendileri, ürünlerin yanında, promosyon olarak veriliyor. Ve elbette o durumda, % 1 değil, % 23 nisbetinde KDV ödeniyor.
Basın kuruluşları, % 23 yerine, % 1 KDV'yi, kendileri, doğrudan promosyon yaptıklarında ödüyorlardı. 1995 tarihli tebliğe göre, promosyonlara ödenen % 23'lük KDV'den, gazete satışından tahsil edilen % 1'lik KDV düşülüyor, aradaki fark gider olarak yazılıyordu. Böylece basın kuruluşları, ancak kâr ettikleri takdirde -kârları azaldığı için- daha az kurumlar vergisi ödemiş oluyorlardı. Ama kâr etmeyince, gider hanesine attıkları paradan istifade edemiyorlardı. 1998'de, Zekeriya Temizel'in Maliye Bakanlığı döneminde, bir vergi reformu yapıldı ve KDV Kanunu'nun 29'uncu maddesi değişti. Promosyon adı altında, aslında "taksitle satış" yapan gazetelerin, KDV farklarını gider hanesine yazmayıp, doğrudan geri almaları sağlandı. Hatta Vergi Kanunu'nun ilk şeklinde, gider hanesinde birikmiş bütün eski alacakların bile basın kuruluşlarına iadesi söz konusuydu. Muhalefetin konuya dikkat çekmesiyle, değişikliğin geriye doğru işlemesi durduruldu. 29'uncu madde değiştirildi, geriye doğru işlemese bile, basının dağıttığı promosyonlara o tarihten sonra, % 1 KDV ödenmesi esası benimsenmiş oldu. Daha geçenlerde Plan Bütçe Komisyonu'na, promosyon yasağını kaldıran bir tasarı sevkedildi. İktidar partileri tasarıya destek verdiler. Promosyon yeniden yasal hale gelince, KDV Kanunu'ndaki 29'uncu madde gereği, basın kuruluşları "taksitli satışlarını" % 1 KDV ile yeniden yapabilecekler. (Bugünkü uygulama kanuna karşı hiledir ve geçici mahiyettedir.) Burada, promosyon iyidir veya kötüdür, bunu tartışmıyoruz. Sadece yasağa uyulmadığını, kanuna karşı hile yapıldığını, promosyonu yasallaştıracak çalışmaların yürüdüğünü ve promosyon yasallaştığı takdirde gene, % 1 oranında KDV ödeneceğini belirtiyoruz.
Eğer promosyon kapısı kapatılmak isteniyorsa, kanuna "süreli yayınla doğrudan veya dolaylı ilgilendirilen kampanyalar da bu hükümlere tâbidir" cümlesi eklenmelidir. Bizim söylediğimiz şu: Promosyon yasağı varsa, bu yasak uygulanmalı ve açık kapılar kapatılmalıdır. Herkes kanuna saygı göstermelidir. Promosyon serbest bırakıldığı takdirde ise, haksız rekabeti önlemek için, KDV Kanunu'nun 29'uncu maddesi değiştirilmelidir. Yarın, Basın Araştırma Komisyonu'nda, Aydın Doğan'ın hatalı beyanlarını düzeltmeye devam edeceğiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |