T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Brüksel'den son notlar

Avrupa Birliği (AB) kulisi yapmak üzere Brüksel'e gelen işadamları, burada kaldıkları iki gün boyunca o kadar çok "AB Türkiye'ye üyelik müzakeresi için tarih verecek mi?" sorusuna muhatap oldular ki, hareket öncesi bütün espriler 'tarih' üzerineydi. En beğendiğim nükteyi Nejat Koçer'den duydum...

"Ziyaretimiz AB bürokrasisiyle devlet adamlarını o kadar etkilemiş ki, sonunda, onlar bizden tarih istemeye karar vermişler..." Nükte burada kalmıyor: "Bizim arkadaşlar şimdi tarih üzerinde tartışıp duruyorlar, ama galiba bir uzlaşmaya varmaları epey zor olacak..."

Gördüğüm kadarıyla, TOBB'un Brüksel gezisinin, katılan işadamları üzerinde, iki birbirinden farklı etkisi oldu. Biri, AB'nin işleyiş mekanizmalarından etkilendiler ve TOBB olarak işin içinde sürekli bulunmaları gerektiğine inandılar. İkincisi de, yabancı uzmanlar ve bürokratlardan işittikleri eleştiriler, hiç değilse bazılarını, "Galiba, AB'ye kabul edilmeyeceğiz" noktasına götürdü. Çok kişinin ağzından, "Acaba yanlış mı yapıyoruz?" sorusunu duydum...

TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu karamsar değil; tersine, CNN-Türk'ün Brüksel'den yaptığı canlı yayında, "Brüksel önemli bir yer; TOBB olarak AB sürecinin çabuklaştırılması seferberliği içinde yer almamız gerekiyor" mesajını verdi. TÜSİAD'ın burada sürekli bir temsilciliği var; AB konusunun esas muhatabı olan İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) ise, Avrupa'da kendisine benzeyen bir mukabil kurum bulunmadığı için temsilde zorlanıyor... Oysa, Avrupa Odalar Birliği'nin (Eurochambre) kurucu üyesi TOBB 'lobi' faaliyetlerinde çok daha etkili olabilir...

Biz buradayken 'gecikmiş' bir girişime daha tanık olduk: Mesut Yılmaz, Türkiye'den gelen genel müdür Yücel Yener ile birlikte TRT Brüksel bürosunu hizmete soktu. Brüksel'in en merkezi yerinde, dünyanın öndegelen gazete ve televizyon kanallarının bürolarının bulunduğu IPC (International Press Center) binasında artık TRT de bulunuyor.

Belçika'yı mesken tutmuş Türkler Dünya Kupası ile apayrı bir coşkuya bürünmüşler. Belçika milli takımı tur atladığında kentte çıt çıkmamış, Türk milli takımının tur atlaması ise Brüksel trafiğini felç edecek bir hareketliliğe sebep olmuş... Türklerin oturduğu mahallelerde, sokaklar ve evler, büyüklü-küçüklü Türk bayraklarıyla süslenmişti...

Almanya-Güney Kore maçını Belçika'da izlerken garip bir duyguya kapıldım. Dev ekrana benimle birlikte bakanlar arasında TOB programı için Almanya'dan gelmiş Türk işadamları da bulunuyordu. İstedikleri, maçın Almanya'nın gâlibiyetiyle bitmesiydi. Ben de, safça, Almanya'da yaşamaları sebebiyle duydukları iyi hislerin sonucu sandım bunu; hani, "İkisini de seviyorum; Türkiye ile Almanya finali oynarsa, kim kazanırsa kazansın sevinirim" duygusu... Biraz sonra gerçek anlaşıldı: Almanya'da yaşayan Türkler, Alman milli takımını, 'daha kolay' bir rakip gördükleri için tercih ederlermiş meğer... Biri, "Allah bana Almanya karşısında gâlibiyet kutlama nasip etsin" diye dua etti yüksek sesle...

Biz bunları konuşurken, dünkü maçta Brezilya'ya yenileceğimizi pek az kişi aklından geçiriyordu. Yenilmek bir tarafa, TOBB yönetimi, yarı-finalden sonra Tokyo'ya gidip, final maçını izledikten sonra, 'şampiyonluk' için vaad ettikleri '1 Trilyon TL'lik çeki takımımıza orada teslim etme projesini -hiç değilse zihinlerinde- geliştiriyordu.

Hep beraber Brüksel'in yakın banliyölerinden biri olan Genval'e gideceğimizi duyunca, ne yalan söyleyeyim, "Acaba gitmesem, otelde mi kalsam?" diye içimden geçirdim. İyi ki gitmişim; aksi halde hayatımın en koyu yeşilini göremeyecekmişim... Göl kenarındaki şatoyu (Chateau du Lac) lokanta haline getirmiş Belçikalılar, yanında mütevazı ölçülerde yeni bir otel inşa etmişler... Ama, esas güzellik, şato ve otelin karşısında uzanan gölün kıyısındaki yemyeşil alan... Göz alabildiğine bir dinginlik, bir sükunet ki, görmeyin gitsin...

Brüksel'de yaşayan bir dost, şatonun önünden gölün karşı kıyısını gösterip, "Semih Paşa o kıyıdaki balıkçı lokantasını severdi" dedi. "Semih Paşa" dediği 1980 öncesinde genelkurmay başkanlığı yapmış olan Semih Sancar. NATO subayı olarak Brüksel'de görevliyken, yerel halk gibi o da ailesini alıp göl kıyısına gelirmiş...

Ankara'daki diplomatik çevrelerle içli-dışlı bir gazeteci, "Turistik geziye çıkmışsınız" sözleriyle uzandı bulunduğum yere. Ona göre, Avrupalı diplomatlar TOBB'un böyle bir çıkışı neden yaptığını anlayamıyormuş... Benim, "Öyle şey olur mu?" cevabım bile yatıştırmadı gazeteci dostumu. Galiba, TOBB'un, benzer bir lobi çalışmasını, Ankara'daki diplomatlara karşı da başlatması gerekiyor...

Benim açımdan Brüksel gezisi, AB çevreleriyle dirsek teması kurma fırsatı verdiği, önümüzdeki dönem karşılaşacağımız sürprizlere ışık tuttuğu için önemliydi. Bundan sonraki altı ayda Türkiye'nin işinin zor olduğunu biliyordum, ama bu bilgim kendi kulaklarımla işittiğim konuşmalarla bir kez daha teyit edildi. Esas kazancım ise şu bilgi: ANAP ile MHP'yi uzun süre aynı hükümet içerisinde tutmak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor; hükümet için yol ayrımı herhalde fazla uzak değil...

AB çevreleri nazlanmayı bırakıp müzakere için tarih vermeye kalksalar, bugünkü hükümetin bunu duymak isteyeceğinden o kadar emin değilim...


27 Haziran 2002
Perşembe
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED